top of page

Arama Sonuçları

Boş arama ile 102 sonuç bulundu

  • DÜKKAN ÖNÜNE ARAÇ PARK ETMEK YASAK MI? ESNAFIN YOLU KAPATMASI HUKUKA UYGUN MU?

    Günlük hayatta neredeyse herkesin karşılaştığı bir durum var: Bir sokağa giriyorsunuz, park edecek yer buluyorsunuz ama tam aracınızı bırakacakken bir esnaf çıkıp “Buraya park edemezsin, burası benim dükkanımın önü” diyor. Daha da ileri gidip o alanı dubalarla, sandalyelerle, kasalarla kapatmış oluyor. İşin ilginç tarafı, toplumun büyük bir kısmı bu davranışı hukuka uygun zannediyor. Bu yazıda, dükkan önü park meselesini hukuki dayanaklarıyla, kanun maddeleriyle ve uygulamadaki gerçekliğiyle  en ince ayrıntısına kadar ele alacağız. 2026 GÜNCEL HUKUKİ REHBER. DÜKKAN ÖNÜNE ARAÇ PARK ETMEK YASAK MI? ESNAFIN YOLU KAPATMASI HUKUKA UYGUN MU? 1. KAMUYA AİT ALAN NEDİR? DÜKKAN ÖNÜ KİME AİTTİR? Öncelikle temel bir ayrımı doğru yapmak gerekir. Bir işletmenin önünde bulunan yol, kaldırım ve park alanı özel mülkiyet değil, kamuya ait alandır. Türk Medeni Kanunu Açısından: Türk Medeni Kanunu kapsamında kamu malları doğrudan düzenlenmemekle birlikte, kamuya ait alanların özel mülkiyete konu edilemeyeceği kabul edilmektedir. Bu alanlar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır ve herkesin ortak kullanımına açıktır. Anayasal Dayanak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 mülkiyet hakkını düzenler ancak bu hak: “Kamu yararı amacıyla sınırlanabilir.” Buradan çıkan sonuç nettir: Hiç kimse kamuya ait bir alanı kendi mülkiyeti gibi kullanamaz. 2. KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU’NA GÖRE DURUM 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu Madde 14 – Karayolunun Amacı Dışında Kullanılması Karayolu, amacı dışında kullanılamaz ve trafiği engelleyecek şekilde işgal edilemez. Bu hüküm son derece kritik. Çünkü: Duba koymak Sandalye ile yer tutmak Zincir çekmek Kasa bırakmak gibi davranışlar, karayolunun amacı dışında kullanılmasıdır. 3. BELEDİYE MEVZUATI VE ZABITA YETKİSİ Kamu alanlarının korunması yalnızca trafik kanunu ile sınırlı değildir. 5393 sayılı Belediye Kanunu kapsamında belediyeler: Kamu düzenini sağlamak Ortak kullanım alanlarını korumak İşgalleri önlemek ile görevlidir. Zabıta Yönetmeliği Belediye Zabıta Yönetmeliği uyarınca: Kamuya ait alanların izinsiz işgali yasaktır İşgal eden kişiler hakkında işlem yapılır Konulan eşyalar kaldırılır İdari para cezası uygulanabilir 4. ESNAFIN DÜKKAN ÖNÜNÜ KAPATMASI SUÇ MU? Burada çok önemli bir ayrım var. Bu davranış: 1. İdari Yaptırım Konusudur Zabıta müdahale eder Eşyalar kaldırılır Para cezası kesilir 2. Bazı Durumlarda Ceza Hukukuna da Girebilir Türk Ceza Kanunu m. 154 (Hakkı Olmayan Yere Tecavüz) kapsamında değerlendirme yapılabilir. Özellikle: Sürekli işgal Başkalarının kullanımını engelleme Fiili müdahale durumlarında bu tartışma gündeme gelebilir. 5. VATANDAŞ ARAÇ PARK EDEBİLİR Mİ? Şimdi cevabı toplumda yanlış bilinen ve merak edilen kritik soruya gelelim: Bir vatandaş dükkan önüne araç park edebilir mi? Cevap: EVET, ŞARTLAR VARSA. Aşağıdaki durumlar yoksa park etmek tamamen yasaldır: Park yasağı levhası yoksa Engelli park yeri değilse Garaj çıkışı değilse Trafiği engellemiyorsa Bu durumda: Dükkanın önü olması park yasağı oluşturmaz. 6. TOPLUMDAKİ YANLIŞ ALGILAR Bu konuda en yaygın yanlış inanışlar şunlardır: “Dükkanın önü dükkan sahibinindir” Yanlış. Kamu alanıdır. “Esnaf isterse parkı yasaklayabilir” Yanlış. Yetkisi yoktur. “Oraya park etmek saygısızlıktır, hukuka aykırıdır” Hayır. Hukuken park serbesttir. 7. İSTİSNAİ DURUMLAR 1. Belediyeden Özel İzin Bazı işletmelere: Yük indirme alanı Kısa süreli park alanı tahsis edilebilir. 2. Garaj Girişi 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca, araç giriş-çıkışını engellemek yasaktır. Bu durumda park etmek hukuka aykırıdır. 3. Engelli Park Alanı Özel olarak işaretlenmişse park edilemez. 8. ESNAFIN MÜDAHALESİ HUKUKA UYGUN MU? Bir esnafın park sebebiyle araca müdahale etmesi, tartışma çıkarması, zorla kaldırmaya çalışması hukuka aykırıdır. Bu durum haksız fiil, tehdit, mala zarar verme gibi sonuçlar doğurabilir. Bu durumda hem cezai sorumluluk hem de tazminat sorumluluğu gündeme gelebilir. 9. VATANDAŞ NE YAPMALI? Böyle bir durumla karşılaşıldığında: 1. Zabıta Çağrılabilir En etkili yöntemdir. 2. Belediyeye Şikayet Edilebilir Sürekli işgallerde özellikle önemlidir. 3. Trafik Polisi Devreye Girebilir Eğer trafik engelleniyorsa. 10. UYGULAMADA GERÇEK DURUM Pratikte ne oluyor? Esnaf alanı sahipleniyor. Vatandaş çekiniyor. Hukuka aykırı bir düzen oluşuyor. Bu durum: “fiili durum” yaratıyor ama hukuki durum yaratmıyor. SONUÇ Net ve tartışmasız şekilde yürürlükte bulunan mevzuat uyarınca: Dükkan önü kamuya aittir. Esnafın alan kapatma hakkı yoktur. Duba koymak hukuka aykırıdır. Vatandaş şartlar varsa park edebilir. Toplumda yerleşmiş olan, “Dükkanın önü esnafındır.” algısı tamamen yanlıştır. Eğer bir yerde duba, kasa, sandalye vb. ile yer tutulmuşsa muhtemelen; Orada hukuka aykırı bir işgal vardır. Ve unutulmamalıdır ki: Kamuya ait alanlar esnafın değil, herkesindir.

  • KONKORDATONUN KABUL VEYA REDDEDİLMESİNİN PRATİK SONUÇLARI | İCRA TAKİP YASAĞI, ALACAKLILARIN HAKLARI VE TÜM SÜRECİN DETAYLI ANALİZİ

    İCRA TAKİP YASAĞI, ALACAKLILARIN HAKLARI VE TÜM SÜRECİN DETAYLI ANALİZİ Ekonomik zorluk yaşayan borçlular için konkordato, iflastan kurtulmanın en önemli yollarından biridir. Şu soruların cevapları uygulamada halen tam oturmamıştır: Konkordato kabul edilirse borçlar tamamen silinir mi? Konkordato reddedilirse ne olur? İcra takipleri gerçekten durur mu? Alacaklılar bu süreçte ne yapabilir? Bu yazıda, konkordato sürecinin kabul ve ret sonuçlarını , icra takip yasağını  ve alacaklıların hukuki durumunu  tüm yönleriyle ele alıyoruz. KONKORDATONUN KABUL VEYA REDDEDİLMESİNİN PRATİK SONUÇLARI | İCRA TAKİP YASAĞI, ALACAKLILARIN HAKLARI VE TÜM SÜRECİN DETAYLI ANALİZİ KONKORDATO NEDİR VE NE AMAÇLA BAŞVURULUR? Konkordato; borçlarını vadesinde ödeyemeyen veya ödeme riski altında bulunan borçlunun, alacaklılarıyla anlaşarak borçlarını belirli bir plan dahilinde ödemesini sağlayan yargısal bir yeniden yapılandırma mekanizmasıdır. Amaç: Borçlunun iflasını önlemek Alacaklıların alacağını tamamen kaybetmesini engellemek Ekonomik faaliyetlerin devamını sağlamak GEÇİCİ MÜHLET VE İCRA TAKİP YASAĞI Konkordato sürecinin en kritik aşaması geçici mühlet kararıdır . Mahkeme tarafından geçici mühlet verildiği anda: İCRA TAKİPLERİ DURUR MU? Evet. Geçici mühlet ile birlikte: Borçlu aleyhine yeni icra takibi başlatılamaz Devam eden icra takipleri durur Haciz işlemleri yapılamaz İhtiyati haciz kararları uygulanamaz Ancak burada önemli bir ayrım vardır: İSTİSNALAR Aşağıdaki alacaklar için takip yasağı uygulanmaz: Rehinli alacaklar (ipotek, araç rehni vb.) Nafaka alacakları İşçi alacaklarının bir kısmı (duruma göre) Bu nedenle “konkordato tüm borçları durdurur” düşüncesi yanlıştır . KESİN MÜHLET VE SÜRECİN DERİNLEŞMESİ Mahkeme, geçici mühlet sonrası uygun görürse kesin mühlet  verir (genellikle 1 yıl + uzatma). Bu süreçte: Konkordato komiseri denetim yapar Borçlunun mali durumu analiz edilir Alacaklılar toplantıya çağrılır Konkordato projesi oylanır KONKORDATO KABUL EDİLİRSE NE OLUR? Konkordato projesi hem alacaklılar hem mahkeme tarafından onaylanırsa: 1. BORÇLAR YENİDEN YAPILANDIRILIR Borcun bir kısmı silinebilir (tenzilat konkordatosu) Vade uzatılabilir (vade konkordatosu) Faiz indirimi uygulanabilir Borçlu artık mahkeme onaylı ödeme planına göre borcunu öder . 2. İCRA TAKİPLERİ TAMAMEN ETKİSİZ HALE GELİR Konkordato kapsamındaki borçlar için icra takibi yapılamaz Mevcut takipler düşer veya geçersiz hale gelir Alacaklılar artık bireysel hareket edemez 3. ALACAKLILAR BAĞLANIR Konkordato kabul edildiğinde: Kabul etmeyen alacaklılar bile karara uymak zorundadır. Tüm alacaklılar eşit şekilde plana dahil edilir Bu durum konkordatonun en güçlü yönlerinden biridir. 4. BORÇLU FAALİYETİNE DEVAM EDER Şirketler faaliyetlerini sürdürebilir Ticari hayat devam eder İflas riski ortadan kalkar 5. REHİNLİ ALACAKLILARIN DURUMU Rehinli alacaklılar tamamen sistem dışında değildir Ancak rehinle sınırlı olarak haklarını kullanabilirler Rehin açığı varsa konkordatoya dahil olurlar KONKORDATO REDDEDİLİRSE NE OLUR? Konkordato sürecinin reddedilmesi çok daha ağır sonuçlar doğurur. 1. İCRA TAKİP YASAĞI ANINDA KALKAR Tüm icra takipleri kaldığı yerden devam eder Yeni takipler başlatılabilir Haciz işlemleri hızla uygulanır 2. İFLAS KARARI VERİLEBİLİR Özellikle tacirler için: Mahkeme doğrudan iflas kararı verebilir Şirket tasfiye sürecine girer Bu nedenle konkordato reddi çoğu zaman iflasa giden kapıdır. 3. BORÇLAR TAM HALİYLE DEVAM EDER İndirim, yapılandırma veya erteleme olmaz Borçlar eski haliyle geçerlidir Faiz işlemeye devam eder 4. ALACAKLILAR SERBEST KALIR Her alacaklı bağımsız şekilde icra takibi başlatabilir Borçlunun malvarlığına hızla haciz konulabilir ALACAKLILARIN KONKORDATO SÜRECİNDEKİ HAKLARI Konkordato sadece borçluyu değil, alacaklıyı da koruyan bir sistemdir. ALACAKLILAR NE YAPABİLİR? Konkordato projesine itiraz edebilirler Alacaklarını bildirmek zorundadırlar Alacaklılar toplantısında oy kullanırlar Haksız konkordato taleplerine karşı mahkemeye başvurabilirler ALACAKLI ÇOĞUNLUĞU NASIL SAĞLANIR? Konkordatonun kabulü için: Alacaklı sayısının yarısından fazlası veya Alacak miktarının 2/3’ünü temsil eden çoğunluk gerekir EN KRİTİK HATALAR (UYGULAMADA SIK YAPILAN YANLIŞLAR) BORÇLULAR AÇISINDAN Gerçekçi olmayan ödeme planı sunmak Mal kaçırma girişiminde bulunmak Komiser raporlarını ciddiye almamak ALACAKLILAR AÇISINDAN Süreci takip etmemek Alacak bildiriminde bulunmamak Konkordato oylamasına katılmamak Bu hatalar ciddi hak kayıplarına yol açar. SONUÇ: KONKORDATO HERKES İÇİN KRİTİK BİR SÜREÇTİR Konkordato: Doğru yürütülürse borçluyu iflastan kurtarır Yanlış yönetilirse süreci hızla iflasa sürükler Kabul edilmesi durumunda borçlar yapılandırılır ve icra baskısı ortadan kalkar. Reddedilmesi halinde ise icra ve iflas süreci çok daha sert şekilde başlar. Bu nedenle hem borçlular hem alacaklılar açısından konkordato süreci mutlaka profesyonel hukuki destekle yürütülmelidir.

  • AVUKATIN AZLİ HALİNDE İCRA DOSYASINDA ÜCRET NASIL BELİRLENİR?

    Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2025/589 E., 2025/1898 K. Sayılı Kararı Işığında Kritik Rehber İcra dosyalarında avukat ile müvekkil arasındaki ilişki çoğu zaman “ücret” noktasında ciddi uyuşmazlıklara yol açmaktadır. Özellikle avukatın azledilmesi  halinde hangi tür vekalet ücretine hak kazanılacağı, uygulamada en çok tartışılan konuların başında gelir. Bu yazıda, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/589 E., 2025/1898 K. sayılı karar doğrultusunda şu kritik soruya net cevap veriyoruz: İcra dosyasında borçlu vekili olan avukat azledilirse, nispi ücret mi yoksa maktu ücret mi alır? AVUKATIN AZLİ HALİNDE İCRA DOSYASINDA ÜCRET NASIL BELİRLENİR? 1. AVUKAT AZLİ NEDİR VE HANGİ SONUÇLARI DOĞURUR? Avukatın azli, müvekkilin tek taraflı iradesiyle vekalet ilişkisini sona erdirmesidir. Ancak burada kritik ayrım şudur: Haklı azil  → Avukat ücret talep edemez. Haksız azil  → Avukat ücret talep edebilir. İşte Yargıtay kararının odak noktası da tam olarak burasıdır: Haksız azil halinde avukatın hangi ücrete hak kazanacağı karara bağlanmıştır. 2. YARGITAY KARARININ ÖZETİ: EN KRİTİK NOKTA Karara konu olayda; avukat, icra dosyasında borçlu vekili olarak görev yapıyor, müvekkil tarafından azlediliyor, avukat, icra takibi başlatarak vekalet ücretini talep ediyor, Yerel Mahkeme nispi ücrete göre karar veriyor. Ancak Yargıtay bu yaklaşımı açıkça hatalı buluyor. Kararda açıkça şu tespit yapılmıştır: “Taraflar arasında akdi ücret kararlaştırılmadığı ve icra dosyasında borçlu vekilliği söz konusu olduğu için, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca maktu ücret  esas alınmalıdır.” 3. NEDEN NİSPİ ÜCRET DEĞİL MAKTU ÜCRET? Bu kararın en kritik hukuki sonucu şudur: Avukat icra dosyasında borçlu vekili olarak görev yapıyorsa Taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi yoksa Ve avukat haksız şekilde azledilmişse Avukat nispi (yüzdelik) ücret değil, maktu ücret alır. 4. KARARIN DAYANDIĞI HUKUKİ TEMELLER Yargıtay bu sonuca ulaşırken şu düzenlemelere dayanmıştır: 1. Avukatlık Kanunu m.164/4 Sözleşme yoksa ücret, tarifeye göre belirlenir. 2. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi m.11/6 İcra takiplerinde belirli durumlarda maktu ücret uygulanır. Kararda bu durum açıkça şöyle ifade edilmiştir: “Azil tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir.” 5. UYGULAMADA EN SIK YAPILAN HATA Birçok icra dosyasında şu hata yapılmaktadır: Avukat, azil sonrası nispi ücret talep etmekte ve Mahkemeler bazen hatalı şekilde bu talebi kabul etmektedir. Ancak bu karar şunu netleştirmiştir: Bu yaklaşım hukuka aykırıdır. Yargıtay’a göre: İcra dosyası henüz sonuçlanmamışsa Tahsil gerçekleşmemişse Ve ücret sözleşmesi yoksa Borçlu vekili olarak nispi ücret talep edilemez. 6. İCRA İNKAR TAZMİNATI AÇISINDAN SONUÇ Karar sadece vekalet ücretini değil, icra inkar tazminatını  da etkiliyor. Yargıtay diyor ki: Tazminat hesabı da maktu ücret üzerinden yapılmalı Nispi ücret üzerinden hesaplama yapılması hatalıdır Bu nedenle yerel mahkeme kararı: “Usul ve yasaya aykırı” bulunarak kanun yararına bozulmuştur. 7. KARARIN UYGULAMAYA ETKİSİ Bu karar, özellikle şu dosyaları doğrudan etkiler: İcra takibi yapan avukatlar Azledilen avukatlar Vekalet ücreti uyuşmazlıkları İtirazın iptali davaları Net sonuç: İcra dosyasında borçlu vekili olan avukat, haksız azledilse bile otomatik olarak nispi ücrete hak kazanmaz. 8. İCRA DOSYASINDA ALACAKLI VEKİLİ AZLEDİLİRSE ÜCRET NE OLUR? Yukarıda detaylı şekilde açıkladığımız üzere, icra dosyasında borçlu vekili  açısından maktu ücret esası geçerlidir. Ancak uygulamada çoğu kişinin gözden kaçırdığı çok önemli bir ayrım daha vardır: İcra dosyasında alacaklı tarafın avukatı haksız şekilde azledilirse durum tamamen farklıdır. Bu durumda: Avukat, yürüttüğü takip kapsamında akdi vekalet ücretine  hak kazanır. Ayrıca icra dosyasından doğan yasal vekalet ücretini  de talep edebilir. Çünkü alacaklı vekili açısından: Takip doğrudan alacağın tahsiline yöneliktir Yapılan hukuki faaliyet sonuç doğurmaya yönelmiştir Ve vekilin emeği, dosyanın ekonomik değeriyle doğrudan bağlantılıdır Bu nedenle Yargıtay uygulamasında da kabul edildiği üzere: Alacaklı vekilinin haksız azli halinde hem akdi vekalet ücreti hem de yasal vekalet ücreti birlikte talep edilebilir. Kritik Ayrım Borçlu vekili azledilirse → Maktu ücret Alacaklı vekili azledilirse → Akdi + yasal vekalet ücreti Bu ayrım, uygulamada en çok karıştırılan konulardan biri olup, hatalı ücret talepleri nedeniyle açılan davaların önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Bu nedenle bu farkın doğru anlaşılması büyük önem taşır. KARAR KÜNYESİ Mahkeme: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi Esas No: 2025/589, Karar No: 2025/1898, Karar Tarihi: 07.04.2025 Karar Türü: Kanun yararına bozma Konu: Avukatlık ücreti – haksız azil – icra dosyasında maktu ücret uygulanması Kararın tam metni yazının sonunda yer almaktadır. SONUÇ: TEK CÜMLELİK HUKUKİ GERÇEK İcra dosyasında borçlu vekili olan ve sözleşmesi bulunmayan avukat, haksız azil halinde nispi değil, maktu vekalet ücretine hak kazanır. T.C. YARGITAY 3. Hukuk Dairesi Esas No: 2025/589 Karar No: 2025/1898 Karar Tarihi: 07-04-2025 İTİRAZIN İPTALİ DAVASI - TAKİBİN İPTALİNE VE BU BEDEL ÜZERİNDEN İCRA İNKAR TAZMİNATINA KARAR VERİLMESİ GEREKİRKEN İLGİLİ ŞEKİLDE KARAR VERİLMİŞ OLMASININ USUL VE YASAYA AYKIRI OLDUĞU - HÜKMÜN BOZULMASI ÖZET: Davacının haksız azledildiğinin kabulü halinde davacı vekilince talep edilen 2020/490 E. sayılı takip dosyasından ... akdi vekalet ücreti olduğu gözetilerek tarafların akdi avukatlık ücretini kararlaştırmadığı ve davacı vekilin İstanbul 28. İcra Dairesinin 2020/490 E. sayılı icra takip dosyasında borçlu vekili olduğu dikkate alınarak azil tarihinde yürürlükte bulunan 2022-2023 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 11/6. maddesi gereğince maktu ücret yönünden takibin iptaline ve bu bedel üzerinden icra inkar tazminatına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olduğundan Adalet Bakanlığının bu yöne ilişen kanun yararına temyiz isteminin kabulü gerekmiştir. (6100 S. K. m. 363) (YHGK 11.02.2020 T. 2017/19-2076 E. 2020/117 K.) (3 HD. 30.09.2024 T. 2024/935 E., 2024/2653 K.) (3 HD. 15.01.2024 T. 2023/5182 E. 2024/170 K.) İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararı kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; davalının vekili olarak İstanbul 28. İcra Müdürlüğünün 2020/490 E. sayılı icra dosyasında görevini ifa etmesine rağmen haksız azil nedeniyle vekalet ücretini alamadığını, ödenmeyen vekalet ücretine ilişkin Erzincan İcra Müdürlüğünün 2022/7203 E. Sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının itiraz ettiğini belirterek itirazın iptali ile takibin devamına, alacağın %20’sinden az olmamak şartıyla icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. II.CEVAP Davalı vekili; alacağın zamanaşımına uğradığını, davacının vekalet ücreti talep ettiği dava dosyasının kesinleşmemiş olduğunu, davacının kesinleşmeyen dosyaya ait vekalet ücreti talep etmesinin mümkün olmadığını, davacının bazı icra dosyalarında vekilliğini yaptığını, Erzincan İcra Dairesinin 2018/8971 E., 2019/2988 E. ve 2019/1695 E. dosyalarından tahsilatlar yapıldığını, ancak yapılan bu tahsilatların müvekkiline ödenmediğini, Erzincan İcra Dairesinin 2019/2988 E. sayılı icra dosyasının davacı avukatın kusuru nedeniyle takipsiz bırakıldığını, davacının haklı olarak azledildiğini, davalının davacıya vekalet ücreti borcu bulunmadığını savunarak davanın reddini, alacağın %20’sinden az olmamak kaydıyla kötü niyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı avukatın, davalıyı İstanbul 28. İcra Müdürlüğünün 2020/490 E. sayılı dosyasında vekil olarak temsil ettiği, azlin haklı nedene dayandığının ispatlanamadığı, davalı tarafından davacıya akdi veya yasal vekalet ücreti ödemesi yapıldığının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın kabulüne, davalının Erzincan İcra Müdürlüğünün 2022/7203 E. sayılı dosyasında itirazın iptaline, itirazın iptaline karar verilen miktarın % 20'si olan 2.053,77 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir. IV. KANUN YARARINA TEMYİZ A. Kanun Yararına Temyiz Sebepleri İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik Adalet Bakanlığınca; Mahkemece, davacı vekilin haksız azledildiği kabulü ile karar verildiği, tarafların akdi avukatlık ücretini kararlaştırmadığı ve davacı vekilin, İstanbul 28. İcra Dairesinin 2020/490 E. sayılı icra takip dosyasında borçlu vekili olduğu dikkate alınarak azil tarihinde yürürlükte bulunan Tarifenin 11/6 maddesi gereğince Tarifenin ikinci kısım ikinci bölümünde icra dairelerinde yapılan takipler için belirlenen “maktu ücret” yönünden takibin iptaline ve bu bedel üzerinden icra inkar tazminatına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olmasının usul ve yasaya olduğu ileri sürülerek, kanun yararına temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davacı vekilin haksız azil nedeniyle takip ettiği İstanbul 28. İcra Müdürlüğünün 2020/490 E. sayılı takip dosyasından ... vekalet ücretinin tahsili için başlatığı icra takibine itirazın iptali istemine ilişkin olup, kanun yararına temyiz aşamasında uyuşmazlık davacı vekil lehine maktu vekalet ücretine karar verilmesi gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Dava dosyasının incelenmesinde davacı vekilinin icra dosyası ile davalı aleyhine “2020/490 E. AAÜT uyarınca müvekkil vekalet ücreti alacağı” için 10.268,85 TL üzerinden takip başlattığı, davacının dava dilekçesinde davalıdan talep edilen avukatlık ücretinin asgari avukatlık ücreti olduğunu belirttiği, dosya kapsamında aldırılan bilirkişi raporunda “Takibin neticeye erdiği, borcun tahsil edildiği tespit edilemediğinden ve İcra Müdürlüğünce re’sen bir yasal vekalet ücreti hesaplanmadığından, yasal vekalet ücreti tespit ve hesap edilmemiştir. Nitekim davacı yanın yasal vekalet ücreti talep ettiğine dair bir bilgiye dava dilekçesinde rastlanmamıştır.” şeklinde tespitte bulunulduğu, davacı vekilince sunulan 08.05.2024 tarihli itiraz dilekçesinde ise “Müvekkilimiz ile davalı arasında vekalet ilişkisi olduğundan ve müvekkilimiz davalının diğer işlerine de baktığından ödenmeyen avukatlık vekalet ücretini icraya koymuştur. “ şeklinde beyanda bulunarak takip talebinde yer almayan diğer işler için de vekalet ücreti talebinde bulunduğunu açıkladığı, ancak itirazın iptali davasının takip talebiyle ve yine takip talebinde yer alan borcun sebebi ve borçla sıkı sıkıya bağlı olduğu (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.03.2022 tarihli ve 2019/(19)11-718 E., 2022/274 K. sayılı ilamı ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.02.2020 tarihli ve 2017/19-2076 E., 2020/117 K. sayılı ilamı ve Dairemizin 30.09.2024 tarihli ve 2024/935 E., 2024/2653 K. sayılı ilamı ile 15.01.2024 tarihli ve 2023/5182 E., 2024/170 K. sayılı ilamı), davacı vekilin icra dosyasında talep ettiği vekalet ücretinin akdi vekalet ücreti olduğu, taraflar arasında sözleşme olmadığından talep edilen akdi vekalet ücretinin Avukatlık Kanunu'nun 164/4. maddesi ve azil tarihinde (09.09.2022) yürürlükte olan 2022-2023 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 11/6. maddesi gereğince maktu vekalet ücreti olduğu anlaşılmaktadır. Davacının haksız azledildiğinin kabulü halinde davacı vekilince talep edilen 2020/490 E. sayılı takip dosyasından ... akdi vekalet ücreti olduğu gözetilerek tarafların akdi avukatlık ücretini kararlaştırmadığı ve davacı vekilin İstanbul 28. İcra Dairesinin 2020/490 E. sayılı icra takip dosyasında borçlu vekili olduğu dikkate alınarak azil tarihinde yürürlükte bulunan 2022-2023 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 11/6. maddesi gereğince maktu ücret yönünden takibin iptaline ve bu bedel üzerinden icra inkar tazminatına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olduğundan Adalet Bakanlığının bu yöne ilişen kanun yararına temyiz isteminin kabulü gerekmiştir. KARAR Açıklanan sebeplerle; Adalet Bakanlığının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 363/1 hükmüne dayalı kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, Kararın bir örneğinin ve dava dosyasının Adalet Bakanlığına gönderilmesine, 07.04.2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  • AİLE KONUTU ŞERHİ TAŞINMAZIN SATIŞINA ENGEL Mİ?

    Evli çiftlerin en çok merak ettiği hukuki konulardan biri şudur: “Aile konutu şerhi varsa ev satılabilir mi?” Kısa cevap: Evet, bazı durumlarda satılabilir. Ancak çoğu durumda eşin izni olmadan satış geçerli olmaz. Bu yazıda, Türk Medeni Kanunu m. 194  kapsamında aile konutu şerhinin ne olduğu, nasıl konulduğu, ne işe yaradığı ve satışa etkisi tüm detaylarıyla açıklanmaktadır. AİLE KONUTU ŞERHİ TAŞINMAZIN SATIŞINA ENGEL Mİ? AİLE KONUTU NEDİR? Aile konutu, eşlerin birlikte yaşadığı, hayatlarını sürdürdüğü ve evlilik birliğinin merkezi olan konuttur. Yani yazlık değil, yatırım amaçlı alınmış ev değil, fiilen yaşanan evdir.Bu ayrım çok önemlidir. Çünkü koruma sadece “aile konutu” için geçerlidir. TMK m. 194 – AİLE KONUTU KORUMASI Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi bu konuyu açıkça düzenler: “Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz.” Bu hükümden çıkan sonuç: Tek eşin kararı yeterli değildir. Diğer eşin açık rızası şarttır. Aksi işlem hukuken geçersiz hale gelebilir. AİLE KONUTU ŞERHİ NEDİR? Aile konutu şerhi, tapu kütüğüne işlenen ve taşınmazın aile konutu olduğunu gösteren resmi kayıttır. Ama kritik nokta şudur: Şerh olmasa bile aile konutu korunur. Şerh sadece üçüncü kişilere karşı ispatı kolaylaştırır. AİLE KONUTU ŞERHİ NE İŞE YARAR? Aile konutu şerhi, özellikle şu durumlarda hayati önem taşır: Eşlerden biri evi gizlice satmaya çalışırsa Bankaya ipotek vermek isterse Kirayı tek başına feshetmek isterse Şerh varsa: Tapu müdürlüğü işlemi durdurabilir Alıcı “ben bilmiyordum” diyemez Kısaca şerh: “Ben bu evde yaşıyorum, benim de hakkım var” demenin resmi yoludur. AİLE KONUTU ŞERHİ NASIL KONULUR? Şerh koydurmak oldukça basittir. Gerekli belgeler: Nüfus kayıt örneği İkametgah belgesi Evlilik bilgisi Başvuru yeri: Taşınmazın bağlı olduğu Tapu Müdürlüğü. Eşin haberi olmadan bile şerh konulabilir. AİLE KONUTU ŞERHİ NASIL KALDIRILIR? Şerhin kaldırılması için genellikle: Her iki eşin birlikte başvurması veya Mahkeme kararı gerekir Özellikle boşanma sürecinde sıkça gündeme gelir. AİLE KONUTU ŞERHİ VARSA EV SATILABİLİR Mİ? En kritik soruya geldik: 1. ŞERH VARSA Tapuda şerh varsa ve diğer eşin rızası yoksa satış yapılamaz. Yapılsa bile işlem iptal edilebilir ve alıcı ciddi risk altına girer 2. ŞERH YOKSA Bu durum daha tehlikelidir. Eş rıza vermemişse ve fakat tapuda şerh yoksa ev satılabilir. Ancak diğer eş dava açarak satışı iptal ettirebilir. Yani: Şerh yok diye koruma yok sanılmamalıdır. SATIŞIN GEÇERSİZ SAYILDIĞI DURUMLAR Aşağıdaki hallerde satış ciddi risk taşır: Eşin açık rızası yoksa Taşınmaz aile konutuysa Alıcı durumu biliyorsa veya bilebilecek durumdaysa Bu durumda: Tapu iptal ve tescil davası açılabilir İSTİSNALAR: HANGİ DURUMLARDA SATIŞ GEÇERLİ OLUR? Her durumda satış engellenmez. Bazı istisnalar vardır: 1. EŞİN AÇIK RIZASI VARSA Noter onaylı veya açık şekilde verilen rıza varsa satış geçerlidir. 2. AİLE KONUTU DEĞİLSE Ev fiilen kullanılmıyorsa (örneğin yatırım amaçlıysa): TMK 194 uygulanmaz 3. İYİ NİYETLİ ÜÇÜNCÜ KİŞİ Eğer şerh yoksa ve alıcı durumu bilmiyorsa alıcının korunması, satışın geçerli kabul edilmesi gündeme gelebilir. 4. MAHKEME KARARI Haklı bir sebep varsa (örneğin borçlar, zorunluluk), Mahkeme satışa izin verebilir. EN ÇOK YAPILAN HATALAR Vatandaşların en sık yaptığı kritik hatalar: “Ev benim üzerime, istediğim gibi satarım” düşüncesi Şerh koydurmamak Eş rızasını yazılı almamak Tapu işlemlerinde hukuki destek almamak Bu hatalar, geri dönüşü çok zor davalara neden olur. UYGULAMADA YARGI YAKLAŞIMI Yargı kararlarında genel yaklaşım: Aile konutu korunur Eş rızası aranır Haksız satışlar iptal edilir Özellikle eşin mağduriyetini önlemeye yönelik kararlar ağırlıktadır. SONUÇ: AİLE KONUTU ŞERHİ SATIŞA ENGEL Mİ? Net ve açık cevap: Evet, büyük ölçüde engeldir ama mutlak bir yasak değildir. Şu 3 kriter belirleyicidir: Aile konutu olup olmadığı Eş rızasının bulunup bulunmadığı Tapuda şerh olup olmadığı KRİTİK UYARI Eğer eşiniz evi satmak üzereyse, sizin rızanız yoksa acil şekilde aile konutu şerhi koydurmanız gerekir. Aksi halde, telafisi zor zararlar doğabilir.

  • Alkollü Araç Kullanma Cezası 2026: TCK 179, KTK 48, Ceza Davası Riski, Seri Muhakeme ve Sigorta Süreçleri, (Detaylı Rehber) | Trafik Güvenliğini Tehlikeye Atma Suçu

    Alkollü araç kullanma, 2026 yılı itibarıyla yalnızca idari para cezası ile sınırlı olmayan; ehliyete el koyma, ceza davası, sigorta rücu talepleri ve hatta sabıka kaydı  ile sonuçlanabilen çok katmanlı bir hukuki süreçtir. Özellikle Karayolları Trafik Kanunu m.48  ile Türk Ceza Kanunu 179 Trafik Güvenliğini Tehlikeye Atma Suçu  birlikte değerlendirildiğinde, birçok sürücünün farkında olmadığı ciddi riskler ortaya çıkmaktadır. Alkollü Araç Kullanma Cezası 2026: TCK 179, KTK 48, Ceza Davası Riski, Seri Muhakeme ve Sigorta Süreçleri, (Detaylı Rehber) | Trafik Güvenliğini Tehlikeye Atma Suçu 1. KTK m.48’e Göre Alkollü Araç Kullanma ve Promil Sınırları Karayolları Trafik Kanunu m.48, alkollü araç kullanımını hem idari yaptırım hem de ceza hukuku boyutuyla düzenler. Promil sınırları Hususi otomobil: 0.50 promil Ticari/diğer araçlar: 0.20 promil (uygulamada 0.21 kabul edilir) İdari yaptırımlar (2026) İlk ihlal: 25.000 TL + 6 ay ehliyete el koyma İkinci ihlal: 50.000 TL + 2 yıl ehliyete el koyma Üçüncü ve üzeri: 150.000 TL + 5 yıl ehliyete el koyma Ancak KTK m.48’in en kritik yönü, sadece idari yaptırımları değil, ceza sorumluluğuna geçiş eşiğini de belirlemesidir. 2. 1.00 Promil Şartı Yanlış Biliniyor: 0.50 Promil + Kaza = Ceza Davası Uygulamada en büyük yanılgı, ceza davasının yalnızca 1.00 promil üzeri  durumlarda açılacağı yönündedir. Bu doğru değildir. KTK m.48 açıkça şu sonucu doğurur: 1.00 promil üzeri alkol → doğrudan TCK 179/3 kapsamında suç Ancak ayrıca: Hususi araçta 0.50 promil üzeri Diğer araçlarda 0.20 promil üzeri trafik kazasına sebebiyet verilmişse bu durumda da TCK hükümleri uygulanır , yani ceza davası açılır. Bu noktada devreye giren hüküm Türk Ceza Kanunu 179 (Trafik Güvenliğini Tehlikeye Atma Suçu) Sonuç açık: 1.00 promil olmasa bile 0.50 promil + kaza = ceza yargılaması riski Bu durum uygulamada sıklıkla gözden kaçırılmaktadır. 3. TCK 179 Kapsamında Suçun Oluşması ve Cezası TCK 179/3’e göre, alkol etkisiyle araç sevk ve idare edemeyecek durumda olmak, trafik güvenliğini tehlikeye sokmak suçunun oluşması için yeterlidir. Hangi durumlarda uygulanır? 1.00 promil üzeri alkol 0.50 promil üzeri olup kazaya sebebiyet verme Tehlikeli sürüş (şerit ihlali, kontrol kaybı vb.) Cezası 3 aydan 2 yıla kadar hapis Bu ceza: Adli para cezasına çevrilebilir Hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulanabilir Ancak her dosya kendi içinde değerlendirilir. 4. Seri Muhakeme Usulü: Alkollü Araç Dosyalarında En Kritik Karar Noktası Seri Muhakeme Usulü, özellikle TCK 179/3 suçlarında yoğun olarak uygulanmaktadır. Süreç nasıl işler? Savcılık dosyayı inceler Suçun seri muhakemeye uygun olduğuna karar verir Şüpheliye teklif sunulur Şüpheli kabul ederse: Ceza yarı oranında indirilir Dosya kısa sürede sonuçlanır Şartları oluşuyorsa hükmün açıklanmasının geri bırakılması, para cezasına çevirme veya erteleme uygulanabilir. Örnek Normalde 10 ay hapis cezası verilecek bir dosyada: Seri muhakeme ile → 5 ay hapis (veya adli para cezası), şartları varsa HAGB Kabul etmenin sonuçları Suç kabul edilmiş sayılır Hüküm kurulur (mahkumiyet kararıdır) Adli sicile işleme ihtimali vardır Ne zaman avantajlı? Deliller güçlü ise İtiraz ihtimali düşükse Süreci hızlı kapatmak isteniyorsa Ne zaman riskli? Ölçüm hatası ihtimali varsa Kusur tartışmalıysa (özellikle kazalarda) TCK 179’un oluşup oluşmadığı şüpheliyse En kritik uyarı Seri muhakeme teklifleri çoğu zaman “formal bir işlem” gibi sunulsa da aslında bir mahkumiyet kararıdır. Bu nedenle değerlendirme yapılmadan kabul edilmesi ciddi hak kayıplarına yol açabilir. 5. Alkollü Kazada Kasko ve Trafik Sigortası: Gerçek Uygulama Bu alan, uygulamada en çok mağduriyet yaşanan konudur. A) Zorunlu Trafik Sigortası Karşı tarafın zararını öder ancak alkollü sürücüye rücu eder (geri talep eder) Ne demek? Sigorta önce öder → sonra size dava açar. B) Kasko Sigortası Genel kural, alkol varsa teminat dışı kabul edilir. Ancak uygulama bu kadar basit değildir. Yargı kararlarında kabul edilen kritik kriter: Alkol, kazanın doğrudan nedeni mi? Eğer: Alkol kazaya sebep olmuşsa → ödeme yapılmaz Alkol var ama kazanın nedeni farklıysa → ödeme yapılabilir Örnek senaryolar Senaryo 1: 0.70 promil. Arkadan çarpma (takip mesafesi ihlali): Sigorta ödeme yapmayabilir Senaryo 2: 0.60 promil. Kırmızı ışık ihlali yapan başka araç çarptı: Kasko ödeme yapabilir (tartışmalı alan) Pratik gerçek Sigorta şirketleri genellikle: Ödeme yapmamak için direnir Dosyayı teknik incelemeye gönderir Rücu sürecini başlatır Bu nedenle süreç çoğu zaman dava ile çözülür. Dava süreci öncesinde arabuluculuk şartının tüketilmesi bir zorunluluktur. 6. Alkollü Araç Kullanma Sonrası Ne Yapılmalı? (Profesyonel Yol Haritası) 1. Alkol ölçümünü sorgulayın Cihaz kalibrasyonu Ölçüm saati Tutanak doğruluğu 2. Kan testi talep edin En güçlü savunma aracıdır 3. Kaza varsa kusur tespiti kritik Kusur oranı ceza davasını etkiler 4. 15 günlük itiraz süresini kaçırmayın Sulh Ceza Hakimliği 5. Seri muhakemeyi hemen kabul etmeyin Önce dosya analiz edilmelidir 7. Sonuç: Alkollü Araç Kullanımında Çifte Risk Sistemi 2026 itibarıyla sistem iki aşamalıdır: 1. İdari yaptırım (KTK m.48) Para cezası Ehliyete el koyma 2. Ceza sorumluluğu (TCK 179) Hapis cezası Adli sicil kaydı Özellikle: 1.00 promil üzeri → doğrudan ceza davası 0.50 promil + kaza → yine ceza davası Bu nedenle alkollü araç kullanma, basit bir trafik ihlali değil ceza hukuku sonuçları olan ciddi bir risk alanıdır.

  • İzmir'de Ceza Avukatları Ne Yapar? - Ceza Avukatı İzmir

    Ceza hukuku alanında uzmanlaşmış avukatların görev ve sorumlulukları, hukuki süreçlerin karmaşıklığı ve müvekkillerin haklarının korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Özellikle İzmir gibi büyük ve dinamik bir şehirde, ceza davalarının niteliği ve çeşitliliği göz önünde bulundurulduğunda, ceza avukatlarının rolü daha da kritik hale gelmektedir. Bu yazıda, ceza avukatlarının görev alanları, çalışma şekilleri ve İzmir özelinde sundukları hizmetler detaylı bir şekilde ele alınacaktır. Ceza Avukatı İzmir: Görev ve Sorumluluklar Ceza avukatları, suç isnat edilen kişilerin hukuki haklarını korumak ve savunmakla yükümlüdür. Bu kapsamda, ceza davalarının her aşamasında müvekkillerine hukuki destek sağlarlar. İzmir'de faaliyet gösteren ceza avukatları, özellikle aşağıdaki görevleri yerine getirirler: Soruşturma ve kovuşturma süreçlerinde temsil: Müvekkilin savunmasını hazırlamak, delillerin toplanması ve değerlendirilmesi aşamalarında aktif rol almak. Mahkeme sürecinde savunma yapmak: Ceza mahkemelerinde müvekkilin haklarını savunmak, duruşmalara katılmak ve hukuki argümanlar sunmak. Hukuki danışmanlık sağlamak: Müvekkillere suçun niteliği, olası cezalar ve hukuki süreç hakkında detaylı bilgi vermek. Ceza infazı ve itiraz süreçlerinde destek: Mahkeme kararlarına karşı itiraz etmek, temyiz başvurularını hazırlamak ve infaz aşamasında hukuki yardım sunmak. Bu görevler, ceza avukatlarının mesleki sorumluluklarının temelini oluşturmakla birlikte, her davanın kendine özgü dinamikleri nedeniyle farklılık gösterebilir. İzmir'de Ceza Avukatlarının Çalışma Alanları İzmir'de ceza avukatları, geniş bir suç yelpazesiyle ilgilenmektedir. Bu alanlar arasında ekonomik suçlar, uyuşturucu suçları, trafik suçları, cinsel suçlar ve ağır ceza gerektiren diğer suçlar yer almaktadır. Her bir suç türü, farklı hukuki stratejiler ve savunma teknikleri gerektirmektedir. Örneğin: Ekonomik suçlar: Dolandırıcılık, vergi kaçakçılığı ve rüşvet gibi suçlarda, delillerin incelenmesi ve finansal belgelerin analiz edilmesi önemlidir. Uyuşturucu suçları: Suçun niteliğine göre, delil değerlendirmesi ve müvekkilin savunmasının güçlendirilmesi için detaylı incelemeler yapılır. Trafik suçları: Trafik kazaları ve ihlallerinde, olayın oluş şekli ve sorumluluk payları hukuki açıdan değerlendirilir. Cinsel suçlar: Bu tür davalarda, mağdur ve sanık haklarının korunması, delillerin hassasiyetle ele alınması gerekmektedir. İzmir'deki ceza avukatları, bu alanlarda uzmanlaşarak müvekkillerine en etkili hukuki desteği sunmayı amaçlamaktadır. Türkiye'nin en güçlü avukatı kimdir? Türkiye'de hukuk alanında güçlü ve etkili avukatlar çeşitli kriterlere göre değerlendirilmektedir. Bu kriterler arasında mesleki deneyim, başarı oranı, müvekkil memnuniyeti ve hukuki bilgi birikimi ön plandadır. Ancak, "en güçlü avukat" tanımı subjektif olup, farklı hukuk dallarında farklı isimler öne çıkabilmektedir. Ceza hukuku alanında ise, deneyimli ve alanında uzman avukatlar, müvekkillerinin haklarını koruma konusunda önemli bir rol üstlenmektedir. İzmir'de ve Türkiye genelinde bu alanda faaliyet gösteren avukatlar, hukuki süreçlerde etkin temsil ve danışmanlık hizmeti sunarak adaletin sağlanmasına katkıda bulunmaktadır. Ceza Avukatlarının İzmir'deki Hukuki Süreçlerdeki Rolü İzmir'de ceza avukatlarının hukuki süreçlerdeki rolü, sadece mahkeme salonlarıyla sınırlı kalmayıp, soruşturma aşamasından başlayarak infaz sürecine kadar devam etmektedir. Bu süreçte avukatlar, müvekkillerinin haklarının korunması için çeşitli hukuki işlemleri yerine getirirler. Örneğin: Soruşturma aşamasında müdahale: Polis ve savcılık işlemlerinde müvekkilin haklarının ihlal edilmemesi için gerekli hukuki müdahaleler yapılır. Delil toplama ve inceleme: Suçun ispatı veya savunmanın güçlendirilmesi için delillerin toplanması ve hukuki açıdan değerlendirilmesi sağlanır. Duruşma hazırlığı: Mahkeme sürecinde kullanılacak savunma stratejileri belirlenir, tanıklar ve bilirkişilerle görüşmeler gerçekleştirilir. Karar sonrası işlemler: Mahkeme kararlarına karşı itiraz ve temyiz başvuruları hazırlanır, ceza infazı sürecinde müvekkilin hakları takip edilir. Bu kapsamlı hizmetler, ceza avukatlarının müvekkillerine sunduğu hukuki korumanın temel unsurlarını oluşturmaktadır. Ceza Avukatı Seçerken Dikkat Edilmesi Gerekenler Ceza hukuku alanında doğru avukatı seçmek, davanın seyrini ve sonucunu doğrudan etkileyen bir faktördür. İzmir'de ceza avukatı arayışında olanlar için bazı önemli kriterler bulunmaktadır: Uzmanlık alanı: Avukatın ceza hukuku alanında deneyimli ve uzman olması gerekmektedir. Deneyim ve başarı: Daha önce benzer davalarda elde edilen başarılar ve tecrübe değerlendirilmelidir. İletişim becerileri: Müvekkil ile etkili iletişim kurabilen, süreci anlaşılır şekilde açıklayan avukatlar tercih edilmelidir. Şeffaflık ve güven: Hukuki süreçler hakkında açık bilgi veren ve müvekkilin haklarını ön planda tutan avukatlar önemlidir. Yerel bilgi: İzmir ve çevresindeki mahkemeler ve hukuk sistemi hakkında bilgi sahibi olmak avantaj sağlar. Bu kriterler doğrultusunda seçim yapmak, hukuki süreçlerin daha sağlıklı ve başarılı yürütülmesine katkıda bulunacaktır. İzmir'de Hukuki Destek ve Temsil Hizmetleri İzmir'de ceza hukuku alanında hizmet veren avukatlar, müvekkillerine sadece dava sürecinde değil, aynı zamanda hukuki danışmanlık ve önleyici tedbirler konusunda da destek sağlamaktadır. Bu kapsamda: Hukuki danışmanlık: Suç teşkil eden durumlar öncesinde veya sonrasında hukuki risklerin değerlendirilmesi ve önleyici tedbirlerin alınması. Temsil hizmetleri: Mahkemelerde ve diğer resmi mercilerde müvekkilin haklarının etkin şekilde savunulması. Alternatif çözüm yolları: Uzlaşma, arabuluculuk gibi yöntemlerle davaların daha hızlı ve etkili sonuçlanması için çalışmalar yapılması. Bu hizmetler, müvekkillerin hukuki süreçlerde yalnız kalmaması ve haklarının en üst düzeyde korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, i̇zmir ceza avukatı arayışında olanlar için deneyimli ve güvenilir avukatlar, hukuki süreçlerin her aşamasında destek sunmaktadır. Hukuki Süreçlerde Başarı İçin Stratejik Yaklaşımlar Ceza davalarında başarı, sadece hukuki bilgiye değil, aynı zamanda stratejik planlamaya da bağlıdır. İzmir'deki ceza avukatları, davaların seyrini olumlu yönde etkileyebilmek için şu stratejileri benimsemektedir: Detaylı dosya incelemesi: Tüm delillerin ve belgelerin titizlikle incelenmesi, eksiklerin tespiti. Müvekkil ile sürekli iletişim: Sürecin her aşamasında müvekkilin bilgilendirilmesi ve beklentilerinin yönetilmesi. Uzman bilirkişilerle iş birliği: Teknik ve bilimsel konularda uzman görüşlerinin alınması. Hukuki yeniliklerin takibi: Mevzuat değişiklikleri ve yargı kararlarının sürekli izlenmesi. Alternatif çözüm yollarının değerlendirilmesi: Uzlaşma ve ceza indirimi gibi imkanların araştırılması. Bu yaklaşımlar, ceza avukatlarının müvekkillerine en etkin savunmayı sunmalarını sağlamaktadır. İzmir'de ceza hukuku alanında faaliyet gösteren avukatlar, hukuki süreçlerin karmaşıklığı ve müvekkillerin haklarının korunması açısından vazgeçilmez bir role sahiptir. Hukuki danışmanlık ve temsil hizmetlerinde güvenilir bir adres olmayı hedefleyen profesyoneller, müvekkillerinin haklarını en üst düzeyde koruyarak çözüm odaklı ve şeffaf bir yaklaşım sunmaktadır. Bu bağlamda, hukuki süreçlerde doğru avukatı seçmek ve stratejik bir savunma planı oluşturmak, başarıya ulaşmanın temel unsurları arasında yer almaktadır.

  • ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR? SÜRESİ NE ZAMAN DOLAR? (2026 GÜNCEL REHBER)

    Adli kontrol kararı, tutuklamaya alternatif olarak uygulanan ancak kişinin özgürlüğünü ciddi şekilde sınırlayan bir ceza muhakemesi tedbiridir. Özellikle yurt dışına çıkış yasağı, imza yükümlülüğü, konutu terk etmeme gibi kararlar vatandaşların günlük hayatını doğrudan etkiler. Bu nedenle en çok sorulan sorulardan biri şudur: Adli kontrol kararı nasıl kaldırılır? Bu rehberde, tamamen vatandaş odaklı ve uygulamaya yönelik olarak adli kontrolün kaldırılması sürecini tüm detaylarıyla anlatıyoruz. Özellikle CMK m.110/A hükmünü merkeze alarak  süreler ve kaldırma yollarını net şekilde açıklıyoruz. ADLİ KONTROL NEDİR? Adli kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmadan yargılanmasını sağlamak amacıyla getirilen bir tedbirdir. Mahkeme veya hâkim tarafından verilir ve kişinin belirli yükümlülüklere uymasını zorunlu kılar. En sık uygulanan adli kontrol tedbirleri: Yurt dışına çıkış yasağı Belirli günlerde imza atma Belirli yerlere gitmeme Konutu terk etmeme (ev hapsi) Ancak unutulmaması gereken en kritik nokta şudur: Adli kontrol, süresiz bir yaptırım değildir. AZAMİ ADLİ KONTROL SÜRELERİ (CMK m. 110/A ANALİZİ) Adli kontrolün kaldırılmasında en güçlü hukuki dayanaklardan biri süre sınırlamasıdır. Kanuni düzenleme: CMK m.110/A Adli kontrol altında geçecek süre MADDE 110/A – (Ek:8/7/2021-7331/17 md.) (1) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde adli kontrol süresi en çok iki yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek bir yıl daha uzatılabilir. (2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, adli kontrol süresi en çok üç yıldır. Bu süre, zorunlu hâllerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda dört yılı geçemez. (3) Bu maddede öngörülen adli kontrol süreleri, çocuklar bakımından yarı oranında uygulanır 1. Ağır ceza mahkemesine girmeyen suçlar Maksimum süre: 2 yıl Uzatma: +1 yıl (gerekçeli olmak şartıyla) Toplam: En fazla 3 yıl 2. Ağır ceza mahkemesine giren suçlar Maksimum süre: 3 yıl Uzatma: +3 yıl Bazı suçlarda (örgüt, terör vb.): +4 yıl sınırı Toplam süre: Normal suçlarda: 6 yıl Özel suçlarda: 7 yıl 3. Çocuklar için Tüm süreler yarı oranında uygulanır KRİTİK NOKTA: SÜRE AŞIMI VARSA ADLİ KONTROL KALDIRILIR Uygulamada en sık yapılan hata şudur: Adli kontrol kararları yıllarca devam eder, ancak süreler kontrol edilmez. Eğer süre dolmuşsa, uzatma kararı gerekçesizse, uzatma otomatik yapılmışsa adli kontrol hukuka aykırı hale gelir ve kaldırılması gerekir. ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR? 1. Sulh Ceza Hâkimliğine Başvuru Adli kontrolü kaldırmanın en temel yolui dilekçe ile başvuru yapmaktır. Başvuruda şu gerekçeler kullanılabilir: Kaçma şüphesinin bulunmaması Delillerin toplanmış olması Sabit ikamet ve düzenli hayat Sürenin dolmuş olması (en güçlü argüman) 2. Üst Mahkemeye İtiraz Eğer talep reddedilirse, itiraz yoluna gidilebilir. Bu aşamada: Dosya bir üst sulh ceza hâkimliği tarafından incelenir Özellikle süre aşımı varsa kaldırma ihtimali yüksektir 3. Periyodik İnceleme Talebi Adli kontrol kararları, belirli aralıklarla gözden geçirilmek zorundadır. Ancak uygulamada çoğu zaman bu yapılmaz. Bu durumda, inceleme talebi verilerek kararın yeniden değerlendirilmesi istenir. ADLİ KONTROLÜ KALDIRAN EN GÜÇLÜ ARGÜMANLAR Vatandaş açısından en etkili kaldırma gerekçeleri şunlardır: Süre dolmuşsa (CMK 110/A) En güçlü ve en hızlı sonuç veren gerekçedir. Deliller toplanmışsa Artık kaçma veya delil karartma ihtimali yoktur. Sabit hayat düzeni varsa İş Aile İkamet Mahkemeler için önemli kriterdir. Ölçülülük ilkesi ihlali Adli kontrol, amaçla orantılı olmalıdır. Örneğin, basit bir suçta yıllarca yurt dışı yasağı hukuka aykırı olabilir. YURT DIŞI YASAĞI NASIL KALDIRILIR? En çok karşılaşılan adli kontrol türüdür. Kaldırma gerekçeleri: İş gereği seyahat zorunluluğu Eğitim veya sağlık sebepleri Uzun süredir devam etmesi Kaçma şüphesinin olmaması Özellikle süre aşımı varsa kaldırılması çok daha kolaydır. ADLİ KONTROL KALDIRILMAZSA NE OLUR? Eğer başvuru reddedilirse: Tekrar başvuru yapılabilir Yeni gerekçeler sunulabilir Süre ilerledikçe kaldırma ihtimali artar Çünkü adli kontrol ceza değildir, geçici bir tedbirdir. UYGULAMADA BİLİNMESİ GEREKEN GERÇEK Birçok dosyada: Adli kontrol otomatik uzatılır Gerekçe yazılmaz Süreler göz ardı edilir Bu durum hukuka aykırıdır. Özellikle CMK m. 110/A sonrası, süre sınırı netleşmiştir. Buna bağlı olarak uzatma mutlaka gerekçeli olmalıdır SONUÇ: ADLİ KONTROL KALDIRILABİLİR Adli kontrol kararı Süresiz değildir Otomatik devam edemez Gerekçesiz uzatılamaz Eğer: Süre dolmuşsa Şartlar değişmişse Tedbir ölçüsüz hale gelmişse Adli kontrol kararının kaldırılması mümkündür ve çoğu durumda gereklidir.

  • BANKA HESABINA KONULAN HACİZ VE BLOKE NASIL KALDIRILIR?

    Banka hesabına aniden bloke konulduğunu görmek, birçok kişi için ciddi bir panik sebebidir. Maaşınızı çekememek, faturaları ödeyememek ya da ticari faaliyetlerin durması gibi sonuçlar doğurabilir. Peki banka hesabına konulan haciz nedir, neden olur ve en önemlisi nasıl kaldırılır?  İşte adım adım tüm hukuki yol haritası: BANKA HESABINA HACİZ (BLOKE) NEDİR? Banka hesabına haciz, bir alacaklının borcunu tahsil edebilmek amacıyla icra müdürlüğü aracılığıyla banka hesaplarınıza bloke koydurmasıdır. Bu işlem genellikle: İcra takibi başlatılması, Borcun ödenmemesi, Bankalara haciz müzekkeresi gönderilmesi sonucunda gerçekleşir. Banka, gelen haciz yazısı üzerine hesabınızdaki parayı dondurur (bloke eder)  ve alacaklıya aktarılmak üzere tutar. BANKA HESABINA HACİZ NEDEN KONULUR? En yaygın nedenler şunlardır: Ödenmeyen kredi veya kredi kartı borçları Senet / çek borçları Vergi borçları Nafaka borçları Ticari alacaklar İcra takibine konu diğer borçlar Özetle: Hakkınızda kesinleşmiş bir icra takibi varsa banka hesabınıza haciz konulabilir. HACİZ GELDİĞİNİ NASIL ANLARSINIZ? Şu durumlar haczin göstergesidir: Hesabınızdan para çekemiyorsanız Mobil bankacılıkta “blokeli tutar” görünüyorsa Banka işlemlerinizi kısıtladıysa E-Devlet’te icra dosyası görünüyorsa Bu durumda büyük ihtimalle hesabınıza haciz konulmuştur. BANKA HACZİ NASIL KALDIRILIR? (EN ETKİLİ YOLLAR) 1. BORCUN TAMAMEN ÖDENMESİ En hızlı ve kesin çözüm budur. Borç kapatılır Alacaklı icra dosyasına “borç ödendi” bildirimi yapar İcra müdürlüğü bankaya haczin kaldırılması için yazı gönderir Bu süreç genellikle birkaç gün içinde sonuçlanır. 2. ALACAKLI İLE ANLAŞMA (TAKSİT / İNDİRİM) Borcu tek seferde ödeyemiyorsanız: Alacaklı ile uzlaşma yapılabilir Taksitlendirme veya indirim sağlanabilir Protokol sonrası haciz kaldırılabilir Özellikle avukat aracılığıyla yürütülen görüşmelerde çok daha avantajlı sonuçlar alınabilir. 3. HACZİN HUKUKA AYKIRI OLMASI DURUMU Her haciz işlemi hukuka uygun değildir. Aşağıdaki durumlarda hacze itiraz edilebilir: Borç size ait değilse Borç daha önce ödenmişse Tebligat usulsüz yapılmışsa Zamanaşımı gerçekleşmişse Bu durumda: İcra mahkemesine şikayet Menfi tespit davası İtiraz prosedürleri kullanılarak haciz kaldırılabilir. 4. MAAŞ VE SOSYAL GELİR HACİZLERİNE DİKKAT Özellikle kritik bir konu: Maaşın tamamına haciz konulamaz Emekli maaşı kural olarak haczedilemez (istisnalar hariç) Sosyal yardımlar genellikle haczedilemez Eğer bu tür gelirler tamamen bloke edildiyse, bu durum hukuka aykırıdır ve derhal kaldırılabilir. 5. HESAPTAKİ PARANIN NİTELİĞİ ÖNEMLİDİR Banka hesabındaki para: Maaş Nafaka Sosyal yardım kaynaklıysa haciz sınırlandırılabilir veya kaldırılabilir. Bu durumda mutlaka hukuki başvuru yapılmalıdır. HACİZ KALDIRMA SÜRESİ NE KADAR? Duruma göre değişir: Borç ödendiyse: 1–5 gün Anlaşma sağlandıysa: birkaç gün Dava açıldıysa: haftalar / aylar Profesyonel takip süreci ciddi şekilde hızlandırır. EN SIK YAPILAN HATALAR Bankaya gidip çözmeye çalışmak (yetkili merci icra dairesidir) Borcu araştırmadan ödeme yapmak Tebligatları dikkate almamak Avukatsız süreci yürütmeye çalışmak Bu hatalar süreci uzatır ve maliyeti artırır. KRİTİK UYARI: HER BLOKE HACİZ DEĞİLDİR Bazı durumlarda hesap blokesi: MASAK incelemesi Banka güvenlik işlemi Şüpheli işlem kısıtı nedeniyle de olabilir. Bu yüzden önce blokajın kaynağı doğru tespit edilmelidir. SONUÇ: DOĞRU STRATEJİ İLE HACİZ KALDIRILABİLİR Banka hesabına konulan haciz, doğru adımlar atıldığında çözülebilecek bir durumdur. Ancak her dosya farklıdır. Yanlış bir işlem: Daha fazla haciz Ek masraflar Hukuki kayıplar doğurabilir. Bu nedenle süreç mutlaka hukuki strateji ile yönetilmelidir. SIK SORULAN SORULAR (FAQ) Banka hesabındaki tüm para haczedilir mi? Hayır. Borcun ötesine geçen bir bedel haczedilemez. Özellikle maaş ve sosyal gelirler korunmaktadır. Haciz varken para yatırılırsa ne olur? Hesaba giren para da hacze tabi olabilir. Haciz kaldırılmadan hesap kullanılabilir mi? Genellikle hayır, hesap kısıtlı çalışır. E-Devlet’ten haciz kaldırılır mı? Hayır, sadece görüntülenir. İşlem icra dairesinden yapılır. İZMİR’DE HACİZ VE İCRA SÜREÇLERİ İzmir’de icra dosyaları yoğunluk nedeniyle hızlı ilerlemeyebilir. Bu nedenle sürecin doğru ve etkin yönetilmesi büyük önem taşır. Özellikle: Banka hacizleri Maaş hacizleri Ticari hesap blokeleri konularında profesyonel destek süreci ciddi şekilde hızlandırır. SONUÇ Banka hesabına haciz konulması, çaresiz bir durum değildir. Doğru bilgi ve doğru adımlar ile blokeyi kaldırmak mümkündür. Ancak her geçen gün gecikme; faiz, masraf ve hukuki risk demektir. Bu nedenle süreci geciktirmeden harekete geçmek en doğru yaklaşımdır.

  • YILLIK İZİN ÜCRETİ NEDİR? NASIL ALINIR? NASIL HESAPLANIR? (2026 GÜNCEL VE DETAYLI REHBER)

    Çalışanların en temel haklarından biri olan yıllık ücretli izin , uygulamada en çok ihlal edilen ve dava konusu olan alanlardan biridir. Özellikle işten ayrılan işçilerin en büyük mağduriyetlerinden biri, kullanılmayan izinlerin ücretinin ödenmemesi veya eksik ödenmesidir. Bu kapsamlı rehberde, 4857 sayılı İş Kanunu m.53–62  ve Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği  hükümleri doğrultusunda: Yıllık izin hakkının doğumu Kullanımı ve bölünmesi İzin ücretinin hesaplanması İşten ayrılınca ödenmesi gereken tutarlar Dava ve arabuluculuk süreci tüm detaylarıyla ele alınmaktadır. 1. YILLIK ÜCRETLİ İZİN HAKKI NEDİR? (İş Kanunu m.53) İş Kanunu m.53 açık şekilde düzenler: İşyerinde işe başladığı günden itibaren en az 1 yıl çalışan işçi , yıllık ücretli izin hakkı kazanır. Bu süreye deneme süresi de dahildir. Bu düzenleme, işçinin dinlenme hakkının korunmasına yöneliktir ve emredici niteliktedir . Yani işçi bu haktan vazgeçemez. 2. YILLIK İZİN SÜRELERİ (İş Kanunu m.53) Kanuna göre asgari süreler: 1–5 yıl (dahil):  en az 14 gün 5–15 yıl:  en az 20 gün 15 yıl ve üzeri:  en az 26 gün Ek koruma: 18 yaş altı ve 50 yaş üstü işçiler:  en az 20 gün Bu süreler asgari  olup, iş sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesi ile artırılabilir. 3. YILLIK İZİN KULLANIMI NASIL OLUR? (İş Kanunu m.56) Kanun koyucu, yıllık iznin amacına uygun kullanılmasını ister. Temel kural, izinin kesintisiz kullandırılmasıdır İstisna, tarafların anlaşmasıyla bölünebilir ancak bir parçası en az 10 gün kesintisiz olmalıdır. Bu düzenleme, işçinin gerçekten dinlenmesini sağlamaya yöneliktir. 4. YILLIK İZİN ÜCRETİ NEDİR? (İş Kanunu m.57 ve m.59) Yıllık izin ücreti iki farklı şekilde ortaya çıkar: A) İzin kullanılırken (m.57) İşveren, işçiye izne çıkmadan önce izin süresine ait ücretini peşin veya avans olarak ödemek zorundadır. B) İşten ayrılırken (m.59) İş sözleşmesi sona erdiğinde kullanılmayan izinler ücrete dönüşür Bu durumda, izin hakkı artık parasal alacak  haline gelir 5. KULLANILMAYAN İZİNLER YANAR MI? Hayır. İş Kanunu m.59 hükmü çok açık: Kullanılmayan izinler yanmaz İşten ayrılırken tamamı ücret olarak ödenir 6. YILLIK İZİN ÜCRETİ NASIL HESAPLANIR? Temel ilke: İş Kanunu m.59’a göre hesaplama son brüt ücret üzerinden yapılır. Hesaplama yöntemi: Aylık brüt ücret / 30 = günlük ücret Günlük ücret × kullanılmayan izin günü Örnek hesap: Brüt maaş: 36.000 TL Günlük ücret: 1.200 TL Kullanılmayan izin: 18 gün → 21.600 TL yıllık izin ücreti alacağı doğar 7. HANGİ ÜCRETLER DAHİLDİR? Yargıtay uygulamasına göre: Dahil olanlar: Brüt maaş Düzenli ödenen primler Süreklilik arz eden ödemeler Dahil olmayanlar: Arızi ödemeler Yol, yemek gibi süreklilik taşımayan yardımlar (duruma göre değişebilir) 8. İŞVERENİN İZİN KULLANDIRMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ (İş Kanunu m.56, m.60) İşveren, işçiye izin kullandırmak zorundadır; eğer izin kullandırmadıysa sorumludur ÖNEMLİ HUKUKİ İLKE: İzin kullandırıldığını işveren ispat etmek zorundadır 9. İZİN KAYIT ZORUNLULUĞU (Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği m.20) Yönetmeliğe göre: İşveren, işçinin izinlerini gösteren izin kayıt belgesi tutmalıdır Bu belgeler imzalı olmalıdır Eğer bu kayıtlar yoksa: İşçi lehine değerlendirme yapılır Tüm izinlerin kullanılmadığı kabul edilebilir 10. YILLIK İZİN ÜCRETİNE FAİZ İş Kanunu m.59’a göre, işten ayrılma tarihinde alacak muaccel olur ve bu tarihten itibaren faiz işlemeye başlar 11. ZAMANAŞIMI SÜRESİ Yıllık izin ücreti alacakları, 5 yıl zamanaşımına tabidir. Zamanaşımı başlangıcı iş sözleşmesinin sona erdiği tarihtir. 12. İŞTEN ÇIKARILMA ŞEKLİ ÖNEMLİ Mİ? Hayır. İşçi istifa etse bile İşveren işten çıkarsa bile Kullanılmayan izinler mutlaka ödenir. 13. EN SIK KARŞILAŞILAN UYUŞMAZLIKLAR “İzin kullandırdım” iddiası ama belge yok Eksik hesaplama İzinlerin devredildiğinin iddia edilmesi İşçinin imza atmadığı sahte belgeler 14. DAVA SÜRECİ NASIL İŞLER? Yıllık izin ücreti alacağı için süreç: 1. Zorunlu arabuluculuk Başvuru yapılmadan dava açılamaz 2. İş mahkemesi Anlaşma olmazsa dava açılır Deliller: Bordrolar SGK kayıtları Tanık beyanları İzin belgeleri 15. KRİTİK UYARI: İMZA ATMADAN BELGEYİ KABUL ETMEYİN İşçiler açısından en büyük risk: Kullanmadığı izni kullanmış gibi gösteren belgeler Bu nedenle: Her belgeyi dikkatle inceleyin İmza atmadan önce kontrol edin 16. SONUÇ: YILLIK İZİN HAKKI EN GÜÇLÜ İŞÇİ HAKLARINDAN BİRİDİR Özetle: Yıllık izin hakkı vazgeçilmezdir Kullanılmayan izinler yanmaz İşten ayrılınca ücrete dönüşür Hesaplama son brüt maaş üzerinden yapılır İşveren ispat yükü altındadır

  • MAHREM KONULARIN BAŞKASINA ANLATILMASI, BOŞANMADA HER ZAMAN AĞIR KUSUR MUDUR? (GÜNCEL YARGITAY KARARI ANALİZİ)

    T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2023/2-949, K. 2025/394, T. 25.6.2025 “Eşim özel hayatımıza dair şeyleri başkalarına anlattı, bu yüzden tamamen kusurlu.” düşüncesi her zaman doğru olmayabilir. Zira boşanma davalarında Yargıtay uygulaması bu kadar basit değildir. Her mahrem bilgi paylaşımı otomatik olarak ağır kusur  sayılmaz. Hatta bazı durumlarda bu tür paylaşımlar kusur bile sayılmayabilir. Bu yazıda, Yargıtay’ın eşlerin eşit kusurlu olduğuna hükmettiği önemli bir kararı  detaylı şekilde analiz ederek şu sorulara net cevap veriyoruz: Mahrem konuların anlatılması boşanmada ne zaman kusur sayılır? Hangi durumlarda bu anlatım “özel hayatın ihlali” değildir? Eşlerin eşit kusurlu sayılması neye göre belirlenir? Tazminat neden reddedilir? YARGITAY KARARININ KÜNYESİ VE TEMEL SONUCU İnceleme konusu kararda YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2023/2-949, K. 2025/394 sayı ve 25.06.2025 tarihli kararda; Tarafların karşılıklı kusurlarını değerlendirmiş, Kadının “mahrem konuları başkalarına anlattığı” iddiasını incelemiş, Ancak bu davranışın ağır kusur olarak değerlendirilemeyeceğine  hükmetmiştir. Sonuç olarak; tarafların eşit kusurlu olduğu kabul edilmiş ve buna bağlı tazminat kararı bozulmuştur. KRİTİK TESPİT: HER MAHREM BİLGİ PAYLAŞIMI “CİNSEL HAYATIN İFŞASI” DEĞİLDİR Yargıtay kararının en önemli ve dikkat çekici kısmı şudur: “Eşlerin çocuk sahibi olamaması nedeniyle erkeğin tedavi görmesi gerektiğine ilişkin bilginin paylaşılması, cinsel hayatın anlatılması olarak kabul edilemez.” Bu tespit son derece kritik çünkü uygulamada sıklıkla şu hata yapılır: Tıbbi veya sağlıkla ilgili bilgiler Üreme sorunu, tedavi süreci Doktor araştırması doğrudan “mahremiyet ihlali” gibi sunulur. Ancak Yargıtay açıkça şunu söylüyor: Bu tür bilgiler, her durumda “cinsel hayatın ifşası” değildir. ÖNEMLİ DETAY: BİLGİ ZATEN BİLİNİYORSA “SIR” OLMAZ Kararda ayrıca şu hayati değerlendirme yapılmıştır: Kadının sağlık çalışanı arkadaşlarının zaten bu durumu bildiği, hatta doktor araştırma sürecine dahil olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle Yargıtay şu sonuca ulaşmıştır: Zaten bilinen bir bilginin paylaşılması “sır açıklama” olarak değerlendirilemez. Bu yaklaşım, boşanma davalarında çok kritik bir sınır çiziyor: Bir bilginin “mahrem” sayılması için: Gizli olması gerekir Sınırlı kişilerce bilinmesi gerekir Paylaşılmasıyla eşin zarar görmesi gerekir Eğer bu unsurlar yoksa, ortada mahremiyet ihlali de yoktur, ağır kusur da yoktur. MAHREM KONULAR NELERDİR? YARGITAY’A GÖRE SINIR NEREDE? Yargıtay kararından çıkan sonuca göre mahrem konular genel olarak: Cinsel yaşam detayları Evlilik içi özel davranışlar Sağlık durumunun gizli yönleri Eşin itibarını zedeleyecek özel bilgiler Ancak önemli ayrım şudur: Her özel bilgi = mahrem bilgi değildir Özellikle: Tıbbi tedavi süreçleri Kısırlık / çocuk sahibi olamama durumu Doktor arayışı gibi konular, somut olayın özelliklerine göre mahremiyet kapsamı dışında kalabilir. YARGITAY’A GÖRE MAHREMİYET İHLALİ NE ZAMAN KUSUR SAYILIR? Yargıtay uygulamasına göre aşağıdaki durumlar varsa kusur oluşur: Bilgi gerçekten gizliyse Eşin rızası olmadan paylaşılmışsa Üçüncü kişilerle gereksiz şekilde yayılmışsa Eşin onur ve saygınlığı zedelenmişse Ancak bu unsurlar yoksa, mahremiyet ihlali iddiası geçerli olmaz. KARARIN EN KRİTİK SONUCU: EŞİT KUSUR Yargıtay, tüm olayları birlikte değerlendirerek şu sonuca ulaşmıştır: Kadının davranışları tek başına ağır kusur değildir Erkeğin de kusurlu davranışları bulunmaktadır Bu nedenle taraflar eşit kusurludur Bu tespit, davanın kaderini tamamen değiştirmiştir. EŞİT KUSURUN SONUCU: TAZMİNAT REDDİ Kararın en önemli hukuki sonucu şudur: Türk Medeni Kanunu m.174 gereği, tazminat alabilmek için karşı tarafın daha ağır kusurlu olması gerekir. Ancak bu dosyada, taraflar eşit kusurlu kabul edildiği için tazminat şartları oluşmamıştır. Bu nedenle yerel mahkemenin verdiği tazminat kararı Yargıtay tarafından bozulmuştur. UYGULAMADA EN KRİTİK DERS Bu karar, boşanma davalarında şu gerçeği net şekilde ortaya koyuyor: Her iddia edilen “mahremiyet ihlali” mahkeme tarafından kabul edilmez. Özellikle: Sağlıkla ilgili konular Zaten bilinen bilgiler Yardım amacıyla yapılan paylaşımlar kusur olarak değerlendirilmeyebilir. SONUÇ: MAHREMİYET SINIRI YARGITAY TARAFINDAN NET ÇİZİLDİ Bu Yargıtay kararıyla birlikte artık şu hususlar açık: Her özel bilgi paylaşımı cinsel hayatın ifşası değildir Zaten bilinen bilgiler sır sayılmaz Sağlık süreçlerinin paylaşılması otomatik kusur oluşturmaz Kusur değerlendirmesi tek yönlü değil, bütüncül yapılır Eşit kusur halinde tazminat alınamaz Boşanma davası açmadan önce veya dava sürecinde en kritik konu şudur: Sadece karşı tarafın hatalarına değil, kendi davranışlarınıza da hukuki gözle bakmak gerekir. T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2023/2-949, K. 2025/394, T. 25.6.2025 BOŞANMA İSTEMİ ( Eşlerin Çocuk Sahibi Olamamaları Nedeni İle Davalı Erkeğin Tedavi Görmesi Gerektiğine İlişkin Bilginin Cinsel Hayatın Anlatılması Anlamına Gelemeyeceği Gibi Kadının Sağlık Çalışanı Olan Arkadaşları Tarafından Doktor Araştırılması Aşamasında Zaten Bilinen Bir Gerçek Olduğu/Sır Niteliği Taşıdığından da Bahsedilemeyeceği - Direnme Kararında Belirtildiği Gibi Kadının Kusurlu Olduğunun Kabulünün Doğru Olmadığı ) EŞLERİN EŞİT KUSURLU OLMASI ( Tarafların Kusurlu Davranışları Kıyaslandığında Eşit Kusurlu Olduklarının Kabulü Gerektiği/Kanun Koyucunun Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılmasına Neden Olan Olaylarda Eşit Kusurlu Davranışlar Sergileyen Eşlere Boşanma Sebebiyle Ekonomik Durumda Meydana Gelecek Azalmaları Tamamlama Borcu Yüklemediği ) MAHREM KONULARIN AÇIK BİR ŞEKİLDE BAŞKALARINA SÖYLENMESİ ( Kadın Eşin Ağır Kusurlu Olduğunun Kabulü İle Dosya Kapsamına Uygun Düşmeyen Bu Kusur Belirlemesine Bağlı Olarak Erkek Yararına Maddi ve Manevi Tazminat Ödenmesine Karar Verilmesinin Bozmayı Gerektirdiği ) 4721/m.166/1-2,174 ÖZET: Dava, karşılıklı boşanma davasıdır. Olayda; taraflar evlendikten yaklaşık bir buçuk yıl sonra çocuk sahibi olabilmek için doktora gitmişler, erkeğin tedavi olması gerektiğine ilişkin sonuç karşısında ... olan kadın eşin iş ve arkadaş ortamının bilgi ve çevresinden yararlanmak suretiyle erkeğin tedavisine yönelik bir sürece girmişlerdir. Nitekim bu yönde kadının iş arkadaşları olan tanıkların, sürece ilişkin görgüye dayalı beyanlarından karı-koca mahremiyeti niteliğindeki yatak odası sırlarının üçüncü kişilerle paylaşıldığı sonucuna varılması mümkün olmadığı gibi; kadının bu yönde kusurlu olduğuna ilişkin ...'in beyanlarından hareketle kadına bu yönde kusurlu davranış yüklenmesi doğru olmamıştır. Zira dosyaya yansıyan bilgi ve belgelere göre ... ile davacı sağlık çalışanı olup bu nedenle ortak tanıdıkları bulunmaktadır. ... bu kişilerin, abisinin sağlık durumu hakkında bilgi sahibi olduklarını ve "tarafların mahremi olan çocuk sahibi olmaya ilişkin bu tarz şeylerin" üçüncü kişiler tarafından bilindiğini ifade etmiştir. Oysaki eşlerin çocuk sahibi olamamaları nedeni ile davalı erkeğin tedavi görmesi gerektiğine ilişkin bilgi, cinsel hayatın anlatılması anlamına gelemeyeceği gibi kadının sağlık çalışanı olan arkadaşları tarafından doktor araştırılması aşamasında zaten bilinen bir gerçek olup, sır niteliği taşıdığından da bahsedilemez. Dolayısıyla direnme kararında belirtildiği gibi kadının "üçüncü kişilere çocuk sahibi olamadıklarını ve ...'ın tıbbi durumunu anlatarak mahrem konuları açık bir şekilde başkalarına söylediği" gerekçesiyle kusurlu olduğunun kabulü doğru olmamıştır. Tarafların kusurlu davranışları kıyaslandığında eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekir. Kanun koyucu; evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda eşit kusurlu davranışlar sergileyen eşlere, boşanma sebebiyle ekonomik durumda meydana gelecek azalmaları tamamlama borcu yüklememiştir. Hâl böyle olunca kadın eşin ağır kusurlu olduğunun kabulü ile dosya kapsamına uygun düşmeyen bu kusur belirlemesine bağlı olarak erkek yararına maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. DAVA : Taraflar arasında karşılıklı boşanma davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince her iki davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı-karşı davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR : I. DAVA Davacı kadın dava dilekçesinde; davalı ile 26.04.2017 tarihinde evlendiklerini, eşi ile çocuk sahibi olamamaları nedeniyle 23.10.2018 tarihinde hastaneye gittiklerini, yapılan testler sonucunda kendisinde bir sorun olmamasına karşılık davalıya "hormonlarının normal düzeyinde altında kaldığı, genetik sorunlarının olabileceği ve ayrıca iyi huylu şeklinde tabir edilen beyin tümörü" teşhisi koyulduğunu, doktorun kendilerine ameliyat ve sonrasında tüp bebek tedavisi ile bebek sahibi olabileceklerini açıkladığını, buna karşılık davalının ameliyatı kesin şekilde reddettiğini, evlilik hayatının çocuktan ibaret olmadığını söyleyerek bebek konusunda evlatlık almayı önerdiğini ve tedaviye yanaşmadığını ileri sürerek davalı ile boşanmalarına, yararına 80.000,00 TL maddi ve 80.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP VE KARŞI DAVA Davalı-karşı davacı erkek vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla tarafların görücü usulü evlendiklerini, evlilik gerçekleştikten sonra davacının davranışlarında olumsuz yönde değişimler yaşandığını, her fikir ayrılığını tartışmaya çevirdiğini, müvekkilinin çocuk sahibi olmak amacıyla gerekli görülen tedaviyi kabul ettiğini, ne var ki davacının bu konuda eşini desteklemediği gibi "kısırsın" demek suretiyle aşağıladığını, müvekkilinin eşinin ailesi tarafından hakarete uğradığını ve son olarak evden kovulduğunu ileri sürerek boşanmaya sebep olan olaylarda tam kusurlu davacı tarafından açılan davanın reddine, karşı boşanma davasının kabulü ile boşanmalarına karar verilmesini ve müvekkili yararına 50.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 11.11.2021 tarihli ve 2019/478 Esas, 2021/810 Karar sayılı kararı ile; tarafların 26.04.2017 tarihinde evlendikleri, çocukları olmaması nedeniyle hastaneye başvurdukları, erkeğin tedavi sürecinin kadın tarafından beklenmek istemediği, bu yönde "çocuk için ...'ı beklemeyeceğini, tedavi sürecinin uzun süreceğini, boşanmak istediğini" ifade ettiği, eşinin tedavisi devam ederken boşanma davası açtığı, kadının ailesinin erkeğe "sen kısırsın, senin çocuğun olmuyor" şeklinde hakaret ettiği, evlilik birliği içerisinde kalması gereken yatak odası sırlarını üçüncü kişilere anlattığı buna karşılık erkeğin de tedaviye yönelik üzerine düşen çabayı ilerleyen süreçte sarf ettiği, boşanmaya sebep olan olaylarda kadının ağır erkeğin ise az kusurlu olduğu gerekçesiyle her iki davanın da kabulü ile tarafların boşanmalarına, erkek eş yararına 15.000,00 TL maddi, 12.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı-karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 21.06.2022 tarihli ve 2022/84 Esas, 2022/1741 Karar sayılı kararı ile; tarafların boşanmaya neden olan olaylardaki kusur dereceleri, evlilik süresi, tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile boşanma yüzünden zedelenen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamına ve günün ekonomik koşullarına göre, ilk derece mahkemesince davalı-karşı davacı lehine takdir edilen maddi ve manevi tazminat miktarlarının makul olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 2. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı-karşı davalı kadının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2- Evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine (TMK m.166/1) dayalı olarak karşılıklı açılan boşanma davalarında, ilk derece mahkemesince davacı- karşı davalı kadının, davalı-karşı davacı erkeğe göre ağır kusurlu olduğu belirtilerek her iki davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına ve boşanmanın ferilerine karar verilmiştir. Davacı-karşı davalı kadının istinaf kanun yoluna başvurması üzerine bölge adliye mahkemesince esastan ret kararı verilmiş olup, karar davacı-karşı davalı kadın tarafından temyiz edilmiştir. İlk derece mahkemesince, kusur belirlemesi yönünden yapılan incelemede davacı-karşı davalı kadına, “üçüncü kişilere çocuk sahibi olamadıklarını, erkeğin tıbbi durumunu anlatarak yatak odası sırlarını başkaları ile paylaştığı” vakıası kusur olarak yüklenmiş ise de; tarafların bu yönde tedavi gördüklerinin bilindiği, bu vakıanın eşler arasında kalması gereken sır niteliğinde olmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle, davacı-karşı davalı kadına bu vakıanın kusur olarak yüklenemeyeceği anlaşılmış olup, oluşan diğer kusurlu davranışlara göre tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulü gerekir. 3- Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere boşanmaya sebebiyet veren vakıalarda taraflar eşit kusurludur. Boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu eş yararına maddi ve manevi tazminata karar verilemez. Davalı-karşı davacı erkek yararına Türk Medeni Kanunu' nun 174/1-2. maddesi koşulları oluşmamıştır. O halde davalı-karşı davacı erkeğin maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar vermek gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesinin ilâm balığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki karar gerekçesi genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı-karşı davalı vekili temyiz dilekçesinde; boşanmaya sebep olan olaylarda kadın eşin ağır kusurlu olarak kabul edilmesi ve bu belirlemeye bağlı olarak erkek yararına tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; Türk Medeni Kanunu'nun 166/1-2 maddeleri uyarınca boşanmalarına karar verilen eşlerin, boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu olup olmadıkları, buradan varılacak sonuca göre erkek eş yararına TMK’nın 174. maddesi uyarınca tazminat koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk Türk Medeni Kanunu'nun 166/1-2 ve 174. maddeleri. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili kanun maddelerinin incelenmesinde yarar görülmektedir. 2. Bilindiği üzere 4721 sayılı Kanun'un "Evlilik birliğinin sarsılması" başlıklı 166. maddesinin 1 ve 2. fıkraları; "Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir" hükmünü taşımaktadır. 3. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü, somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş olması nedeniyle evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime çok geniş takdir hakkı tanımıştır. Bu bağlamda evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davası açan davacının davasının kabul edilerek boşanma kararı elde edebilmesi için iki koşulun gerçekleştiğini kanıtlamış olması gerekir. Bunlardan ilkinde davacı; kendisinden, evlilik birliğinin devamı için gereken "ortak hayatın sürdürülmesi" olgusunun artık beklenmeyecek derecede birliğin temelinden sarsıldığını, ikinci olarak "temelden sarsılmanın" karşı tarafın kusurlu davranışları sonucu gerçekleştiğini ispatlamak zorundadır. 4. Belirtmek gerekir ki; söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Çünkü tam kusurlu eşin boşanma davası açması tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki "birlik artık sarsılmıştır" diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer (4721 sayılı Kanun md. 2). Nitekim benzer ilkeye Hukuk Genel Kurulunun 04.12.2015 tarihli ve 2014/2-594 Esas, 2015/2795 Karar sayılı kararında da değinilmiştir. Bu durumda kusur ilkesine göre genel sebeple (4721 sayılı Kanun md. 166/1) boşanmaya karar verebilmek için davalının az da olsa kusurlu olması gerekir. 5. Yargıtay kararlarında boşanma davalarında temyiz incelemesi aşamasının daha sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla; her bir davada verilecek olan boşanma kararı, fer'îleri ve boşanmanın malî sonuçları yönünden yapılacak denetlemeye uygun şekilde, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışları belirtildikten sonra eşlerin kusur durumlarının "kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş" şeklinde belirlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Yine Yargıtay, 03.07.1978 tarihli ve 5/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla da "kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden bir ölçü konulamayacağına ve bu hususta bir içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğine" karar vererek her bir boşanma davasında tarafların boşanmaya esas teşkil eden kusur durumlarının kendine özgü ve o evliliğe münhasır olduğunu kabul etmiştir. 6. Diğer yandan boşanma bozucu yenilik doğuran bir karar niteliğinde olup, boşanma kararının kesinleşmesiyle evlilik birliği sona erer. Boşanmanın eşler bakımından kişisel ve mâli olmak üzere bir takım sonuçlarının bulunduğu kuşkusuzdur. Maddi ve manevi tazminat talepleri de boşanmanın eşlerle ilgili mâli sonuçlarındandır. 7. Türk Medeni Kanunu’nun "Maddi ve manevi tazminat" başlıklı 174. maddesinde "Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir" hükmü düzenleme altına alınmıştır. Görülüyor ki hâkim, boşanmaya sebep olan olaylarda kusursuz veya az kusurlu bulunan eş yararına tazminat ödenmesine karar vermek yetkisine sahiptir. 8. Maddi tazminat, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan talep ettiği tazminattır. Maddi tazminatın ön koşulu, talep edenin boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmesi, boşanma ve maddi zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır. Başka bir sebepten kaynaklı kayıplar maddi tazminat kapsamında yer alamaz. Mevcut menfaatlerin belirlenmesinde evliliğin taraflara sağladığı yararlar göz önünde bulundurularak tarafın maddi tazminat talebi değerlendirilir. Evliliğin boşanma ile sona ermesi hâlinde taraflar birliğin sağladığı menfaatlerden ileriye dönük olarak faydalanamayacaklardır. Beklenen menfaatler ise evlilik birliği sona ermeseydi kazanılacak olan olası çıkarları ifade eder. 9. Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen manevi tazminata boşanmaya sebep olan olayın, kişilik haklarına saldırı teşkil etmesi halinde hükmedilir (Türk Hukuk Lugatı, Ankara-2021 Baskı, Cilt-I, s. 763). Manevi zarar ise, insan ruhunda kişinin iradesi dışında meydana gelen acı, ızdırap ve elem olarak ifade edilmektedir. Manevi tazminat da, bozulan manevi dengenin yerine gelmesi için kabul edilen bir telafi şeklidir. Hukuka aykırı ve kusurlu bir davranış sonucu hakkı ihlal edilenin zararının giderilmesi, menfaatinin denkleştirilmesi hukukun temel ilkesidir. Ancak 4721 sayılı Kanun'un 174/2. maddesi genel tazminat esaslarından ayrılmış, aile hukukunda getirilmiş, kendine özgü bir haksız fiil düzenlemesidir. Eşler arasındaki ilişkinin özelliği itibariyle burada manevi zararı tam olarak belirlemek zordur. Manevi tazminat miktarı, maddi olarak kesin bir miktar değildir. Manevi tazminat talep eden eşin ruhen uğramış olduğu çöküntü ile psikolojik olarak yaşamış olduğu sıkıntılara karşılık olarak onu rahatlatacak olan bir bedeldir. Bu özelliği nedeniyledir ki; yasa, menfaati zedelenen ve kişilik hakları ihlal edilen eşe "uygun bir tazminat" verileceğini belirtmektedir. O hâlde hâkim; manevi tazminatın miktarını belirlerken, kişilik haklarına yapılan saldırının niteliği ile tarafların ekonomik ve sosyal durumları dikkate alınarak takdir hakkını kullanmalıdır. 10. Eldeki davaya gelince; tarafların 26.04.2017 tarihinde görücü usulü ile evlendikleri, 08.04.19** doğumlu olan kadın eşin il sağlık müdürlüğünde ... olarak görev yaptığı, 09.07.19** doğumlu erkeğin ise SGK'da ... olarak çalıştığı, eşlerin çocuk sahibi olamamaları nedeniyle 23.10.2018 tarihinde hastaneye başvurdukları, sağlık sonuçlarına göre erkeğin ameliyat olmasını gerektirir nitelikte göreceği tedavi sonucunda çocuk sahibi olabileceklerinin öğrenildiği, tedavi sürecine ilişkin bilgisi olduğu anlaşılan hastane yöneticisi tanık ...'ın "çocuk için... hanım benim ile ve hekim ile irtibat kuruyordu, ancak davalı bu konuda isteksizdi, ben de hastane yöneticisi olarak o süreçte yardımcı olmuştum" şeklinde beyanda bulunduğu, kadın eşin iş arkadaşı olan ...'ın ise olayla ilgili "... tahlil sonuçlarına göre sorunun ...'da olduğunu kimseye söylemedi, 5-6 ay kadar sonra bana söyledi, daha sonra Ankara'ya gittiler, bu süreçte doktor ve ilaç konusunda ben de yardımcı oldum, bu aşamada tüm masrafları... kendisi karşılıyordu, ayrıca ... ilaçları kullanmak istemiyordu, ben bunları kullanmak istemiyorum diyordu, ayrıca son zamanlar ..., ...'nin bizim ile görüşmesini de istemiyordu, tarafların en son ayrılmaları da çocuk yüzünden oldu, ... çocuk için harcama yapmayacağını, tüm masraflarının...'nin karşılamasını istedi, buna rağmen... bunları gerçekleştiriyordu, ... bir ameliyat olması gerekiryordu, fakat ... bu ameliyatı olmak istemedi, tedavilerden vazgeçti" dediği, erkeğin annesi olan ...'ın gerçekleşen olayları "benim bildiğim taraflar arasındaki boşanmaya dair temel husus çocuğu olmamasıdır, bunun dışında başkaca bir anlaşmazlık hususu yoktur" şeklinde ifade ettiği, yine erkeğin babası ...'in özetle -oğlumdan dolayı çocuk olmadığı ortaya çıktı, taraflar Ankara'ya özel bir muayenehaneye gittiler, orada doktor tarafından "tedavinin uzun süreceği ve ancak ameliyat ile tedavi olunabileceğini" söylendi, oğlunun ilk başta çekindiği ve ameliyat olmayı kabul etmediği, daha sonra ameliyat olmayı kabul ederek randevu aldığı, bu arada karşı tarafça dava açıldığını öğrendiklerini beyan ederek taraflar ile görüşmeye gittiklerinde gelinin "çocuk için ...'ı bekleyemeyeceğim, tedavi süreci uzun sürecek, boşanmak istiyorum" dediği- şeklinde görgüsünü mahkemeye aktardığı, erkeğin kardeşi ...'in de olayla ilgili "davacının tedavi aşamasında boşanma davası açtığını, abisini yalnız bıraktığını, yengesinin annesi ve teyzesinden abisine yönelik -sen kısırsın, senin çocuğun olmuyor- şeklinde hakaret içerikli sözler duyduğunu, sağlık çalışanı olması nedeni ile... ile ortak arkadaşlarının olduğunu, bu kişilerden abisinin sağlık durumu ve eşlerin mahremi olan çocuk sahibi olma konusunda...'den duyuma dayalı bilgi sahibi olduklarını öğrendiğini, ...'nin eldeki davayı abisinin ameliyat olsa dahi çocuk sahibi olma ihtimalinin düşük olması nedeniyle açtığını" ifade ettiği anlaşılmıştır. 11. Dosya kasamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; eşlerin doğal yollarla çocuk sahibi olamayacaklarını öğrenmelerinin ardından sorun yaşamaya başladıkları, gerçekleşen olaylara göre erkeğin tedavi sürecinin uzun süreceğini düşünen kadın eş tarafından "çocuk için ...'ı beklemeyeceğim" şeklinde sözlerle boşanma isteğini dile getirdiği, kadının annesi ve teyzesi tarafından erkeğe "sen kısırsın, senin çocuğun olmuyor" şeklinde hakaret edildiği, erkeğin tedavi süreci devam ederken kadının boşanma davası açtığı, buna karşılık erkeğin de tedaviye yönelik üzerine düşen çabayı ilerleyen süreçte sarf ettiği hususunda İlk Derece Mahkemesi ve Özel Daire arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Ne var ki Özel Daire bozma kararında isabetli şekilde belirtildiği üzere boşanmaya sebep olan olaylarda kadının "üçüncü kişilere çocuk sahibi olamadıklarını, erkeğin tıbbi durumunu anlatarak yatak odası sırlarını başkaları ile paylaştığı" gerekçesiyle ağır kusurlu olduğundan bahsedilmesi mümkün değildir. 12. Somut olayda; taraflar evlendikten yaklaşık bir buçuk yıl sonra çocuk sahibi olabilmek için doktora gitmişler, erkeğin tedavi olması gerektiğine ilişkin sonuç karşısında ... olan kadın eşin iş ve arkadaş ortamının bilgi ve çevresinden yararlanmak suretiyle erkeğin tedavisine yönelik bir sürece girmişlerdir. Nitekim bu yönde kadının iş arkadaşları olan tanıkların, sürece ilişkin görgüye dayalı beyanlarından karı-koca mahremiyeti niteliğindeki yatak odası sırlarının üçüncü kişilerle paylaşıldığı sonucuna varılması mümkün olmadığı gibi; kadının bu yönde kusurlu olduğuna ilişkin ...'in beyanlarından hareketle kadına bu yönde kusurlu davranış yüklenmesi doğru olmamıştır. Zira dosyaya yansıyan bilgi ve belgelere göre ... ile davacı sağlık çalışanı olup bu nedenle ortak tanıdıkları bulunmaktadır. ... bu kişilerin, abisinin sağlık durumu hakkında bilgi sahibi olduklarını ve "tarafların mahremi olan çocuk sahibi olmaya ilişkin bu tarz şeylerin" üçüncü kişiler tarafından bilindiğini ifade etmiştir. Oysaki eşlerin çocuk sahibi olamamaları nedeni ile davalı erkeğin tedavi görmesi gerektiğine ilişkin bilgi, cinsel hayatın anlatılması anlamına gelemeyeceği gibi kadının sağlık çalışanı olan arkadaşları tarafından doktor araştırılması aşamasında zaten bilinen bir gerçek olup, sır niteliği taşıdığından da bahsedilemez. Dolayısıyla direnme kararında belirtildiği gibi kadının "üçüncü kişilere çocuk sahibi olamadıklarını ve ...'ın tıbbi durumunu anlatarak mahrem konuları açık bir şekilde başkalarına söylediği" gerekçesiyle kusurlu olduğunun kabulü doğru olmamıştır. 13. Tarafların kusurlu davranışları kıyaslandığında eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekir. Kanun koyucu; evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda eşit kusurlu davranışlar sergileyen eşlere, boşanma sebebiyle ekonomik durumda meydana gelecek azalmaları tamamlama borcu yüklememiştir. Hâl böyle olunca kadın eşin ağır kusurlu olduğunun kabulü ile dosya kapsamına uygun düşmeyen bu kusur belirlemesine bağlı olarak erkek yararına maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. 14. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 15. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ : Açıklanan sebeple; Davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373. maddesinin 1. fıkrası uyarınca kararı veren Kahramanmaraş 1. Aile Mahkemesine gönderilmesine, 25.06.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

bottom of page