Arama Sonuçları
Boş arama ile 102 sonuç bulundu
- İZMİR’DE BOŞANMA DAVASI NASIL AÇILIR? BOŞANMA DAVASI NE KADAR SÜRER? (2026 GÜNCEL REHBER)
Anlaşmalı ve Çekişmeli Boşanma Süreleri, Şartları ve Tüm Hukuki Yol Haritası Boşanma süreci, hayatın en kritik dönemeçlerinden biridir. Özellikle İzmir gibi büyük şehirlerde dava yoğunluğu, usul hataları ve yanlış stratejiler nedeniyle süreç beklenenden çok daha uzun ve yıpratıcı hale gelebilir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce sürecin nasıl işlediğini, hangi tür boşanmanın sizin için uygun olduğunu ve davanın ne kadar süreceğini net şekilde bilmek büyük avantaj sağlar. Bu rehberde İzmir’de boşanma davasının nasıl açılacağını, anlaşmalı ve çekişmeli boşanmanın farklarını ve ortalama dava sürelerini tüm detaylarıyla açıklıyoruz. İZMİR’DE BOŞANMA DAVASI NASIL AÇILIR? Boşanma davası açmak için öncelikle görevli ve yetkili mahkemenin doğru belirlenmesi gerekir. Türkiye’de boşanma davalarına Aile Mahkemeleri bakar. İzmir’de de davalar, tarafların yerleşim yerindeki Aile Mahkemelerinde açılır. Yetki açısından 3 seçenek vardır: Eşlerden birinin yerleşim yeri Eşlerin son 6 ay birlikte yaşadığı yer Davalının yerleşim yeri İzmir özelinde konuşursak; Karşıyaka, Bornova, Konak, Buca gibi ilçelerde yaşayan kişiler, kendi bölgelerine en yakın Aile Mahkemesinde dava açabilir. BOŞANMA DAVASI AÇMA ADIMLARI Dava Dilekçesinin Hazırlanması Boşanma sürecinin en kritik aşaması dilekçedir. Çünkü dava tamamen dilekçede ileri sürdüğünüz vakıalar ve talepler üzerinden yürür. * Anlaşmalı boşanmada protokol hazırlanır * Çekişmeli boşanmada ise tüm vakıalar detaylı anlatılır Harç ve Giderlerin Yatırılması 2026 yılı itibarıyla boşanma davalarında belirli miktarda harç ve gider avansı yatırılması zorunludur. Davanın Açılması Dilekçe ve ekleriyle birlikte dava, UYAP üzerinden veya fiziki olarak mahkemeye sunulur. Tebligat Süreci Dava dilekçesi karşı tarafa tebliğ edilir ve cevap süresi başlar. Duruşma Süreci Davanın türüne göre ya tek celsede ya da birçok duruşma ile süreç devam eder. ANLAŞMALI BOŞANMA NEDİR? Anlaşmalı boşanma, eşlerin boşanma ve tüm sonuçları (nafaka, velayet, mal paylaşımı vb.) konusunda mutabık kalmasıdır. Şartları: Evliliğin en az 1 yıl sürmüş olması Tarafların birlikte başvurması veya birinin açtığı davayı diğerinin kabul etmesi Hakim huzurunda irade beyanı Yazılı bir boşanma protokolü ANLAŞMALI BOŞANMA NE KADAR SÜRER? İzmir’de anlaşmalı boşanma davaları genellikle 1 ila 4 hafta arasında sonuçlanır ve çoğu zaman tek celsede biter. Ancak yoğunluk, mahkemenin iş yükü ve eksik belge gibi durumlar süreyi uzatabilir. Doğru hazırlanmış bir protokol ile aynı gün içinde boşanma kararı verilmesi bile mümkündür. ÇEKİŞMELİ BOŞANMA NEDİR? Tarafların boşanma veya sonuçlarında anlaşamadığı durumlarda açılan davadır. Çekişmeli boşanma, ciddi hukuki strateji gerektirir. Bu davalarda genellikle şu konular tartışmalıdır: Aldatma (zina) Şiddet Ekonomik sorunlar Terk Güven sarsıcı davranışlar ÇEKİŞMELİ BOŞANMA DAVASI NE KADAR SÜRER? İzmir’de çekişmeli boşanma davaları ortalama 1,5 yıl ile 3 yıl arasında sürer. Sürenin uzamasına neden olan faktörler: Tanık sayısı ve deliller Bilirkişi incelemeleri Sosyal inceleme raporları Nafaka ve velayet çekişmeleri İstinaf ve temyiz süreçleri Bazı dosyalarda süreç 4-5 yılı bile bulabilir. ANLAŞMALI MI ÇEKİŞMELİ Mİ DAHA AVANTAJLI? Bu sorunun cevabı tamamen somut olaya göre değişir. Anlaşmalı boşanmanın avantajları: Çok hızlı sonuçlanır Daha az maliyetlidir Yıpranma azdır Çekişmeli boşanmanın avantajları: Hak kaybı riskini azaltır Gerçek durumun ortaya çıkmasını sağlar Daha güçlü talepler ileri sürülebilir Eğer taraflar arasında ciddi uyuşmazlık varsa, anlaşmalı boşanma zorlamak ileride büyük hak kayıplarına yol açabilir. BOŞANMA DAVASINDA EN ÇOK YAPILAN HATALAR İzmir’de boşanma davalarında sıkça karşılaşılan hatalar şunlardır: Hazır dilekçe kullanmak Eksik veya yanlış protokol hazırlamak Delil sunmamak veya geç sunmak Tanıkları doğru seçmemek Nafaka ve velayet konularını küçümsemek Bu hatalar davanın reddine, uzamasına veya ciddi hak kayıplarına neden olabilir. BOŞANMA DAVASINDA NAFAKA, VELAYET VE TAZMİNAT Boşanma sadece evliliğin sona ermesi değildir. Aynı zamanda şu konular da karara bağlanır: İştirak nafakası (çocuk için) Yoksulluk nafakası Maddi ve manevi tazminat Çocuğun velayeti Kişisel ilişki düzeni Özellikle çocuk varsa, mahkemeler sosyal inceleme raporu alarak karar verir. İZMİR’DE BOŞANMA DAVASINI HIZLANDIRMANIN YOLLARI Doğru dava türünü seçmek Profesyonel hazırlanmış dilekçe kullanmak Delilleri baştan eksiksiz sunmak Tanıkları doğru belirlemek Gereksiz taleplerden kaçınmak Özellikle çekişmeli boşanmalarda stratejik hareket etmek, süreci yıllar yerine aylar seviyesine indirebilir. SONUÇ: DOĞRU STRATEJİ = DAHA KISA SÜRE + DAHA AZ RİSK İzmir’de boşanma davası açmak teknik olarak kolay görünse de, sürecin doğru yönetilmemesi ciddi hak kayıplarına yol açabilir. Anlaşmalı boşanma hızlı ve pratik bir çözüm sunarken, çekişmeli boşanma daha uzun ama çoğu zaman daha güvenli bir yoldur. Hangi yolu seçmeniz gerektiği, tamamen somut olayınıza ve beklentilerinize bağlıdır. Bu nedenle sürece başlamadan önce doğru hukuki değerlendirme yapılması kritik öneme sahiptir.
- VELAYET DAVASI NEDİR? NASIL KAZANILIR? (2026 GÜNCEL REHBER)
Velayet davası, boşanma sürecinde veya boşanma sonrasında çocuğun kimin yanında yaşayacağına ve bakım–eğitim sorumluluğunun kimde olacağına karar verilmesi amacıyla açılan en kritik davalardan biridir. Bu dava, sadece anne–baba arasındaki bir çekişme değildir; mahkemenin tek odak noktası çocuğun üstün yararıdır . Bu rehberde, velayet davasının ne olduğu, nasıl açıldığı, hangi kriterlere göre karar verildiği ve en önemlisi velayet davasının nasıl kazanılacağı tüm detaylarıyla, sade ve doğrudan anlatılmaktadır. VELAYET DAVASI NEDİR? Velayet; çocuğun: Bakımı Eğitimi Sağlığı Temsili Günlük yaşamına ilişkin tüm kararların alınması yetkisini kapsayan hukuki bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik devam ettiği sürece velayet anne ve babaya birlikte aittir. Ancak boşanma halinde mahkeme, velayeti anneye veya babaya verir . VELAYET DAVASI NE ZAMAN AÇILIR? Velayet davası şu durumlarda gündeme gelir: 1. Boşanma Davasıyla Birlikte Boşanma davası açıldığında velayet konusu otomatik olarak gündeme gelir. 2. Boşanma Sonrasında (Velayetin Değiştirilmesi) Daha önce verilen velayet kararının değiştirilmesi istenebilir. Örneğin: Çocuğun şartlarının değişmesi Velayet sahibi ebeveynin ilgisizliği Şiddet, ihmal veya kötü yaşam koşulları MAHKEME VELAYETİ NEYE GÖRE BELİRLER? Mahkeme karar verirken anne ya da babanın haklılığına değil , tamamen çocuğun geleceğine bakar. Dikkate alınan başlıca kriterler: 1. Çocuğun Üstün Yararı En önemli kriterdir. Hakim şu soruya cevap arar: “Bu çocuk kimin yanında daha sağlıklı, güvenli ve dengeli büyür?” 2. Çocuğun Yaşı Küçük yaştaki çocuklar genellikle anneye bırakılır (özellikle 0–6 yaş) Ancak bu kesin bir kural değildir 3. Ebeveynin Yaşam Şartları Düzenli gelir Stabil yaşam Uygun konut Sosyal çevre 4. Psikolojik ve Ahlaki Durum Şiddet geçmişi Alkol/uyuşturucu kullanımı Çocuğa karşı ilgisizlik 5. Çocuğun Görüşü Belirli bir yaşın üzerindeki çocukların görüşü pedagog eşliğinde dikkate alınır. VELAYET DAVASI NASIL AÇILIR? Velayet davası açmak için: Aile Mahkemesi’ne dilekçe verilir Çocuğun durumu anlatılır Deliller sunulur Tanıklar bildirilir Dava sürecinde genellikle: Sosyal inceleme raporu (SİR) hazırlanır Pedagog / sosyal hizmet uzmanı çocuğu ve ebeveynleri inceler Mahkeme bu rapora büyük önem verir VELAYET DAVASI NASIL KAZANILIR? Velayet davalarında “kazanmak”, karşı tarafı kötülemekten değil, çocuğa en iyi yaşamı sağlayacağını ispat etmekten geçer . 1. Çocuğa Daha İyi Bir Yaşam Sunulabildiği İspatlanmalıdır. Düzenli gelir Stabil ev ortamı Eğitim planı 2. İlgili ve Aktif Ebeveyn Olduğu Gösterilmelidir. Okul süreçleriyle ilgilenme Sağlık kontrolleri Günlük bakım 3. Somut Deliller Sunulmalıdır. WhatsApp yazışmaları Tanık beyanları Okul kayıtları Doktor raporları Sosyal hizmet raporları 4. Karşı Tarafın Olumsuzlukları Varsa İspatlanmalıdır. İhmal Şiddet Alkol bağımlılığı Çocuğa ilgisizlik Ancak dikkat: İddia yetmez, ispat gerekir. 5. Sosyal İnceleme Raporu Avantaja Çevrilebilir. Mahkemenin en çok güvendiği belgelerden biridir. Ev düzeniniz, çocuğa yaklaşımınız burada belirleyici olur. VELAYETİ KAYBETTİREN EN BÜYÜK HATALAR Velayet davalarında en sık yapılan hatalar: Çocuğu diğer ebeveyne karşı doldurmak Mahkemeye yalan beyan vermek Çocuğa yeterli ilgi göstermemek Düzensiz yaşam (sık adres değişikliği, istikrarsızlık) Şiddet veya agresif davranışlar Bu tür davranışlar doğrudan velayetin kaybedilmesine yol açabilir. VELAYET DEĞİŞTİRİLEBİLİR Mİ? Evet. Velayet kararı kesin değildir. Şu durumlarda değiştirilebilir: Çocuğun psikolojisinin bozulması Eğitim hayatının zarar görmesi Velayet sahibi ebeveynin ilgisizliği Yeniden evlilik ve olumsuz ortam SIK SORULAN SORULAR Velayet her zaman anneye mi verilir? Hayır. Bu yaygın bir yanılgıdır. Baba da velayeti alabilir. Baba hangi durumda velayeti alır? Anne ilgisizse, şiddet varsa, çocuğun gelişimi zarar görüyorsa baba velayeti alabilir. Ortak velayet mümkün mü? Evet, ancak uygulamada sınırlıdır ve tarafların uyumlu olması gerekir. SONUÇ: VELAYET DAVASININ ANAHTARI Velayet davasını kazanmanın tek formülü vardır: Çocuğun üstün yararını somut delillerle ispat etmek. Mahkeme için önemli olan: Kim daha iyi ebeveyn? değil Çocuk için en doğru ortam hangisi? sorusunun cevabıdır. İZMİR’DE VELAYET DAVASI AÇACAKLAR İÇİN STRATEJİK NOT Velayet davaları teknik ve hassas süreçlerdir. Yanlış atılan bir adım, çocuğunuzla ilgili telafisi zor sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle sürecin: Doğru kurgulanması Delillerin stratejik sunulması Hukuki çerçevenin doğru çizilmesi hayati önem taşır.
- İZMİR’DE KİRA TESPİT DAVASI NASIL AÇILIR? (2026 REHBERİ)
Ev sahipleri ve kiracılar için adım adım, sonuç odaklı hukuki yol haritası İzmir’de kira bedelinin rayiç değerin çok altında kaldığını düşünüyorsanız ya da kiracı olarak fahiş artış talepleriyle karşı karşıyaysanız, çözüm yolu çoğu zaman kira tespit davasıdır . Bu dava, kira bedelinin mahkeme kararıyla adil ve güncel piyasa koşullarına uygun şekilde yeniden belirlenmesini sağlar. Aşağıda, İzmir özelinde pratik ve gerçekçi bir şekilde kira tespit davasının tüm aşamalarını bulacaksınız. 1. KİRA TESPİT DAVASI NEDİR? Kira tespit davası ; mevcut kira sözleşmesi devam ederken, kira bedelinin mahkeme eliyle yeniden belirlenmesi için açılan bir davadır. Bu dava özellikle şu durumlarda açılır: Kira bedeli emsallere göre çok düşük kaldıysa Kiraya veren TÜFE sınırının üstünde artış yapmak istiyorsa Taraflar arasında kira artışı konusunda anlaşma sağlanamıyorsa 5 yılını doldurmuş kira sözleşmelerinde serbest artış dönemi başladıysa 2. İZMİR’DE KİRA TESPİT DAVASI NE ZAMAN AÇILIR? Zamanlama, bu davada en kritik unsurlardan biridir . 5 YILLIK SÜRE KRİTİK Türk Borçlar Kanunu’na göre: İlk 5 yıl içinde: Artış azami olarak TÜFE oranına göre yapılır. 5 yıl dolduktan sonra: Artık kira bedeli emsal kira bedellerine göre serbestçe belirlenebilir. Bu noktada İzmir gibi hızlı değer artışı yaşayan bölgelerde, kira tespit davası çok ciddi kira artışları sağlayabilir. 3. DAVA AÇMADAN ÖNCE BİLİNMESİ GEREKENLER Kira tespit davasının etkili olabilmesi için: Yeni kira döneminden en az 30 gün önce dava açılmalı VEYA Kiracıya bu yönde ihtarname gönderilmiş olmalı Aksi halde dava kazanılsa bile yeni kira bedeli bir sonraki dönemden itibaren geçerli olur. 4. İZMİR’DE KİRA TESPİT DAVASI NASIL AÇILIR? Kira tespit davaları zorunlu arabuluculuk kapsamındadır. Arabuluculuk sürecinde anlaşma sağlanması durumunda dava açmaya gerek kalmayacaktır. Arabuluculukta anlaşılamaması durumunda adım adım süreç: 1. Görevli ve yetkili mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesi Yetkili yer: Taşınmazın bulunduğu yer (İzmir) 2. Dava dilekçesi hazırlanır Dilekçede mutlaka yer almalı: Mevcut kira bedeli Kira sözleşmesi bilgileri Taşınmazın özellikleri (lokasyon, m², kullanım şekli) Talep edilen yeni kira bedeli Emsal kira örnekleri 3. Emsal kira araştırması yapılır İzmir’de özellikle şu kriterler dikkate alınır: Aynı semtteki benzer dairelerin kira bedelleri Bina yaşı ve özellikleri Ulaşım, merkezi konum, site olup olmaması Arz-talep dengesi 4. Bilirkişi incelemesi Mahkeme genellikle: Gayrimenkul uzmanı bilirkişi atar Taşınmazı yerinde inceler Emsallerle karşılaştırma yapar 5. Mahkeme kararı Hakim, tüm verileri değerlendirerek: Yeni kira bedelini belirler Bu bedel genellikle emsal + hakkaniyet indirimi ile belirlenir 5. KİRA TESPİT DAVASI NE KADAR SÜRER? İzmir’de ortalama: 6 ay – 18 ay arası Süreyi etkileyen faktörler: Mahkemenin yoğunluğu Bilirkişi süreci Tarafların itirazları 6. GERİYE DÖNÜK KİRA ALINABİLİR Mİ? Eğer dava, zamanında açılmışsa (yeni dönemden önce) Mahkeme kararıyla belirlenen yeni kira bedeli, yeni kira döneminin başından itibaren geçerli olur. Bu da ciddi farkların toplu olarak tahsil edilmesini sağlar. 7. KİRACI DAVAYI KAYBEDERSE NE OLUR? Kiracı açısından sonuçlar: Yeni belirlenen kira bedelini ödemek zorundadır Aradaki farkı geriye dönük öder Ödemezse icra takibi başlatılabilir Uzun vadede tahliye riski doğabilir 8. EV SAHİPLERİNİN EN SIK YAPTIĞI HATALAR İzmir’de kira tespit davası açarken en sık yapılan hatalar: Yanlış zamanda dava açmak Emsal araştırması yapmamak Eksik veya zayıf dilekçe ile dava açmak Sadece “piyasa arttı” demek Profesyonel hukuki destek almamak Bu hatalar davanın ya kaybedilmesine ya da düşük kira artışıyla sonuçlanmasına neden olur. 9. KİRACILAR İÇİN KRİTİK UYARI Kiracı olarak şunlara dikkat etmelisiniz: Dava açıldığında süreci ciddiye alın Emsal araştırmasını siz de yapın Bilirkişi raporuna mutlaka itiraz edin Aksi halde yüksek kira artışıyla karşılaşabilirsiniz 10. İZMİR’DE KİRA TESPİT DAVASI AVUKATLA MI AÇILMALI? Hukuken zorunlu değildir. Ancak pratikte: Doğru zamanlama Güçlü emsal sunumu Bilirkişi raporuna etkili itiraz Stratejik dava yönetimi gibi kritik unsurlar nedeniyle avukatla açılan davalar çok daha başarılı sonuç verir. SONUÇ: KİRA BEDELİNİ MAHKEMEYLE GERÇEK DEĞERİNE ÇIKARIN İzmir’de özellikle son yıllarda kira piyasasındaki hızlı artış nedeniyle, kira tespit davası: Ev sahipleri için en etkili kira artırma yolu Kiracılar için ise hukuki sınırların korunmasını sağlayan bir mekanizmadır Doğru zamanda ve doğru stratejiyle açılan bir dava, kira bedelini piyasa seviyesine taşır ve ciddi ekonomik avantaj sağlar. SIK SORULAN SORULAR Kira tespit davası açmadan kira artırılabilir mi? Hayır, yasal artışın üzerinde bir kira zammını kiracı kabul etmezse mahkeme kararı gerekir. İzmir kira tespit davası ne kadar sürer? Ortalama 6–18 ay arası. 5 yıl dolmadan kira tespit davası açılır mı? Evet, ancak artış TÜFE ile sınırlı olur. Kira tespit davası geriye dönük etki eder mi? Kanunun ön gördüğü süreler içinde açılırsa evet.
- TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİ GEÇERSİZSE NE YAPILABİLİR? (2026 DETAYLI REHBER)
Geçerlilik Şartları, Tekrar Kullanım Sorunu, Geçersizlik Sonuçları ve Kiracıyı Tahliye Etmenin Alternatif Yolları Tahliye taahhütnamesi, kiracıyı tahliye etmenin en hızlı ve pratik yollarından biri olarak bilinir. Ancak uygulamada yapılan hatalar nedeniyle bu belge çoğu zaman hukuken geçersiz hale gelmekte ve ev sahipleri ciddi mağduriyet yaşamaktadır. Bu kapsamlı rehberde yalnızca temel bilgileri değil, uygulamada karşılaşılan kritik sorunları, Yargıtay yaklaşımını, stratejik hataları ve en etkili tahliye yollarını detaylı şekilde ele alıyoruz. TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİ NEDİR? HUKUKİ GÜCÜ NEREDEN GELİR? Tahliye taahhütnamesi, kiracının belirli bir tarihte kiralananı boşaltacağını yazılı olarak kabul ettiği belgedir. Bu belge sayesinde ev sahibi: Mahkemede uzun süren davalarla uğraşmadan Doğrudan icra yoluna başvurarak Görece kısa sürede tahliye sağlayabilir Ancak bu avantajın tek şartı vardır: Belgenin hukuken geçerli olması. Geçerli değilse, en güçlü silah bir anda etkisiz hale gelir. TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİNİN GEÇERLİLİK ŞARTLARI Bir tahliye taahhütnamesinin geçerli sayılabilmesi için şu unsurların birlikte bulunması gerekir: 1. Kira sözleşmesinden sonra imzalanmış olmalı Uygulamadaki en büyük hata burada yapılır. Kira sözleşmesi ile aynı günün tarihini içeren tahliye taahhütnamesi, kiracının özgür iradesiyle verilmiş sayılmaz ve çoğu durumda geçersiz kabul edilir. 2. Belirli bir tahliye tarihi içermeli “İstendiğinde çıkacağım” gibi ifadeler geçersizdir. Açık, net ve belirli bir tarih şarttır. 3. Kiracı tarafından imzalanmış olmalı Başkasının imzalaması halinde, belge kiracıyı bağlamaz 4. İrade sakatlığı olmamalı Baskı, tehdit, hile gibi durumlar varsa, taahhütname hükümsüz hale gelir. 5. Aile konutuysa eşin durumu dikkate alınmalı Aile konutu söz konusuysa, eşin rızası ciddi bir tartışma konusu haline gelir. TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİ HANGİ DURUMLARDA GEÇERSİZ SAYILIR? Uygulamada en sık karşılaşılan geçersizlik halleri şunlardır: Kira sözleşmesi ile aynı tarihte düzenlenmesi Bu durumda kiracı “mecbur bırakılmış” kabul edilir. İmzanın kiracıya ait olmaması Bu durumda belge doğrudan hükümsüzdür. Aile konutu savunması Eşin rızası yoksa, tahliye süreci ciddi şekilde sekteye uğrayabilir İspat edilemeyen belge Özellikle adi yazılı belgelerde, imza inkârı süreci uzatır TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİ GEÇERSİZSE NE OLUR? Bu noktada birçok ev sahibi şu yanılgıya düşer: “Taahhütname geçersizse artık kiracıyı çıkaramam.” Bu düşünce tamamen yanlıştır. Geçersizlik yalnızca şu sonucu doğurur: O belgeye dayanarak tahliye yapılamaz. Ancak ev sahibinin tahliye hakkı ortadan kalkmaz; sadece hukuki yol değişir. TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİ GEÇERSİZSE NE YAPILMALI? Doğru strateji burada devreye girer. 1. Kira borcuna dayalı tahliye (en etkili yöntem) Kiracı kira ödemiyorsa icra takibi başlatılır ve 30 gün içinde ödeme yapılmazsa tahliye talep edilir. Bu yol uygulamada en sık kullanılan ve en etkili yöntemdir. 2. İki haklı ihtar yoluyla tahliye Aynı kira yılı içinde kiracıya iki kez haklı ihtar gönderilirse tahliye davası açılabilir. Bu yöntem özellikle düzensiz ödeme yapan kiracılar için etkilidir. 3. İhtiyaç nedeniyle tahliye Ev sahibi veya yakınları için gerçek ve samimi ihtiyaç varsa Mahkeme yoluyla tahliye mümkündür. Burada en kritik unsur: İhtiyacın gerçek olmasıdır. 4. 10 yıl uzama süresi sonrası tahliye Kiracı 10 yıllık uzama süresini doldurduysa sebep göstermeden tahliye mümkündür. Bu, birçok ev sahibinin bilmediği güçlü bir haktır. 5. Tadilat ve yeniden inşa Taşınmazın yıkılması veya esaslı tadilata girmesi durumunda tahliye mümkündür. TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİ BİRDEN FAZLA KEZ KULLANILABİLİR Mİ? Bu konu uygulamada çok sık yanlış anlaşılır. Temel kural: Tahliye taahhütnamesi, belirli bir tarih için geçerlidir dolayısıyla tek kullanımlıktır. Şu sonuçlar doğar: Süresinde kullanılmazsa hak kaybolur Aynı belge tekrar kullanılamaz Yeni bir tahliye taahhütnamesi gerekir Özetle: Kaçırılan bir taahhütname, çoğu zaman geri dönüşü olmayan bir fırsat kaybıdır. GEÇERSİZ TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİNİN SONUÇLARI Ev sahibi açısından: Tahliye talebi reddedilir Süreç uzar Ek masraf oluşur Kiracı açısından: Tahliye edilmez Ancak kira ödeme yükümlülüğü devam eder Önemli bir nokta: Geçersizlik, kiracıya “sınırsız oturma hakkı” vermez. UYGULAMADA EN SIK YAPILAN HATALAR Kira sözleşmesi ile aynı gün taahhüt almak İnternetten indirilen metni aynen kullanmak Tarihi boş bırakmak Aile konutu durumunu araştırmamak Hukuki danışmanlık almadan işlem yapmak Bu hatalar yüzünden davaların büyük bölümü kaybedilmektedir. STRATEJİK YAKLAŞIM: NASIL HAREKET EDİLMELİ? Başarılı bir tahliye süreci için: Önce mevcut taahhütname analiz edilmeli Geçerliyse hızlı icra takibi başlatılmalı Geçersizse alternatif yollar devreye alınmalı Süreler kaçırılmamalı Süreç profesyonel şekilde yürütülmeli VATANDAŞ İÇİN NET VE PRATİK ÖZET Tahliye taahhütnamesi çok güçlü ama riskli bir belgedir Küçük bir hata tüm süreci çökertebilir Geçersizse süreç bitmez, sadece yöntem değişir Kiracıyı tahliye etmenin her zaman alternatif yolları vardır SIK SORULAN SORULAR Tahliye taahhütnamesi iptal edilir mi? Geçersizlik iddiası ile hukuki etkisi ortadan kaldırılabilir. Noterden yapılması şart mı? Hayır, adi yazılı olabilir ancak noter ispat açısından avantaj sağlar. Kiracı imzayı inkâr ederse ne olur? Bilirkişi incelemesi yapılır ve süreç uzar. Aynı taahhütname ile ikinci kez tahliye istenir mi? Hayır, mümkün değildir. Tahliye taahhütnamesi ne kadar sürede kullanılmalı? Belirtilen tarihten itibaren kısa sürede işlem yapılmalıdır, aksi halde hak kaybı doğar. Kiracı çıkmazsa ne olur? İcra yoluyla zorla tahliye sağlanır. SONUÇ: EN DOĞRU YOL, EN HIZLI SONUÇ Tahliye süreçleri teknik ve hataya kapalıdır .Yanlış bir adım aylarca zaman kaybettirir. Doğru yaklaşım: Belgeyi analiz etmek En uygun hukuki yolu seçmek Süreci profesyonel yürütmektir
- İŞVEREN TARAFINDAN DÜZENLENEN HALI SAHA MAÇINDA İŞÇİNİN SAKATLANMASI İŞ KAZASIDIR. | Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2018/5771 E. – 2022/8783 K., 08.06.2022 Tarihli Karar
(Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2018/5771 E. – 2022/8783 K., 08.06.2022 Tarihli Karar Işığında) İş kazası denildiğinde çoğu kişinin aklına sadece fabrika, şantiye veya ofis ortamında meydana gelen kazalar gelir. Ancak Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2018/5771 E. – 2022/8783 K., 08.06.2022 Tarihli Kararı bu algıyı kökten değiştirecek niteliktedir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2018/5771 E. – 2022/8783 K., 08.06.2022 Tarihli kararına göre; işveren tarafından organize edilen halı saha maçında işçinin faul sonucu sakatlanması iş kazası olarak kabul edilmiştir. Bu karar, iş kazası kavramının sınırlarını genişletmiş ve çalışanların haklarını güçlendiren önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır. İŞ KAZASI NEDİR? (SGK VE HUKUKİ TANIM) 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na göre iş kazası; İşyerinde bulunduğu sırada, İşveren tarafından yürütülen iş nedeniyle, İşveren tarafından görevlendirme ile başka bir yerde, İşe gidiş-geliş sırasında, Emzirme izni gibi özel durumlarda meydana gelen ve sigortalıyı bedenen veya ruhen zarara uğratan olaylardır. Ancak uygulamada en kritik mesele şudur: Olay işverenin organizasyonu ile mi gerçekleşti? İşte tam bu noktada Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2018/5771 E. – 2022/8783 K., 08.06.2022 Tarihli Kararı devreye giriyor. HALI SAHA MAÇI NASIL İŞ KAZASI SAYILDI? İlgili karara konu olayda; İşveren tarafından çalışanlar arasında sosyal etkinlik amacıyla halı saha maçı düzenleniyor, İşçi bu organizasyona katılıyor, Maç sırasında faul sonucu sakatlanıyor. Yerel mahkeme bu durumu iş kazası olarak değerlendirmeyebilir. Ancak Yargıtay farklı düşünüyor. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2018/5771 E. – 2022/8783 K., 08.06.2022 Tarihli Kararı açıkça şu sonuca varıyor: İşverenin düzenlediği organizasyon kapsamında gerçekleşen bu tür faaliyetler, işverenin otorite alanı içinde kabul edilir ve meydana gelen zarar iş kazası sayılır. Bu yaklaşım, işverenin sadece işyerindeki değil, organize ettiği tüm faaliyetlerde sorumluluğunun devam ettiğini ortaya koymaktadır. KRİTİK HUKUKİ NOKTA: “İŞVEREN ORGANİZASYONU” Bu tür olaylarda belirleyici unsur şudur: Faaliyet işveren tarafından mı organize edildi? Eğer cevap “evet” ise: Etkinlik işyeri dışında olsa bile, Çalışma saatleri dışında gerçekleşse bile, Eğlence veya sosyal aktivite niteliğinde olsa bile iş kazası kabul edilme ihtimali çok yüksektir. İŞ KAZASI SAYILIRSA İŞÇİ HANGİ HAKLARA SAHİP OLUR? Bu tür bir olayın iş kazası olarak kabul edilmesi halinde işçi çok önemli haklara sahip olur: 1. SGK Hakları Geçici iş göremezlik ödeneği (rapor parası) Sürekli iş göremezlik geliri Tedavi giderlerinin karşılanması 2. Tazminat Hakları İşçi ayrıca işverene karşı dava açabilir: Maddi tazminat (kazanç kaybı, tedavi gideri) Manevi tazminat (yaşanan acı ve zarar) Bununla birlikte iş kazası yaşayan işçi, iş sözleşmesini haklı nedenle derhal feshedebileceğinden kıdem tazminatı, yıllık izin alacağı, ücret alacağı, fazla mesai alacağı gibi alacak kalemlerine de hak kazanacaktır. 3. Ölüm Halinde Haklar Eğer olay ölümle sonuçlanırsa: Hak sahiplerine gelir bağlanır Destekten yoksun kalma tazminatı talep edilir. İŞVERENİN SORUMLULUĞU NEDİR? Yargıtay kararına göre işveren organizasyonu düzenleyen kişi olduğu için, riskleri öngörmek ve önlem almak zorunda olduğu için kusurlu olmasa bile belirli ölçüde sorumluluk altına girebilir. Özellikle şu durumlar önemlidir: Uygun saha seçilmemesi Güvenlik önlemlerinin alınmaması Sağlık risklerinin gözetilmemesi Bu gibi haller işverenin sorumluluğunu artırır. İŞÇİ İÇİN NET SONUÇ Şu çok net bilinmelidir: İşverenin düzenlediği etkinlikte yaralanırsanız bu “basit bir kaza” değildir Büyük ihtimalle iş kazasıdır Ve ciddi haklar doğurur Özellikle halı saha maçları, piknikler, şirket organizasyonları gibi etkinliklerde yaşanan kazalar hukuken göründüğünden çok daha önemli sonuçlar doğurur. SONUÇ: HAK KAYBI YAŞAMAMAK İÇİN NE YAPMALISINIZ? Eğer böyle bir durum yaşadıysanız: Olayın işveren organizasyonu olduğunu belgeleyin Hastane kayıtlarını mutlaka alın SGK’ya bildirim yapıldığını kontrol edin Gerekirse dava sürecini başlatın Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2018/5771 E. – 2022/8783 K., 08.06.2022 Tarihli Kararı açıkça göstermektedir ki: İşverenin düzenlediği halı saha maçında yaşanan sakatlanma iş kazasıdır ve işçi yalnız değildir. T.C. Yargıtay Başkanlığı 10. Hukuk Dairesi Esas No.: 2018/5771 Karar No.: 2022/8783 Karar tarihi: 08.06.2022 Mahkemesi : ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi Dava, davacının 20.01.2015 tarihinde, dava dışı ... ... Adamları Derneği tarafından düzenlenen futbol turnuvasında müsabaka sırasında geçirdiği kazanın ... kazası olduğunun tespiti istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 10.Hukuk Dairesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Somut olayda ... kazası açısından uygulanması gereken kanun 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'dur. Kanunun 13. maddesine göre ... kazası; "a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, b) İşveren tarafından yürütülmekte olan ... nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu ... nedeniyle, c) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak ... yeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, d) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki emziren kadın sigortalının, ... mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda, e)Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında, meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen özüre uğratan olaydır." şeklinde tanımlanarak 506 sayılı Kanun'da belirtilen ... kazası kavramı genişletilmiştir. 5510 sayılı Kanun bakımından inceleme yapıldığında sosyal güvenlik hukuku anlamında ... kazası unsurları kazaya uğrayanın 5510 sayılı Kanun anlamında sigortalı sayılması, sigortalının kazaya uğraması, sigortalının kaza sonucu bedensel veya ruhsal bir zarara uğraması ve kaza ile sigortalının uğradığı bedensel zarar arasında uygun nedensellik bağının bulunmasıdır (..., A./..., A.R./..., N.: Sosyal Güvenlik Hukuku, ... 2014, s. 417-432). 5510 sayılı Kanun'da ... kazası sayılan hâllerden (b) bendi dışında kazanın yapılan işle ilgisi aranmamaktadır. ... kazası kavramının kanunda bu şekilde geniş düzenlenmesinin sebebi sosyal güvenlik hakkının koruyucu kapsamının mümkün olduğunca genişletilmesinin amaçlanmasıdır (Süzek, S.: ... Hukuku (Genel Esaslar ve Bireysel ... Hukuku), ... 2015, s. 449). 30.06.2012 tarihli ve 28339 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 6331 sayılı ... Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinde ... kazası "...İşyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen özre uğratan olay..." şeklinde tanımlanmıştır. 22.04.2005 tarihi itibariyle ülkemizde de yürürlüğe giren 155 No'lu ... Sağlığı ve Güvenliği ve Çalışma Ortamına İlişkin Sözleşmesinde işyeri “işçilerin, işleri nedeniyle gitmeleri veya bulunmaları gereken ve işverenin doğrudan veya dolaylı kontrolü altında bulunan bütün yerleri kapsar” şeklinde belirtilmiştir. ... organizasyonu kapsamında işçinin işinin yapıldığı yer ile işyerinde sayılan ve bağlı yer olarak değerlendirilen yatakhane, yemekhane gibi yerlere işveren tarafından gönderilmesi, işin yürütümü ile ilgili olduğu gibi işçi işverenin otoritesi altında olduğundan ve aynı gelip gidilen yer aynı ... organizasyonu kapsamında kaldığından, her iki yer arasında gelip gittiği süre içinde uğradığı kaza ... kazası sayılmalıdır. Kısaca böyle bir kaza işverenin dolaylı kontrolü altında meydana geldiğinden ... kazasıdır. İşverenin hakimiyet ve otoritesinin devam ettiği, başka bir anlatımla hakimiyet ve otoritenin devam ettiği yerde gerçekleşen ... kazasının ... organizasyonunun kapsamı içinde olduğunun kabulü sosyal güvenlik hukukunun koruyucu amacına hizmet edecektir. (Y. HGK. 25.11.2020 tarih ve 2016/(21)10-2569 E, 2020/956 K). Sigortalının görevle bir başka yere gönderilmesi, işyerinin bulunduğu yerleşim biriminin sınırları içinde olabileceği gibi, bir başka yer de olabilir. Her iki görevlendirmede de sigortalının işyerinden ayrıldığı andan, döndüğü ana kadar geçen zamanda ve geliş gidişi esnasında meydana gelecek olaylarda sigortalı zarara uğramış ise bu olay ... kazası sayılacaktır. Sigortalının bir başka yerde görevlendirilmesi söz konusu ise ve görevlendirme süresi mesai saati süresinden daha uzun ise, yalnızca işin gereği olarak bulunduğu yerlerde değil, normal bir insanın günlük hayatı ve hayatın doğal akışı içinde yaptığı işler ve bulunduğu yerler dolayısıyla meydana gelen olaylar da ... kazası sayılacaktır. Dosya içeriğine göre davalı şirketin sigortalı çalışanı olan ve davalı şirketin üyesi olduğu dava dışı ... ... Adamları Derneği tarafından düzenlen 2014-2015 Futbol ... için davalı şirketi temsil eden yetkili kişinin talimatı ile futbol sorumlusu belirlenerek futbol oynayabilen ve gönüllü olan işçiler tarafından oluşturulan “... 1949” adlı futbol takımı kurulduğu, işverenin talimatı ile kurulan bu takımda görev alan davacının 20.01.2015 tarihli müsabakada, halı sahada futbol oynarken sakatlandığı, meydana gelen kaza olayında, futbol takım kadrosunun davalı şirketçe görevlendirilen takım sorumlusu tarafından şirket çalışanları arasından oluşturulmuş olması, halı saha ve diğer giderlerin turnuvaya katılan şirketlerce ve dolayısıyla davalı şirketçe karşılanmış olması, davalı şirket çalışanlarının halı sahaya gidiş-gelişi için servis ve şoför tahsisinin davalı şirketçe sağlanmış olması karşısında, davalı şirketin ... organizasyonu içerisinde görevlendirildiği, bu nedenle 5510 sayılı Yasanın 13. maddesi birinci fıkrasının c bendi hükmünde belirtildiği şekilde “bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda” meydana gelen kaza olayının ... kazası olarak kabul edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Sonuç itibari ile ilk derece mahkemesinin kararın dayandığı deliller ile yukarda açıklanan yasal gerektirici nedenler ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle, usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının davalılardan ... ... ve Talaşlı İmalat Sanayi ve Ticaret Ltd.'den alınmasına, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08/06/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi
- İŞ YERİNDE SES KAYDI ALINMASI İŞÇİYE İŞ SÖZLEŞMESİNİ HAKLI NEDENLE FESİH HAKKI VERİR.
İŞ YERİNDE SES KAYDI YASAK MI? Güvenlik Kamerası Görüntü Kaydı Alınabilir Fakat, SES KAYDI HUKUKA AYKIRI! (Yargıtay Kararı) İş yerlerinde güvenlik kamerası kullanımı artık hayatın bir gerçeği. Ancak kritik ve çoğu kişinin bilmediği bir ayrım var: görüntü kaydı ile ses kaydı aynı şey değildir. Bu fark, doğrudan işçinin haklarını, işverenin sorumluluğunu ve hatta ceza hukukunu ilgilendirir. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 2020/1482 E., 2020/5244 K., 01.06.2020 tarihli kararı bu konuda son derece net ve emsal niteliktedir. 1. İŞ YERİNDE GÜVENLİK KAMERASI KULLANIMI: SINIRLAR NEDİR? İşverenin işyerinde güvenlik amacıyla kamera ile görüntü kaydı yapması kural olarak mümkündür. Ancak bu yetki sınırsız değildir: İşçiye önceden bilgi verilmelidir Kayıt meşru amaçla sınırlı olmalıdır (güvenlik, iş düzeni vb.) Özel alanlar (tuvalet, soyunma odası) kesinlikle kapsam dışıdır Bu şartlar sağlandığında görüntü kaydı çoğu durumda hukuka uygundur. 2. KRİTİK NOKTA: SES KAYDI NEDEN HUKUKA AYKIRI? Yargıtay kararının en önemli tespiti şudur: İş yerinde çalışanların seslerinin kaydedilmesi , açık rıza ve haklı gerekçe yoksa kişilik haklarına aykırıdır ve bu kayıtlar hukuka aykırı delildir. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 2020/1482 E., 2020/5244 K., 01.06.2020 tarihli kararındaki somut olayda işveren, güvenlik kamerası ile hem görüntü hem de ses kaydı almış; ancak işçiye bu konuda bilgilendirme yapılmamış ve ses kaydı alınmasını gerektiren haklı bir menfaat ortaya konulamamıştır. Bu nedenle Yargıtay, ses kayıtlarının delil olarak kullanılamayacağını açıkça belirtmiştir. 3. HUKUKA AYKIRI SES KAYDI = DELİL OLARAK GEÇERSİZ Bu kararın en önemli sonuçlarından biri: İşveren, işçiyi suçlamak için elde ettiği ses kaydını kullanamaz. Hukuka aykırı delil olması nedeniyle; “Kamerada seni dinledik” savunması, “Ses kaydında hakaret ettin” iddiasının mahkemede hiçbir değeri yoktur. Bu durum işveren açısından ciddi bir risk yaratır. 4. İŞÇİ AÇISINDAN: HAKLI FESİH HAKKI DOĞAR İşverenin hukuka aykırı şekilde ses kaydı alması sadece delil meselesi değildir. Aynı zamanda işçi açısından çok güçlü bir haklı fesih sebebidir. Çünkü bu durum kişilik haklarının ihlali, özel hayatın gizliliğinin ihlali ve güven ilişkisinin zedelenmesi anlamına gelir. Bu durumda işçi: İş sözleşmesini derhal feshedebilir Kıdem tazminatını talep edebilir Şartları varsa: Fazla mesai Yıllık izin Diğer işçilik alacaklarını da isteyebilir 5. YARGITAY KARARININ NET SONUCU Yargıtay 22. Hukuk Dairesi şu sonuca ulaşmıştır: Ses kaydı hukuka aykırıdır Bu kayıtlar delil olarak kullanılamaz İşçinin hakaret ettiği ispatlanamamıştır Bu nedenle işçinin kıdem ve ihbar tazminatı talebi kabul edilmelidir Yani işveren, hukuka aykırı kayıt yaptığı için davayı kaybetmiştir. 6. İŞVEREN AÇISINDAN CEZAİ SORUMLULUK Bu konu sadece iş hukuku ile sınırlı değildir. İşverenin yaptığı bu eylem: TCK m.134 (Özel hayatın gizliliğini ihlal) Duruma göre haberleşmenin gizliliği ihlali kapsamında suç teşkil edebilir. Yani sonuçlar: Tazminat sorumluluğu İşçilik alacakları CEZA DAVASI şeklinde üçlü bir risk doğurur. 7. UYGULAMADA EN ÇOK YAPILAN HATA Birçok işveren şu hatayı yapar: “Güvenlik kamerası kurduk, her şeyi kaydedebiliriz.” Bu tamamen yanlıştır. Kamera ≠ Mikrofon. Görüntü kaydı çoğu durumda hukuka uygun olabilirken, ses kaydı çoğu durumda açıkça hukuka aykırıdır. 8. SONUÇ: SES KAYDI İŞVERENİ YAKAR Bu Yargıtay kararı açık bir mesaj veriyor: İş yerinde gizli ya da habersiz ses kaydı almak İşçiye karşı kullanmak Delil olarak sunmak Hepsi hukuka aykırı ve ağır sonuç doğuran işlemlerdir. İşçi açısından ise bu durum: Haklı fesih Kıdem tazminatı Tazminat ve alacak hakları doğuran güçlü bir hukuki koz anlamına gelir. 9. KARAR KÜNYESİ Yargıtay 22. Hukuk Dairesi Esas No: 2020/1482 Karar No: 2020/5244 Karar Tarihi: 01.06.2020 T.C. YARGITAY 22. Hukuk Dairesi Esas No: 2020/1482 Karar No: 2020/5244 Karar Tarihi: 01-06-2020 YARGITAY KARARI MAHKEMESI: İş Mahkemesi DAVA TÜRÜ: ALACAK Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde oldugu anlasıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, geregi konusulup düsünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı Isteminin Özeti: Davacı vekili, davacının davalı sirkete ait akaryakıt istasyonunda market elemanı ve soför olarak çalıstıgını is akdinin haksız feshedildigini beyanla kıdem ve ihbar tazminatı ile bir kısım isçilik alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmistir. Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili zamanasımı itirazında bulunarak davacının isveren yetkilileri hakkında hakaret ve küfür içerikli konusmalar yaptıgının tespi üzerine is akdinin haklı nedenle feshedildigini savunarak davanın reddini istemistir. Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, bozma sonrası toplanan deliller ve bilirkisi raporu dogrultusunda, davanın kısmen kabulüne karar verilmistir. Temyiz Basvurusu: Karara karsı yasal süresi içinde taraf vekilleri temyiz yoluna basvurmustur. Gerekçe: 1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandıgı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının tüm, davacının asagıdaki bendin kapsamı dısında kalan temyiz itirazları yerinde degildir. 2-Taraflar arasında davacının kıdem ve ihbar tazminatı alacaklarına hak kazanıp kazanmadıgı konusunda uyusmazlık bulunmaktadır. Isverene ait bir ya da birkaç isyerinde belli bir süre çalısmıs bir isçinin, isini kaybetmesi halinde isinde yıpranması, yeni bir is edinmede karsılasacagı güçlükler ve isyerine sagladıgı katkı göz önüne alınarak, geçmis hizmetlerine karsılık isveren tarafından isçiye kanuni esaslar dahilinde verilen toplu paraya “kıdem tazminatı” denilmektedir. Kıdem tazminatının kosulları, hesabı ve ödeme sekli dogrudan Is Kanunlarında düzenlenmistir. Kıdem tazminatı, feshe baglı haklardan olsa da, is sözlesmesinin sona erdigi her durumda talep hakkı dogmamaktadır. Somut olayda; dairemizce mahkemenin ilk kararı; "Isverence davacının isveren yetkililerine hakaret ettigine dair marketteki güvenlik kamerası kayıtları CD seklinde dosyaya sunulmustur. Mahkemece CD çözümü yaptırılmamıstır. Dosyada mevcut CD'nin çözümü yaptırılarak, isveren yetkilileri hakkında küfür ve hakaret içerikli beyanının tespiti halinde haklı fesih olusacagından kıdem ve ihbar tazminatları reddedilmelidir. Aksi halde ise simdiki gibi hüküm kurulmalıdır. Mahkemece eksik arastırma ve inceleme ile yazılı sekilde hüküm kurulması hatalıdır.” gerekçesi ile bozulmus, mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verilmis ve yapılan yargılama neticesinde davacının kıdem ve ihbar tazminatı alacaklarının reddine karar verilmistir. Isçinin davranıslarından kaynaklanan fesih sebebi, isçinin kusurlu bir davranısını sart kosar. Is Kanunu’nun 25 inci maddesinin II’nci bendinin (d) fıkrasına göre, isçinin isverene veya ailesine karsı seref ve namusuna dokunacak sözler söylemesi veya davranıslarda bulunması ya da isveren hakkında seref ve haysiyet kırıcı asılsız ihbar ve isnatlarda bulunması veya isçinin isverene veya aile üyelerinden birine satasması haklı fesih nedeni olarak sayılmıstır. Böyle durumlarda isçi, anayasanın 25 ve 26 ncı maddesi ile güvence altına alınmıs düsünceyi açıklama özgürlügüne dayanamaz. Buna karsılık isçinin bu agırlıkta olmayan isveren aleyhine sarfettigi sözler çalısma düzenini bozacak nitelikte ise geçerli fesih nedeni sayılmalıdır. Sadece isverene karsı degil, isveren temsilcisine karsı yöneltilen ve haklı feshi gerektirecek agırlıkta olmayan aleyhe sözler geçerli fesih nedeni sayılmalıdır. Bunun gibi, isçinin, isveren veya aile üyelerinden olmamakla birlikte, isverenin yakını olan veya isverenin yakın iliskide bulundugu veya baska bir iste ortagı olan kisilere hakaret ve sövgüde bulunması, bu kisilere asılsız bildirim ve isnatlar yapması özellikle isverenin sahsının önemli oldugu küçük isletmeler bakımından bu durum is sözlesmesinin feshi için geçerli neden olusturacaktır. Dosya kapsamında yapılan degerlendirmede, CD çözümünde davacının isverenin anılan yetkilileri hakkında bunların çete oldugu, kalıbının adamı olmadıgı seklinde beyanlarının, davacının diger isçi ile arasındaki konusmada geçtigi, konusmaların kamera kaydına alınması ve dinlenmesi nedeni ile isverenin bundan haberdar oldugu fakat isçinin kameranın görüntü ile birlikte ses kaydının da alındıgı konununda rızası alınmadıgı gibi önceden bilgilendirildigi konusunda herhangi bir delil de dosyaya sunulmamıstır. Akaryakıt konusunda faaliyet gösteren isyerinde isçilerin ses kayıtlarının alınmasını gerektiren haklı bir menfaatin varlıgı da ortaya konulmadıgına göre kisilik haklarına ve hukuka aykırı olarak elde edilen ses kayıtlarının delil olarak degerlendirilmesi mümkün degildir. Bu baglamda, isçinin aleni bir sekilde isverene yöneltmek kastıyla kanunda düzenlenen sekilde isçinin isverene veya ailesine karsı seref ve namusuna dokunacak sözler söylemesi eylemini gerçeklestirdiginin kabul edilmesi dosya kapsamına uygun düsmemistir. Bu nedenle mahkemece davacının kıdem ve ihbar tazminatı alacaklarının kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı sekilde karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmistir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, pesin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 01.06.2020 tarihinde oybirligiyle karar verildi.
- SIFIR KM ARAÇTA SÜREKLİ ARIZA: YENİSİYLE DEĞİŞİM HAKKI (YARGITAY KARARI IŞIĞINDA DETAYLI HUKUKİ REHBER – 2026)
Sıfır kilometre bir araç satın almak, tüketici açısından güven, konfor ve sorunsuz kullanım beklentisini beraberinde getirir. Ancak uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir durum vardır: Araç daha ilk günden itibaren arıza vermekte, defalarca servise gitmekte ve çeşitli parçaları değiştirilmektedir. Peki bu durumda tüketici sadece onarımla yetinmek zorunda mıdır, yoksa aracın yenisiyle değiştirilmesini talep edebilir mi? Bu sorunun cevabı, uygulamaya yön veren Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/947 E., 2019/999 K. kararında açık ve güçlü şekilde ortaya konulmuştur. I. AYIPLI ARAÇ KAVRAMI VE HUKUKİ ÇERÇEVE Satış sözleşmesinde satıcının en temel borcu, satılan malı ayıpsız şekilde teslim etmektir. Bir malın; Taraflarca kararlaştırılan özellikleri taşımaması Kullanım amacını karşılamaması Beklenen faydayı sağlamaması durumlarında “ayıplı mal” söz konusu olur. Araç satışları bakımından bu durum çoğu zaman: Mekanik arızalar Elektronik sistem hataları Üretim kaynaklı kusurlar Sürekli tekrar eden servis ihtiyaçları şeklinde kendini gösterir. Özellikle sıfır kilometre araçlarda ortaya çıkan bu tür sorunlar, sıradan bir kullanım hatası olarak değil, çoğunlukla üretim veya montaj kaynaklı ayıp olarak değerlendirilir. II. YARGITAY KARARININ ORTAYA KOYDUĞU TEMEL İLKE Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/947 E., 2019/999 K. sayılı kararında işlenen somut olayda: Araç satın alındıktan kısa süre sonra arızalar başlamış Araç defalarca servise girmiş Çok sayıda parça değiştirilmiş Motor dahil olmak üzere kritik bileşenlere müdahale edilmiştir Yargıtay bu durumu şu şekilde değerlendirmiştir: Arızalar giderilmiş olsa dahi, aracın birçok parçasının değiştirilmiş olması, aracın orijinal yapısını bozmakta ve tüketicinin araca duyduğu güveni sarsmaktadır. Bu tespit son derece önemlidir. Çünkü karar, klasik yaklaşımı aşarak şu sonucu doğurmuştur: Sadece arızanın giderilmiş olması yeterli değildir; aracın orijinalliğini kaybetmesi başlı başına ayıp sayılır. III. ORİJİNALLİK KAYBI VE TÜKETİCİ GÜVENİ Kararın en güçlü yönlerinden biri, “orijinallik” kavramını merkeze almasıdır. Bir araçta motorun sökülmesi, piston, segman gibi ana parçaların değiştirilmesi, sürekli farklı parçaların yenilenmesi o aracın fabrika çıkış bütünlüğünü ortadan kaldırır. Yargıtay’a göre bu durumun sonuçları: Araç artık “sıfır araç” niteliğini fiilen kaybeder İkinci el değeri düşer Kullanıcı güveni ciddi şekilde zedelenir Beklenen performans ve konfor sağlanamaz Bu nedenle tüketici, “onarılmış ama güven vermeyen” bir aracı kullanmaya zorlanamaz . IV. GİZLİ AYIP VE AĞIR AYIP NİTELİĞİ Kararda özellikle motorla ilgili yapılan tespit, hukuki açıdan belirleyicidir: Motorun yağ yakması Motorun sökülerek segman değişimi yapılması Gizli ayıp olarak kabul edilmiştir. Gizli ayıp: Satın alma anında fark edilemeyen Sonradan ortaya çıkan Kullanım hatasından kaynaklanmayan ayıplardır. Bu tür ayıplarda satıcı, kusuru olmasa dahi sorumludur ve tüketicinin seçimlik hakları tam olarak doğar V. TÜKETİCİNİN SEÇİMLİK HAKLARI VE STRATEJİK TERCİH Ayıplı mal durumunda tüketiciye tanınan temel haklar şunlardır: Sözleşmeden dönme (bedel iadesi) Bedelden indirim Ücretsiz onarım Ayıpsız misli ile değiştirme Ancak bu karar ışığında özellikle şu durumlarda: Arızalar süreklilik arz ediyorsa Parça değişimi yoğun ise Araç güven vermiyorsa En güçlü ve doğru talep: “misli ile değişim”dir. Çünkü onarım artık çözüm olmaktan çıkmıştır; araç değer ve güven kaybına uğramıştır ve kullanım amacı zedelenmiştir. VI. ONARIM YOLUNA GİTMEK HAK KAYBI YARATIR MI? Uygulamada satıcılar sıklıkla şu savunmayı ileri sürmektedir: “Tüketici onarım hakkını kullandı, artık değişim isteyemez.” Yargıtay bu savunmayı her somut olay için geçerli kabul etmemektedir. Karara göre; tüketicinin iyi niyetle arızayı gidermeye çalışması ve servise başvurması, otomatik olarak hak kaybı doğurmaz. Özellikle arızalar devam ediyorsa, farklı arızalar ortaya çıkıyorsa, araç güven vermiyorsa değişim talebi her zaman gündemdedir. VII. DEĞER KAYBI VE EKONOMİK ETKİLER Kararda ayrıca dolaylı olarak şu husus da kabul edilmiştir: Sürekli arıza gören ve parça değişimi yapılan araç, piyasa değerini kaybeder. Bu durum: İkinci el satışta ciddi zarar Güven problemi nedeniyle düşük talep Kullanım sürecinde psikolojik ve ekonomik kayıp sonuçlarını doğurur. Dolayısıyla mesele sadece teknik arıza değil, ekonomik bütünlük kaybıdır . VIII. UYGULAMADA İZLENMESİ GEREKEN HUKUKİ YOL Bu tür bir durumla karşılaşan tüketiciler için önerilen yol haritası: 1. Servis kayıtlarını eksiksiz saklayın Her işlem, ileride davanın temel delili olacaktır. 2. Arıza sürekliliğini belgeleyin Tekrarlayan sorunlar en kritik unsurdur. 3. Noter ihtarı gönderin Değişim talebinizi açıkça ortaya koyun. 4. Tüketici hakem heyeti / arabuluculuk / dava süreci Uyuşmazlık bedeline göre başvuru yapılmalıdır. 5. Bilirkişi incelemesi Araçtaki ayıbın niteliği teknik olarak tespit edilir. IX. KARARIN UYGULAMAYA ETKİSİ Hukuk Genel Kurulu 2017/947 E., 2019/999 K. kararı, uygulamada şu önemli sonucu doğurmuştur: Satıcıların “tamir ettik, sorun yok” savunması zayıflamıştır Tüketicinin güveni hukuki koruma altına alınmıştır Orijinallik kaybı bağımsız bir ayıp kriteri olarak kabul edilmiştir Bu yönüyle karar, tüketici lehine güçlü bir içtihat niteliğindedir. SONUÇ Sıfır kilometre bir araçta: Sürekli arıza meydana gelmesi Kritik parçaların değiştirilmesi Aracın orijinal yapısının bozulması Tüketici güveninin sarsılması durumlarında artık mesele basit bir teknik problem değil, hukuki anlamda ayıplı mal sorunudur . Bu durumda tüketici, aracı kullanmaya zorlanamaz; onarımla yetinmek zorunda değildir ve aracın yenisi ile değiştirilmesini talep edebilir. Yargıtay’ın açık yaklaşımıyla: “Onarılmış olsa bile güven vermeyen araç, ayıplıdır ve değişim gerekir.” YARGITAY Hukuk Genel Kurulu 2017/947 E. , 2019/999 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki “ayıplı malın misli ile değiştirilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonundaKütahya 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 02.10.2014 tarihli ve 2013/222 E.,2014/391 K. sayılı karar davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin16.03.2015 tarihli ve 2015/260 E., 2016/3665 K. sayılı kararı ile; "...Davacı, 26.08.2008 tarihinde davalı şirketten 2009 model araç satın aldığını, araçta ilk günden itibarenarızaların meydana geldiğini, yapılan başvuru üzerine Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’nin aracın teslimalınarak yenisi ile değiştirilmesine karar verdiğini iddia ederek, aracın yenisiyle değiştirilmesine kararverilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, yetkili servis olan davacının, dava konusu aracı ticari işlerinde kullandığını, bu nedenle 4077sayılı Yasa hükümlerinin olayda uygulanmayacağını, davanın zamanaşımına uğradığını, arızaların üretimhatasından değil, kullanım hatasından kaynaklandığını, davacının süresinde ayıp ihbarında bulunmadığını,davacının onarım yönünde seçimlik hakkını kullanmış olup, aracın değiştirilmesini talep ettiği halde aracıkullanmaya devam ettiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece; 26.08.2008 tarihinde satın alınan aracın 31.07.2008 tarihinde davacıya teslim edildiği,davanın zamanaşımı süresi içinde açıldığı, davacının ayıp ihbarını TTK’nun 25/3 maddesi gereğincesüresinde yapmadığından satılanı bu şekliyle kabul etmiş sayılacağı gerekçesiyle davanın reddine kararverilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir. Dairemizin 2012/4885 E., 2012/11703 K. sayılı ve 12.07.2012 tarihli bozma ilamı ile, ''somut olayda, davakonusu araçta ilk günden itibaren arızalar söz konusu olduğu, bu nedenle garanti süresi içerisinde birçokkez servise başvurulduğu ileri sürülmüş ve servis kayıtları dosyaya sunulmuştur. Araç ile ilgili serviskayıtları, garanti belgesi vs. evrak incelemesi ile araçtaki arızanın belirlenmesi özel ve teknik bir bilgiyigerektirdiği kabul edilmelidir. Bu durumda mahkemece, konusunda uzman bir bilirkişiden iddia ve savunmaçerçevesinde ayrıntılı ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp, tüm deliller hep birlikte değerlendirilerekuygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmasıdoğru görülmemiştir'' gerekçesiyle mahkeme kararı bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda; davacının servise başvurmak suretiyle ayıpihbarını süresinde yaptığının kabulü gerektiği, bilirkişi raporuna göre motorun yağ yakması nedeniylesökülerek sekmanların değiştirilmiş olmasının motorun satışı sırasında gizli ayıplı olduğunu gösterdiği, buarızanın satış sözleşmesinin feshini gerektirecek nitelikte ayıp olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, davakonusu yapılan aracın aynı marka ve model ile BK'nun 203/1. maddesi gereğince yenisiyle değiştirilmesinekarar verilmiş, hüküm davalı ...Ş. vekilince temyiz edilmiştir. Dava ayıplı aracın yenisi ile değiştirilmesi istemine ilişkindir. Dairemizin 2012/4885 E., 2012/11703 K. sayılıve 12.07.2012 tarihli bozma ilamına uyulmuş ise de, bozma gereği tam olarak yerine getirilmemiştir. Mahkemece alınan bilirkişi raporlarında, bilirkişilerin davaya konu araç üzerinde herhangi bir teknikinceleme yapmadıkları gibi davacının dava dilekçesinde belirttiği arızaların giderilip giderilmediği, sözkonusu arızaların gizli ayıp niteliğinde olup olmadığı tespit edilmemiştir. Mahkemece yapılacak iş; konusunda uzman bilirkişi aracılığıyla dava konusu araç üzerinde teknik incelemeyaptırılıp, tarafların iddia ve savunmaları ile mahkemece alınan daha önceki bilirkişi raporlarına yapılanitirazlar hep birlikte değerlendirilerek, davaya konu araçtaki arızanın giderilip giderilmediği, arıza giderilmişise davacının arızanın giderilmesi yönünde talep hakkını kullanmış olması nedeniyle aracın yenisi iledeğiştirilmesi isteminde bulunamayacağı, ancak var ise araçtaki değer kaybını talep edebileceği hususlarıda dikkate alınarak, toplanan tüm delillere göre yapılacak değerlendirme sonucu uygun bir karar verilmesigerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır…" gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemeceönceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadakibelgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, ayıplı aracın yenisiyle değiştirilmesi istemine ilişkindir. Davacı; 26.08.2008 tarihinde davalı şirketten 2009 model araç satın aldığını, ilk günden itibaren aracındireksiyonunda titremeler, kapılarda, frende ve koltuklarda ayarsızlıklar gibi problemlerle karşılaştığını, yapmış olduğu başvuru üzerine Tüketici Sorunları Hakem Heyetinin aracın teslim alınarak yenisi iledeğiştirilmesine karar verdiğini ileri sürerek aracın yenisiyle değiştirilmesine karar verilmesini talepetmiştir. Davalı vekili; yetkili servis olan davacının dava konusu aracı ticari işlerinde kullandığından olayda 4077sayılı Yasa hükümlerinin uygulanmayacağını, talebin zamanaşıma uğradığını, arızaların üretim hatasındandeğil, kullanım hatasından kaynaklandığını, davacının süresinde ayıp ihbarında bulunmadığını, davacınınonarım yönünde seçimlik hakkını kullanmış olduğunu ve aracın değiştirilmesini talep ettiği hâlde aracıkullanmaya devam ettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece; aracın 26.08.2008 tarihinde satın alındığı, davanın zaman aşımı süresi içinde açıldığı,davacının ayıp ihbarını TTK’nın 25/3. maddesi gereğince süresinde yapmadığından satılanı bu şekliyle kabuletmiş sayılacağı, davacının satılan şeyi yenisiyle değiştirme hakkını kaybettiği gerekçesiyle davanın reddinekarar verilmiştir. Davacının temyizi üzerine hüküm Özel Dairece; somut olayda dava konusu araçta ilk günden itibarenarızalar söz konusu olduğu, bu nedenle garanti süresi içerisinde birçok kez servise başvurulduğunun ilerisürülerek servis kayıtlarının dosyaya sunulduğu, araç ile ilgili servis kayıtları, garanti belgesi vs. evrakınincelemesi ile araçtaki arızanın belirlenmesinin özel ve teknik bir bilgiyi gerektirdiği, mahkemece,konusunda uzman bir bilirkişiden iddia ve savunma çerçevesinde ayrıntılı ve Yargıtay denetimine elverişlirapor alınıp, tüm deliller hep birlikte değerlendirilerek uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesigerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru görülmediği gerekçesiylebozulmuştur. Yerel Mahkemece; bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda davacının servise başvurmaksuretiyle ayıp ihbarını süresinde yaptığının kabulü gerektiği, bilirkişi raporuna göre motorun yağ yakmasınedeniyle sökülerek segmanların değiştirilmiş olmasının motorun satışı sırasında gizli ayıplı olduğunugösterdiği, bu arızanın satış sözleşmesinin feshini gerektirecek nitelikte ayıp olduğu gerekçesiyle davanınkabulüne, dava konusu yapılan aracın aynı marka ve model ile BK'nın 203/1. maddesi gereğince yenisiyledeğiştirilmesine karar verilmiştir. Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerlebozulmuştur. Yerel Mahkemece; Özel Dairece verilen ilk kararda araç üzerinde herhangi bir teknik inceleme yapılmadığışeklinde bir gerekçe yer almadığı, araç üzerinde inceleme yapmak gerektiği yönündeki belirlemeninbilirkişilerce yapılmasının gerektiği, bilirkişilerin böyle bir zorunluluktan ve ihtiyaçtan bahsetmedikleri, ilkbozma ilamında belirtilen şekilde rapor alınmasına rağmen bozma kapsamında olmayan bir konudayeniden bozma kararı verilmesinin usul kurallarına ve hakkaniyete uygun olmadığı, davanın 28.04.2011’deaçıldığı gözetildiğinde uyuşmazlıkta mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun uygulanması gerektiği, 6098sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda yer alan ücretsiz onarım hakkının 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda yeralmadığı, buna rağmen Özel Dairece geçmişe etkili kuralı bertaraf edilerek “davacının arızanın giderilmesiyönündeki talep hakkını kullanmış olması nedeniyle değiştirilmesi isteminde bulunamayacağı” gerekçesinedayanılmasının da doğru olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yerel mahkemece uyulan bozma kararınıngereğinin yerine getirilip getirilmediği, burada varılacak sonuca göre konusunda uzman bilirkişi aracılığıyladava konusu araç üzerinde teknik inceleme yaptırılıp, dava konu araçtaki arızanın giderilip giderilmediği,söz konusu arızaların gizli ayıp niteliğinde olup olmadığının tespit edilip edilmediği, arızanın giderildiğininkabulü hâlinde davacının arızanın giderilmesi yönünde talep hakkını kullanmış olması nedeniyle aracınyenisiyle değiştirilmesi istemi yerine ancak var ise araçtaki değer kaybını mı talep edebileceği hususları dadikkate alınarak bir değerlendirme yapılmasının ve sonucuna göre bir karar verilmesinin gerekipgerekmediği noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle yasal mevzuatın ve konu ile ilgili kavramların irdelenmesinde faydabulunmaktadır. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 194. maddesi; “Bayi müşteriye karşı mebiin zikir ve vadettiği vasıflarını mütekeffil olduğu gibi maddi veya hukuki birsebeple kıymetini veya maksut olan menfaatini izale veya ehemmiyetli bir suretle tenkis eden ayıplardansalim bulunmasını da mütekeffildir. Bayi, bu ayıpların mevcudiyetini bilmese bile onlardan mesuldür.” hükmünü içermektedir. Aynı Kanun’un 202. maddesinde; “Bayiin tekeffülü altındaki mebiin ayıbı anlaşıldığı zaman müşteri muhayyerdir. Dilerse mebii redde hazırolduğunu beyanla bey'in fesh edilmesini, dilerse mebii alıkoyup kıymetinin noksanı mukabilinde semenintenzil olunmasını dava eder. Hakim, müşterinin mebii ret davası üzerine hal icabı bey'in feshini muhik göstermiyorsa semenin tenzili ileiktifa edebilir. Kıymetinin noksanı mebiin semenine müsavi ise müşteri ancak bey'in feshini talep edebilir.” düzenlemesineyer verilmiş iken; 203. maddesinde ise; “Mebi, miktarı muayyen misli şeylerden ise müşteri dilerse fesih veya semenin tenzilinden hiç birini talepetmeyip mebiin ayıptan ari mislile değiştirilmesini dava edebilir. Mebi, başka bir yerden gönderilmiyorsa bayiin de müşteriye derhal ayıptan ari mislini teslim ve müşterinindüçar olduğu zararı tamamen tazmin ederek aleyhine ikame edilecek davadan kurtulmağa salahiyetivardır.” amir hükmü yer almaktadır. Taraflar arasındaki ihtilafın BK 194 ve devamı maddelerine göre çözümlenmesi gerekir. Buna göre; satıcı,satılandan yararlanmayı ortadan kaldıran ayıptan, ayıbın meydana gelmesinde kusuru olmasa bile alıcıyakarşı sorumludur. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 25/3.maddesine göre ticari işlerde satılan malın ayıbı açıkça belli ise 2 gün, açıkça belli değil ise 8 gün içindemuayene etme ve tespit edilen ayıbın ihbarı zorunludur. Ayıbın gizli olması hâlinde, anılan 25. maddeninBK’nın 207. maddesine atfı nedeniyle nihayet altı ay içinde bu konudaki davanın açılması gerekmektedir.Dosyadaki belirlemelerden davacının ayıbı usulüne uygun şekilde bildirdiği ve davanın süresinde açıldığıhususunda bir uyuşmazlık yoktur. Kanundaki düzenlemeler göstermektedir ki; satılanın ayıplı olduğunun anlaşılması üzerine alıcının BK’nın202. maddesine göre alıcı satılanı iadeye hazır olduğunu beyanla satımın feshini veya satılanı muhafaza ilesatış bedelinin indirilmesini isteyebileceği gibi, BK’nın 203. maddesine göre satılan muayyen mislişeylerden ise, satılanın ayıptan ari misli ile değiştirilmesini isteyebilir. Dava konusu olan araç miktarı bellive misli ile temini mümkündür. Davacı tercih hakkını ayıptan ari yenisiyle değiştirilmesi yönündekullanmıştır. Davaya konu aracın Dacıa marka Logan MCV tipinde, 2009 model, 4 silindirli, dizel yakıtlı olduğu ve26.08.2008 tarihinde tescil edildiği anlaşılmıştır. Davacı alınan beyanında aracı aldığı tarihten itibarenaracın direksiyonda titreme, kapılarında ayarsızlık, freninde sorun olduğu için ben doğrudan servisegittiğini, çeşitli işlemler yapılmasına rağmen servis tarafından tutanak düzenlenmediğini, araç 30.000km’ye geldiğinde titremenin lastiklerden kaynaklandığını söylediklerinden kendi parası ile lastiklerideğiştirdiğini, 40.000 km'ye geldiğinde de yağ lambasının yanıp söndüğünü belirtmiştir. Dosya kapsamındabulunan iş emirlerinden ve alınan bilirkişi raporlarından 17.09.2009 tarihinde 27.391 km’de garantikapsamında sağ dikiz aynasının, 22.04.2010 tarihinde 43.826 km’de yağ eksiltiyor şikâyeti ile servise girenaracın piston segmanının, garanti kapsamında kol yatak takımının, 16.07.2010 tarihinde 51.515 km’degaranti kapsamında sağ ve sol rot başlarının, 28.07.2010 tarihinde 53.693 km’de garantiden akskeçesinin, tranself trj gibi parçalarının, 16.08.2010 tarihinde 55.854 km’de akünün, 22.09.2010 tarihinde59.201 km’de bakım yapılarak soyulma olan direksiyon simidinin, 05.11.2010 tarihinde 62.372 km’dehidrolik direksiyon pompasının, 24.03.2011 tarihinde 76.209 km’de fren balatalarının, hava filtresinin, yağfiltresinin değiştirilmiş olduğu tespit edilmiş; sağ dikiz aynasının değişimi, lastiklerden dolayı aracın sesyapması gibi arızalar aracın değiştirilmesini gerektirecek arızalar olmadığından, arızaların garantikapsamında onarımlarının bedelsiz yapılmış olması ve tekrarlamamış olması nedeniyle aracındeğiştirilmesini gerektirecek şartların oluşmadığı, ancak motorun yağ yakması nedeni ile sökülereksegmanlarının değiştirilmiş olmasının motorun satışı sırasında gizli ayıplı olduğunu gösterdiği, zira buarızanın sözleşmenin feshini gerektirebilecek nitelikte gizli ayıp olduğu, iş emirlerinden periyodikbakımlarını yaptırdığı anlaşılan dava konusu aracın 43.826 km’de demonte edilerek piston segmandeğiştirilmesinin normal bir süreç olmadığı, motorun normal veya muadillerininki gibi olmamasının, motorkusurlarının bulunmasının tahsis veya kullanım amacı bakımından tüketicinin beklediği faydaları azaltanveya ortadan kaldıran ve aracın ikinci el satış aşamasında değerini düşürücü nitelikte olduğu bahse konuhatadan dolayı tüketicinin herhangi bir kusur ve ihmalinin bulunmadığı yönünde görüş beyan edilmiştir. Görüldüğü üzere aracın “0” km olarak sahibine teslim edildikten sonra, ardı ardına gerçekleşen arızalarnedeniyle birçok parçasının tamamen değiştirildiği; yapılan onarımlar sonucu arızaların giderilmiş olduğu;ancak bu arızaların giderilmesi amacıyla aracın birçok parçası değiştirilip, böylece aracın orijinal hâlinikaybettiği gibi, motorun da tamamen demonte edilerek parçalarının değiştirilmesinin gizli ayıp niteliğindebulunduğu, arızalar giderilse bile alıcının araca duyduğu güvenin sarsılması nedeniyle araçtan beklediğiyararı, konforu ve perfonmansı sağlayamadığı, davacı tarafça değişiklik talebi iletilmesine karşın, davalıyanın bu istemi yerine getirmediği, alıcının değer düşüklüğüne ilişkin zararı giderilerek de olsa aracı buşekilde kullanmaya zorlanamayacağı, araçtaki bu nitelikte arızaların giderilmesinin aracın gizli ayıplıolduğunu ve değiştirilmesi şartlarının gerçekleşmediğini göstermeyeceği belirgindir. Bu nedenle yenidenbilirkişi raporu alınması somut dosya bakımından yargılamaya bir katkı sağlamayacaktır. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında alınan bilirkişi raporunun yeterli olmadığı, araçüzerinde teknik inceleme yapılarak ayıpların onarıma rağmen devam edip etmediği, arızaların onarımındandolayı araçta bir değer kaybının olup olmadığı, davacının ücretsiz onarım talebinin içeriği, onarımdan dolayıaraçta bir değer kaybının bulunup bulunmadığı, araçta meydana gelen arızaların sıklığı ve niteliğinin tespitiile sonucuna göre, hak ve menfaatler dengesini aşırı ölçüde bozması halinde ayıp oranında bedel indirimiveya ücretsiz onarım isteme ya da misli ile değiştirme hakkının olup olmadığı da değerlendirilerek sonucavarılması gerektiği gerekçesiyle Özel Daire bozma kararı genişletilmek suretiyle kararın bozulması gerektiğiyönünde görüş ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğuncabenimsenmemiştir. Açıklanan tüm bu olgu ve yasal düzenlemeler, tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, dosyadaki tutanakve kanıtlar karşısında; eldeki dava yönünden, aracın yenisi ile değiştirilmesini isteme koşullarıgerçekleşmiştir. Mahkemece verilen direnme kararının gerekçesi, somut olaya uygun düşmemekle berabersonuç olarak verilen kabul kararı yukarıda açıklanan gerekçelerle yerindedir. Hâl böyle olunca mahkemenin direnme kararı yukarıda belirtilen bu değişik gerekçelerle onanmalıdır. SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçeve nedenlerle ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı (1.604,38TL) harcın temyiz edenden alınmasına, 6100sayılı HMK'nın geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü MuhakemeleriKanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yoluaçık olmak üzere 08.10.2019 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
- AVUKAT, ARABULUCU VE UZLAŞTIRMACI NASIL DOĞRULANIR? (2026 GÜNCEL REHBER)
Aşağıdaki rehber, “karşımdaki kişi gerçekten avukat mı / arabulucu mu / uzlaştırmacı mı?” sorusuna en net ve pratik şekilde cevap bulmanız için hazırlanmıştır. Tamamen vatandaş odaklı, adım adım ilerleyen ve dolandırıcılık riskini sıfıra indirmeyi hedefleyen bir içeriktir. Türkiye’de hukuki unvanlar resmi sicile bağlıdır . Yani gerçek bir avukat, arabulucu veya uzlaştırmacı mutlaka devlet kayıtlarında görünür. Görünmüyorsa ciddi risk vardır. 1. AVUKATIN GERÇEKTEN AVUKAT OLDUĞU NASIL ANLAŞILIR? Bir kişinin avukat olup olmadığını anlamanın tek güvenilir yolu baro kaydıdır. Nasıl kontrol edilir? Türkiye’de tüm avukatlar bir baroya kayıtlıdır. En pratik yöntem: Baro levhası (avukat listesi) sorgulamasıdır. Nereden sorgulanır? Türkiye Barolar Birliği (TBB) resmi sitesi İlgili ilin barosunun sitesi (örneğin İzmir Barosu) Kontrol ederken nelere bakmalısınız? Adı-soyadı Baro sicil numarası Kayıtlı olduğu baro Aktif/pasif durumu Önemli: Eğer kişi listede yoksa veya “kayıtlı değil” görünüyorsa, o kişi avukat değildir. 2. AVUKATIN HANGİ BAROYA KAYITLI OLDUĞU NASIL ÖĞRENİLİR? Baro levhasında doğrudan görünür. Örneğin: İzmir’de çalışan bir avukat genellikle İzmir Barosu İstanbul’da çalışan bir avukat İstanbul Barosu üyesidir Ama unutmayın: Avukat başka şehirde de dava alabilir Önemli olan baroya kayıtlı olmasıdır 3. AVUKATIN TELEFON, ADRES VE İLETİŞİM BİLGİLERİ NASIL BULUNUR? Baro levhalarında çoğu zaman şu bilgiler yer alır: Büro adresi Telefon numarası (her zaman olmayabilir) E-posta Ek olarak: Google’da ismi + “avukat” şeklinde arama Kendi web sitesi Google işletme profili Kritik uyarı: Sadece WhatsApp kullanan, adres vermeyen, “ofisim yok” diyen kişilerden uzak durun. 4. ARABULUCUNUN GERÇEKTEN ARABULUCU OLDUĞU NASIL ANLAŞILIR? Arabuluculuk da tamamen resmi sicile bağlıdır. Nereden sorgulanır? Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığı sicili Bu sistemde: Arabulucunun adı Sicil numarası Aktif olup olmadığı görünür. Sicilde yoksa → arabulucu değildir. 5. ARABULUCULARIN İLETİŞİM BİLGİLERİ NASIL BULUNUR? Arabulucular: Kendi bürolarında çalışır Avukatlık bürosu olabilir Bağımsız ofisi olabilir Bulma yolları: Arabuluculuk sicil sorgusu Google araması Baro kayıtları (çünkü çoğu arabulucu aynı zamanda avukattır) 6. UZLAŞTIRMACI İLE ARABULUCU AYNI ŞEY Mİ? Hayır, kesinlikle aynı değildir. Arabulucu: Özel hukuk uyuşmazlıklarında görev alır (işçi-işveren, kira, ticari uyuşmazlıklar vb.) Uzlaştırmacı: Ceza hukukunda görev alır (hakaret, tehdit, yaralama gibi suçlarda) 7. UZLAŞTIRMACININ GERÇEK OLDUĞU NASIL ANLAŞILIR? Uzlaştırmacılar da Adalet Bakanlığı siciline kayıtlıdır. Nasıl kontrol edilir? Uzlaştırmacı sicil listesi (Adalet Bakanlığı) Kontrol edilmesi gerekenler: Ad-soyad Uzlaştırmacı sicil kaydı Görevlendirme bilgisi (dosya üzerinden) 8. UZLAŞTIRMACI DOLANDIRICILIĞINA DİKKAT! Son yıllarda en çok görülen yöntemlerden biri: “Dosyanız uzlaşmaya geldi, şu IBAN’a ödeme yapın” Gerçek uzlaştırmacı: Sizi telefonla bilgilendirebilir Ama resmi görevlendirme olmadan para talep edemez Genellikle UYAP üzerinden dosya ile ilişkilidir Şüpheli durumlar: IBAN’a ödeme talebi Resmi belge sunulmaması Dosya numarası verememesi Bu durumda: Cumhuriyet Savcılığına başvurun 9. HERKES UZLAŞTIRMACI OLABİLİR Mİ? Hayır. Uzlaştırmacı olabilmek için: Hukuk fakültesi mezunu olmak (veya bazı durumlarda hukuk bilgisi yeterli meslekler) Eğitim almak Sınavı geçmek Adalet Bakanlığı siciline kayıtlı olmak 10. UZLAŞTIRMACILAR AVUKAT MI? Çoğu uzlaştırmacı avukattır Ama zorunlu değildir Yani: Her uzlaştırmacı avukat değildir Ama her uzlaştırmacı resmi kayıtlı olmak zorundadır 11. EN GÜVENLİ DOĞRULAMA YÖNTEMİ (ÖZET) Bir kişi size “avukatım / arabulucuyum / uzlaştırmacıyım” diyorsa: Mutlaka şu 3 kontrolü yapın: Resmi sicilde var mı? Adı-soyadı birebir uyuşuyor mu? İletişim bilgileri tutarlı mı? Bu 3 testten geçmeyen kişi → yüksek risklidir SONUÇ: DOLANDIRILMAMAK İÇİN ALTIN KURAL Türkiye’de hukuk alanında: Avukat → Baroya kayıtlıdır Arabulucu → Arabuluculuk siciline kayıtlıdır Uzlaştırmacı → Adalet Bakanlığı listesinde yer alır Resmi kaydı olmayan hiç kimseye güvenmeyin.
- İŞTEN ÇIKARILDIM: HAKLARIM NELER? (2026 GÜNCEL REHBER) | Kıdem Tazminatı, İhbar Süresi, Arabuluculuk ve Tüm Haklarınız
İşten çıkarıldınız ve ne yapmanız gerektiğini bilmiyor musunuz? Maaşınız, tazminatınız, izin ücretleriniz veya dava hakkınız konusunda tereddüt yaşıyor olabilirsiniz. Bu rehberde, işten çıkarılan bir çalışanın tüm haklarını adım adım ve uygulamaya dönük şekilde ele alıyoruz. 1. İŞTEN ÇIKARILDIĞINIZDA İLK SORMANIZ GEREKEN SORU “Bu fesih haklı mı, haksız mı?” İşveren sizi iki şekilde işten çıkarabilir: Haklı Nedenle Fesih (Tazminatsız Çıkış) Aşağıdaki durumlar mevcutsa işveren genellikle tazminat ödemez: Hırsızlık, güveni kötüye kullanma İşyerinde kavga veya ağır hakaret Devamsızlık (izin almadan işe gitmeme) İşverenin güvenini sarsan davranışlar Ancak burada kritik nokta şudur: İşveren bu iddiaları ispat etmek zorundadır. Aksi halde fesih haksız kabul edilir. Haksız Fesih (Tazminat Hakkı Doğar) Şu durumlarda fesih büyük ihtimalle haksızdır: Keyfi şekilde işten çıkarılma Gerçek dışı performans gerekçeleri Gerçeğe dayanmayan ekonomik nedenler Bu durumda kıdem ve ihbar tazminatı alma hakkınız doğar. 2. KIDEM TAZMİNATI: KİMLER ALABİLİR? Kıdem tazminatı alabilmek için: Aynı işyerinde en az 1 yıl çalışmış olmanız gerekir İşten çıkarılmanız haklı sebebe dayanmamalıdır Kıdem Tazminatı Hesaplama Her 1 yıl için 1 brüt maaş esas alınır. Artan süreler de orantılı şekilde eklenir. Örnek: 5 yıl çalışan bir işçi yaklaşık 5 maaş tutarında kıdem tazminatı alır. 3. İHBAR TAZMİNATI: HABER VERİLMEDEN ÇIKARILDIYSANIZ İşveren sizi önceden bildirim yapmadan işten çıkardıysa ihbar tazminatı gündeme gelir. Çalışma Süresi İhbar Süresi 0-6 ay 2 hafta 6 ay-1.5 yıl 4 hafta 1.5-3 yıl 6 hafta 3 yıl ve üzeri 8 hafta Bu süreler uygulanmadan yapılan fesihlerde ihbar tazminatı ödenir. 4. KULLANILMAYAN İZİN ÜCRETLERİ İşten ayrıldığınızda kullanmadığınız yıllık izinler varsa, bu izinler ücrete çevrilerek tarafınıza ödenmek zorundadır. Bu hak ortadan kalkmaz ve mutlaka talep edilebilir. 5. FAZLA MESAİ VE DİĞER İŞÇİLİK ALACAKLARI Aşağıdaki alacaklarınız varsa talep edebilirsiniz: Fazla mesai ücretleri Hafta tatili ve resmi tatil ücretleri Prim ve ikramiyeler Eksik ödenmiş maaşlar İşveren ödeme yapmazsa bu alacakların tamamı dava konusu yapılabilir. 6. İŞE İADE DAVASI (EN GÜÇLÜ HAKLARDAN BİRİ) Aşağıdaki şartlar varsa işe iade davası açabilirsiniz: İşyerinde en az 30 çalışan bulunması En az 6 aylık kıdem Davayı Kazanmanız Halinde: İşe geri dönme hakkı doğar veya 4 ila 8 maaş arasında tazminat kazanılır Ayrıca boşta geçen süre için en fazla 4 aylık ücret de ödenir. 7. ZORUNLU ARABULUCULUK (KRİTİK AŞAMA) İşçilik alacakları için doğrudan dava açılamaz. Önce arabulucuya başvurulması gerekir. Arabuluculuk sürecinde: Anlaşma sağlanırsa süreç sona erer Anlaşma sağlanamazsa dava açılır Bu sürecin hatalı yürütülmesi ciddi hak kayıplarına neden olabilir. 8. SÜRELER KAÇIRILMAMALIDIR. İşe iade davası için başvuru süresi: 1 ay İşçilik alacaklarında zamanaşımı: 5 yıl Özellikle işe iade süresi kaçırıldığında geri dönüş mümkün değildir. 9. İŞTEN ÇIKARILDIĞINIZDA NE YAPMALISINIZ? Adım adım izlenmesi gereken yol: İşten çıkış kodunu öğrenin Tazminat ve maaş hesaplarını kontrol edin İmzalatılan belgeleri dikkatle inceleyin Hak kaybı varsa arabulucuya başvurun Süreleri kaçırmadan hukuki destek alın 10. EN SIK YAPILAN HATALAR Boş belgeye imza atmak “Tüm haklarımı aldım” içerikli belge imzalamak Arabuluculukta düşük teklifleri kabul etmek Yasal süreleri kaçırmak Bu hatalar ciddi hak kayıplarına yol açar. SONUÇ İşten çıkarılmak çoğu zaman hak kaybı anlamına gelmez. Doğru şekilde hareket edildiğinde: Kıdem tazminatı İhbar tazminatı Fazla mesai alacakları İşe iade tazminatı gibi önemli haklar elde edilebilir. SIK SORULAN SORU İşten çıkarıldım, hiçbir hak alamadım ne yapmalıyım? Uzman bir avukat vasıtasıyla arabulucuya başvurarak alacaklarınızı talep etmeniz gerekir. Anlaşma sağlanamazsa dava yoluna gidilebilir.
- E-DEVLET ÜZERİNDEN HACİZ GÖRÜNÜYOR: NE YAPMALI? (2026 GÜNCEL REHBER)
E-Devlet’e girdiniz ve “üzerinizde haciz var” uyarısıyla karşılaştınız. Panik yapmadan önce şunu bilin: Haciz görünmesi, her zaman hemen malınıza el konulacağı anlamına gelmez. Ancak gecikmeden doğru adımları atmanız şarttır. Bu rehberde, e-Devlet’te haciz görünmesi halinde ne yapmanız gerektiğini, haklarınızı ve en hızlı çözüm yollarını adım adım anlatıyoruz. E-DEVLET’TE HACİZ GÖRÜNMESİ NE DEMEK? E-Devlet’te görülen haciz kaydı genellikle şu durumlardan kaynaklanır: İcra takibi başlatılmış olması Banka hesaplarına bloke konulması Maaş haczi uygulanması Araç veya taşınmaz üzerine haciz şerhi işlenmesi Bu kayıtlar genellikle UYAP ve icra müdürlükleri üzerinden sisteme düşer. İLK YAPMANIZ GEREKEN 3 KRİTİK ADIM 1. HANGİ İCRA DOSYASI OLDUĞUNU TESPİT EDİN E-Devlet’te görünen haciz tek başına yeterli bilgi vermez. Mutlaka şu bilgileri öğrenin: Hangi icra müdürlüğü? Dosya numarası ne? Alacaklı kim? Borç tutarı ne kadar? Bu bilgiler için: UYAP Vatandaş Portal’a girin Ya da doğrudan icra dairesinden dosya inceleyin 2. TEBLİGAT GELİP GELMEDİĞİNİ KONTROL EDİN En kritik konu budur. Size resmi tebligat gelmediyse , sürecin bazı aşamalarına itiraz hakkınız hâlâ olabilir Tebligat geldiyse ve süre geçtiyse, itiraz hakkı kaçmış olabilir Özellikle: Yanlış adrese tebligat Hiç tebligat yapılmaması gibi durumlar varsa, kaybettiğinizi sandığınız haklar doğar. 3. BORCA İTİRAZ MI, ÖDEME Mİ? KARAR VERİN Durumunuza göre iki ana yol vardır: A) BORÇ HAKSIZSA → İTİRAZ EDİN Aşağıdaki durumlar varsa mutlaka itiraz değerlendirilmelidir: Borç size ait değilse Borç daha önce ödendiyse Zamanaşımına uğramışsa Tutar yanlışsa Bu durumda: İcra takibine itiraz edilir Gerekirse menfi tespit davası açılır B) BORÇ DOĞRUYSA → ZARARI BÜYÜTMEDEN ÇÖZÜN Borç doğruysa: Faiz her gün işlemeye devam eder Hacizler artabilir Bu durumda: Peşin ödeme Taksit anlaşması Avukat aracılığıyla yapılandırma en hızlı çözümdür. E-DEVLET HACİZ KAYDI HANGİ MAL VARLIKLARINI ETKİLER? Haciz sadece banka hesabı değildir. Şunlara da uygulanabilir: Maaş (genellikle 1/4 oranında) Banka hesapları Araçlar Tapu kayıtları Kiraya verilen taşınmaz gelirleri MAAŞ HACZİ GÖRÜNÜYORSA NE YAPMALI? Maaşın tamamı kesilemez (istisnalar hariç) Kural olarak %25 kesinti yapılır Birden fazla haciz varsa sıraya girer Eğer: Kesinti oranı fazla ise Birden fazla kesinti yanlış uygulanıyorsa itiraz mümkündür. BANKA HESABINA HACİZ GELDİYSE En sık karşılaşılan durum budur. Dikkat edilmesi gerekenler: Hesaptaki tüm para bloke olabilir Maaş hesabıysa tamamen haczedilemez Sosyal yardım, nafaka gibi ödemeler korunur Yanlış haciz varsa: Bankaya değil icra dosyasına müdahale edilir. HACİZİ KALDIRMANIN EN HIZLI YOLLARI Duruma göre en etkili yöntemler: Borcun tamamen ödenmesi Alacaklıyla anlaşma (feragat / ödeme planı) İcra dosyasına itiraz Menfi tespit veya istirdat davası Usulsüz tebligat varsa süreci başa döndürme EN SIK YAPILAN HATALAR “E-Devlet’te gördüm ama bekleyeyim” demek Tebligatı ciddiye almamak Banka blokesi gelince panik ödeme yapmak Borcu araştırmadan ödeme yapmak Süreleri kaçırmak Bu hatalar, küçük bir borcun büyümesine ve malvarlığı kaybına yol açabilir. SONUÇ: HACİZ GÖRÜLDÜĞÜ ANDA HAREKETE GEÇİN E-Devlet’te haciz görmek, sürecin başladığını gösterir.Ancak bu noktada hâlâ: İtiraz etme Borcu düşürme Haczi kaldırma imkânı vardır. Doğru hamle, doğru zamanda yapılırsa ciddi kayıpların önüne geçilir. SIK SORULAN SORULAR E-Devlet’te haciz görünüyor ama borcum yok, ne yapmalıyım? Dosyayı inceleyin ve derhal icra takibine itiraz edin. Gerekirse dava açın. Haciz e-Devlet’te görünüyor ama bana tebligat gelmedi, ne olur? Usulsüz tebligat varsa haklarınız devam edebilir. Süre yeniden başlatılabilir. Haciz ne kadar sürede uygulanır? Takip kesinleştiğinde haciz işlemleri hızlı şekilde başlatılabilir.










