top of page

Arama Sonuçları

Boş arama ile 102 sonuç bulundu

  • INSTAGRAM / SOSYAL MEDYA HAKARET SUÇU VE CEZASI (2026 GÜNCEL REHBER)

    Sosyal medya artık sadece iletişim aracı değil; aynı zamanda hukuki sorumluluk doğuran bir alan. Özellikle Instagram, Twitter (X), Facebook ve TikTok üzerinden yapılan yorumlar, mesajlar ve paylaşımlar çoğu zaman hakaret suçu  kapsamına girerek ciddi sonuçlar doğurabiliyor. “Sadece yorum yaptım” demek çoğu durumda sizi kurtarmaz. Bu yazıda sosyal medya hakaret suçunu, cezasını, hangi ifadelerin suç sayıldığını ve mağdur ya da şüpheli olarak ne yapmanız gerektiğini açık, net ve örneklerle anlatıyoruz. SOSYAL MEDYADA HAKARET SUÇU NEDİR? Türk Ceza Kanunu’na göre hakaret suçu, bir kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edecek şekilde  somut bir fiil isnat edilmesi veya sövülmesiyle oluşur. Sosyal medyada bu suç çok daha kolay işlenir çünkü: Yorumlar anlık ve kontrolsüz yapılır Geniş kitlelere ulaşır Delil olarak kalıcıdır (ekran görüntüsü, link vs.) INSTAGRAM VE SOSYAL MEDYADA HANGİ DAVRANIŞLAR HAKARET SAYILIR? Aşağıdaki eylemler çoğu durumda doğrudan hakaret suçunu oluşturur: 1. Yorumlarda Hakaret “Sen dolandırıcısın” “Şerefsizsin, haysiyetsizsin” “Böyle avukat mı olur, rezil” 2. DM (Özel Mesaj) ile Hakaret Küfür içerikli mesajlar Aşağılayıcı ithamlar Sürekli rahatsız edici yazışmalar 3. Story ve Paylaşımlar Bir kişiyi etiketleyerek küçük düşürmek İma yoluyla hedef göstermek Hakaret içeren caps, video, reels paylaşmak 4. Sahte Hesap Üzerinden Hakaret Fake hesap açıp küfür etmek Anonim olduğunu düşünerek saldırmak Önemli not: Hesabın sahte olması hakaret suçundan adli işlem yapılmayacağı anlamına gelmez.  IP adresi ve dijital izler üzerinden tespit yapılır. HAKARET SUÇUNUN CEZASI NEDİR? Hakaret suçunun cezası genel olarak: 3 aydan 2 yıla kadar hapis veya adli para cezası Ancak sosyal medya söz konusu olduğunda ceza ağırlaşabilir: Alenen (herkese açık şekilde) işlenirse ceza artırılır Birden fazla kişiye yönelikse durum ağırlaşır Kamu görevlisine karşı işlenirse ceza daha da yükselir “ELEŞTİRİ YAPTIM” DEMEK KURTARIR MI? Hayır. Her eleştiri hukuka uygun değildir. Hukuka uygun eleştiri: “Bu hizmeti beğenmedim” “Fiyat politikası bana pahalı geldi” Suç teşkil eden ifade: “Bu adam dolandırıcı” “Bunlar sahtekar, uzak durun” Sınır şudur:  Eleştiri yapılabilir, kişilik saldırısı yapılamaz. GERÇEK HAYATTAN ÖRNEKLER Örnek 1: Bir işletmenin Instagram gönderisine: “Siz insanları kandırıyorsunuz, dolandırıcısınız” → Hakaret + iftira kapsamına girebilir Örnek 2: Eski sevgiliye story üzerinden: “Karakter yoksunu biri” → Hakaret suçu oluşur Örnek 3: Fake hesaptan yazılan: “Senin gibi şerefsiz görmedim” → Tespit edilirse doğrudan ceza davası Örnek 4: Google yorumuna yazılan: “Bu doktor rezil, hiçbir şey bilmiyor” → Hakaret suçu + tazminat riski HAKARETE UĞRAYAN KİŞİ NE YAPMALI? Eğer sosyal medyada size hakaret edildiyse hızlı hareket etmeniz gerekir: 1. Delilleri Kaydedin Ekran görüntüsü alın URL ve tarih bilgilerini saklayın Mümkünse noter tespiti yaptırın 2. Savcılığa Şikayet Hakaret suçu şikayete bağlıdır. 6 ay içinde şikayet etmeniz gerekir. 3. Tazminat Davası Açın Manevi tazminat talep edebilirsiniz Şartları mevcut ise maddi zararlar da istenebilir HAKARET EDEN KİŞİ NEYLE KARŞILAŞIR? Hakaret eden kişi: Ceza davası ile yargılanır Adli para cezası ödeyebilir Hapis cezası alabilir Tazminat ödemek zorunda kalabilir Sabıka kaydı oluşabilir EN ÇOK YAPILAN HATALAR “Fake hesaptan yazdım, bulunmam” düşüncesi “Yorum yaptım, suç olmaz” yanılgısı Sinirle yazılan anlık mesajlar Toplu linç kültürüne katılmak Bu hatalar çok ciddi hukuki sonuçlar doğurur. SONUÇ: SOSYAL MEDYA SERBEST ALAN DEĞİLDİR Instagram ve diğer sosyal medya platformları hukukun dışında değildir. Orada yazdığınız her kelime, attığınız her yorum ceza hukuku açısından değerlendirilir. Özellikle şu kuralı unutmayın: Gerçek hayatta söyleyemeyeceğiniz bir sözü sosyal medyada da yazmayın.

  • KİRACI TAHLİYESİNDE EN HIZLI YOL NEDİR? (2026 REHBERİ) | Ev Sahipleri İçin Pratik, Gerçekçi ve Sonuca Odaklı Hukuki Yol Haritası

    Kiracıyı tahliye etmek isteyen ev sahiplerinin en çok sorduğu soru şudur: “En hızlı şekilde kiracıyı nasıl çıkarabilirim?” Bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Çünkü tahliyenin hızı , elinizdeki belgeye, sözleşmeye, kiracının davranışına ve izlenen hukuki yola göre değişir. Ancak uygulamada bazı yollar açık ara daha hızlıdır. Bu rehberde, 2026 yılı itibarıyla en hızlı tahliye yöntemlerini , gerçek hayattan örneklerle ve pratik anlatımla ele alıyoruz. 1. EN HIZLI YÖNTEM: TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİNE DAYALI İCRA TAKİBİ Eğer elinizde geçerli bir tahliye taahhütnamesi  varsa, kiracıyı çıkarmanın en hızlı yolu budur. Neden en hızlı? Dava açmaya gerek yoktur Doğrudan icra takibi başlatılır Süreler kısadır Kiracı itiraz etmezse tahliye çok kısa sürede gerçekleşir Süreç nasıl işler? İcra dairesinde tahliye talepli ilamsız icra takibi  başlatılır Kiracıya ödeme/tahliye emri gönderilir Kiracı 7 gün içinde itiraz etmezse , tahliye süreci hızla ilerler İcra zoruyla tahliye aşamasına geçilebilir Ortalama süre: İtiraz yoksa: 1 – 3 ay İtiraz varsa: süreç uzar (itirazın kaldırılması ya da iptali gerekir) Kritik detay: Tahliye taahhütnamesinin: Kira sözleşmesinden sonra imzalanmış olması Belirli bir tahliye tarihi içermesi Serbest iradeyle verilmiş olması  gerekir Aksi halde süreç en hızlı yol olmaktan çıkar. Örnek: Kiracı, sözleşmeden 3 ay sonra “01.06.2026’da çıkacağım” diye taahhüt verdi. Çıkmadı. Ev sahibi doğrudan icra takibi başlatır → 1-2 ay içinde tahliye mümkün. 2. İKİNCİ HIZLI YOL: KİRA BORCU NEDENİYLE TAHLİYE (TEMERRÜT) Kiracı kira ödemiyorsa bu durum da hızlı tahliye imkânı sağlar. Nasıl yapılır? Kiracıya noterden ihtarname  gönderilir En az 30 gün süre verilir Ödeme yapılmazsa dava açılır Alternatif hızlı yöntem: İcra yoluyla tahliye (örnek 13 ödeme emri) Hem borç hem tahliye talep edilir Ortalama süre: 1 – 6 ay arası Örnek: Kiracı 3 aydır kira ödemiyor. Ev sahibi icra takibi başlatır → ödeme yapılmazsa tahliye süreci hızlanır. 3. SÖZLEŞME SÜRESİ BİTTİ DİYE KİRACI ÇIKARILABİLİR Mİ? Hayır. En büyük yanılgılardan biri budur. Konut kiralarında: Sözleşme bitince kiracı kendiliğinden tahliye zorunluluğu altına girmez. Kiracı kira sözleşmesini 10 yıl boyunca uzatma hakkına sahiptir. Bu nedenle bu yol en yavaş yöntemlerden biridir . 4. KONUT İHTİYACI NEDENİYLE TAHLİYE Ev sahibi veya yakınları için ihtiyaç varsa tahliye mümkündür. Şart: İhtiyacın gerçek, samimi ve zorunlu olması Süre: Genellikle 6 ay – 1 yıl Örnek: Ev sahibi başka evi olmadığı için kendisi taşınmak istiyor → dava açılır → mahkeme yapılacak yargılamayla iddiaları değerlendirir Bu yöntem hızlı değildir ama sağlamdır . 5. 2 HAKLI İHTAR YOLUYLA TAHLİYE Kiracı aynı kira yılında iki kez kira geciktirirse  uygulanır. Şart: Aynı kira yılı içinde İki ayrı haklı ihtar Sonuç: Sözleşme bitiminde tahliye davası açılır Süre: Uzun  (en az 8 ay) 6. EN BÜYÜK HATALAR (SÜRECİ UZATAN DAVRANIŞLAR) Ev sahiplerinin yaptığı kritik hatalar süreci aylarca uzatır: Geçersiz tahliye taahhütnamesi almak WhatsApp yazışmasına güvenmek Noter ihtarı göndermemek Yanlış icra takibi başlatmak Hukuki işlem yapmak için yasal süreleri kaçırmak 7. 2026 İÇİN NET SONUÇ: EN HIZLI TAHLİYE STRATEJİSİ Gerçekçi bir sıralama: Tahliye taahhütnamesi + icra takibi  → EN HIZLI Kira borcu + icra takibi  → Hızlı İhtiyaç nedeniyle dava  → Orta 2 haklı ihtar  → Yavaş Sözleşme süresi bitti diye tahliye  → En yavaş / çoğu zaman mümkün değil 8. SONUÇ: DOĞRU YOL = ZAMAN KAZANMAK Kiracı tahliyesinde hız, tamamen başlangıçta doğru adım atmaya bağlıdır . Yanlış yöntem seçerseniz, süre 1-2 aydan → 1-2 yıla çıkar. Doğru yöntemle aynı süreç haftalar içinde sonuçlanabilir. SIK SORULAN SORU Kiracıyı hemen çıkarabilir miyim? Hayır. Türkiye’de kiracı, kanunla korunur. Ancak uzman avukat önderliğinde, doğru hukuki yol seçilirse süreç ciddi şekilde hızlandırılabilir.

  • WHATSAPP YAZIŞMALARI DELİL SAYILIR MI? | Mahkemede Geçerliliği, Hukuka Uygunluk Şartları ve Kritik Detaylar

    Günümüzde birçok uyuşmazlık artık dijital ortamda yaşanıyor. Özellikle WhatsApp yazışmaları; boşanma davalarından işçi-işveren ihtilaflarına, alacak davalarından ceza yargılamalarına kadar pek çok dosyada delil olarak kullanılmak isteniyor. Peki gerçekten WhatsApp yazışmaları mahkemede delil sayılır mı? Her ekran görüntüsü geçerli midir? Yoksa bu durum suç teşkil edebilir mi? Bu yazıda, WhatsApp yazışmalarının hukuki niteliğini tüm yönleriyle açıklıyoruz. WHATSAPP YAZIŞMALARI MAHKEMEDE DELİL OLARAK KULLANILABİLİR Mİ? Evet, WhatsApp yazışmaları belirli şartlar altında mahkemede delil olarak kullanılabilir. Ancak burada kritik nokta şudur: Her yazışma otomatik olarak geçerli delil değildir. Yazışmanın nasıl elde edildiği  ve içeriği  belirleyicidir. EN KRİTİK KURAL: HUKUKA UYGUN ELDE EDİLMİŞ OLMASI Türk hukukunda temel ilke: Hukuka aykırı şekilde elde edilen deliller mahkemede kullanılamaz. Bu nedenle WhatsApp yazışmaları açısından en önemli ayrım şudur: Hukuka uygun delil örnekleri: Kendi telefonunuzdaki yazışmalar Tarafı olduğunuz konuşmalar Size gönderilen mesajlar Hukuka aykırı delil örnekleri: Eşinizin telefonunu izinsiz karıştırarak elde edilen yazışmalar Şifre kırarak girilen hesaplar Başkasına ait özel konuşmaların ele geçirilmesi Bu tür yöntemlerle elde edilen veriler, sadece delil sayılmamakla kalmaz; ayrıca suç oluşturabilir. EKRAN GÖRÜNTÜSÜ (SCREENSHOT) DELİL SAYILIR MI? Ekran görüntüsü tek başına delil olabilir; ancak üzerinde oynama yapılabilir olması ve kolayca manipüle edilebilir olması sebebiyle mahkemeler genellikle tek başına screenshot’a temkinli yaklaşır. Bu nedenle çoğu durumda şu yöntemlere başvurulur: Bilirkişi incelemesi Telefon incelemesi (imaj alınması) WhatsApp kayıtlarının teknik doğrulaması MAHKEME WHATSAPP YAZIŞMASINI NASIL DEĞERLENDİRİR? Mahkemeler şu kriterlere bakar: Yazışmanın gerçek olup olmadığı Taraflara ait olup olmadığı İçeriğin değiştirilip değiştirilmediği Delilin nasıl elde edildiği Eğer bu unsurlar sağlanıyorsa WhatsApp yazışması güçlü bir delil haline gelir. BOŞANMA DAVALARINDA WHATSAPP YAZIŞMALARI En sık kullanıldığı alanlardan biri boşanma davalarıdır. Örneğin: Aldatma (zina) Güven sarsıcı davranış Hakaret ve tehdit gibi durumlar çoğu zaman WhatsApp yazışmaları ile ispat edilmeye çalışılır. Ancak unutulmamalıdır ki eşin telefonunu gizlice karıştırarak elde edilen yazışmalar ciddi hukuki risk taşır. CEZA DAVALARINDA WHATSAPP DELİL OLUR MU? Evet, özellikle şu suçlarda sıkça kullanılır: Hakaret Tehdit Şantaj Dolandırıcılık Ancak yine aynı kural geçerlidir: Delilin hukuka uygun elde edilmesi şarttır. “BENİM O DEĞİL” SAVUNMASI VE İSPAT SORUNU Uygulamada en sık karşılaşılan savunmalardan biri olarak :“Bu mesajları ben yazmadım.” Bu durumda: Hat kimin adına? Telefon kimin kullanımında? Teknik inceleme sonucu ne diyor? gibi unsurlar değerlendirilir. Gerekirse bilirkişi raporu  ile mesajların kaynağı tespit edilir. WHATSAPP YAZIŞMALARINI DELİL OLARAK NASIL GÜÇLENDİRİRSİNİZ? Eğer elinizde WhatsApp yazışması varsa şu adımlar kritik önem taşır: Yazışmaları silmeyin Telefonu değiştirmeden önce yedek alın Gerekirse noter tespiti yaptırın Hukuka aykırı yöntemlerden kesinlikle kaçının SONUÇ: HER WHATSAPP MESAJI DELİL DEĞİLDİR WhatsApp yazışmaları günümüzde çok güçlü bir delil olabilir. Ancak: Hukuka uygun elde edilmemişse → geçersizdir Manipüle edilmişse → değeri düşer Teknik olarak doğrulanamıyorsa → zayıf kalır Bu nedenle delilin doğru şekilde sunulması, en az içeriği kadar önemlidir.

  • İNSAN TİCARETİ SUÇU NEDİR? (TCK m.80) | Unsurları, Cezası, Yargılama Süreci ve Göçmen Kaçakçılığı Suçundan Farkı

    İnsan ticareti suçu, modern dünyanın en ağır suçlarından biri olarak kabul edilir. İnsan onurunu doğrudan hedef alan bu suç tipi, kişilerin zorla çalıştırılması, fuhşa zorlanması, organlarının alınması veya benzeri şekillerde sömürülmesi amacıyla yapılan her türlü insan temini, taşınması veya barındırılması faaliyetini kapsar. Türk hukukunda insan ticareti suçu , Türk Ceza Kanunu m.80  kapsamında açık biçimde düzenlenmiş ve ağır yaptırımlara bağlanmıştır. Bu yazıda TCK m.80 kapsamında insan ticareti suçunun tanımı, unsurları, cezası, mağdurların korunması, soruşturma ve yargılama süreci ile göçmen kaçakçılığı suçundan farkları  vatandaşın anlayabileceği şekilde ayrıntılı olarak ele alınmaktadır. İnsan Ticareti Suçu Nedir? (TCK m.80) Türk Ceza Kanunu m.80’e göre insan ticareti suçu , kişilerin; Zorla çalıştırılması Hizmet ettirilmesi Fuhşa zorlanması Kölelik veya köleliğe benzer uygulamalara tabi tutulması Organlarının alınması gibi sömürü amaçlarıyla  temin edilmesi, kaçırılması, taşınması, sevk edilmesi, barındırılması veya devredilmesi şeklinde ortaya çıkar. Kanun koyucu, bu suçun oluşabilmesi için yalnızca insan taşınmasını değil, insanın bir sömürü aracı haline getirilmesini  esas almıştır. Bu nedenle insan ticareti suçu, insan onuruna karşı işlenen en ağır suçlardan biri  olarak kabul edilir. İnsan Ticareti Suçunun Kanuni Dayanağı Türk Ceza Kanunu m.80’e göre: Kişileri tehdit, baskı, cebir veya şiddet kullanarak Nüfuzu kötüye kullanarak Kandırarak Kişinin çaresizliğinden yararlanarak Denetim imkânı sağlayarak sömürü amacıyla temin eden, taşıyan, sevk eden veya barındıran kişiler insan ticareti suçunu işlemiş olur. Kanun maddesinde özellikle mağdurun iradesini ortadan kaldıran yöntemler  üzerinde durulmuştur. İnsan Ticareti Suçunun Unsurları Bir eylemin insan ticareti suçu  sayılabilmesi için belirli unsurların birlikte gerçekleşmesi gerekir. 1. Mağdurun İnsan Olması Bu suçun mağduru herhangi bir insan olabilir. Yabancı uyruklu kişiler Göçmenler Kadınlar Çocuklar İşsiz veya ekonomik açıdan zor durumda olan kişiler insan ticareti suçunun en sık hedefi olan gruplardır. Özellikle çocuklar söz konusu olduğunda , kanun daha da sıkı koruma sağlamaktadır. 2. Sömürü Amacı İnsan ticareti suçunun en önemli unsuru sömürü amacı dır. Kanuna göre sömürü kapsamında değerlendirilebilecek durumlar şunlardır: Zorla çalıştırma Fuhuşa zorlama Kölelik veya köle benzeri uygulamalar Organ ticareti İnsanların suç işlemeye zorlanması Eğer sömürü amacı yoksa, olay insan ticareti suçu olarak değerlendirilmeyebilir. 3. Baskı veya Aldatma Yöntemleri TCK m.80’e göre suçun oluşabilmesi için mağdurun; Tehdit edilmesi Kandırılması Baskı altına alınması Zor durumda bırakılması Güç kullanılarak kontrol altına alınması gibi yöntemlerden biri kullanılmış olmalıdır. Örneğin: Yurt dışında iş vaadiyle kandırılan kişiler Borçlandırılarak zorla çalıştırılan işçiler Fuhşa zorlanan kadınlar insan ticareti suçunun tipik örnekleri arasında yer alır. İnsan Ticareti Suçunun Cezası Türk Ceza Kanunu m.80’e göre insan ticareti suçunun cezası, 8 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası ve 10.000 güne kadar adli para cezasıdır. Ancak suçun niteliğine göre ceza daha da ağırlaşabilir. Örneğin; Suçun örgütlü şekilde işlenmesi Çocukların mağdur edilmesi Birden fazla kişinin mağdur olması gibi durumlarda ceza artırılabilir. Çocuklara Karşı İnsan Ticareti Kanun, çocukların korunması konusunda özel bir düzenleme getirmiştir. Eğer mağdur 18 yaşından küçükse , yukarıda sayılan tehdit, baskı veya kandırma yöntemlerinin kullanılmış olması aranmaz. Yani çocukların sömürü amacıyla taşınması veya barındırılması doğrudan insan ticareti suçu oluşturur. İnsan Ticareti Suçunda Mağdurların Korunması İnsan ticareti mağdurları çoğu zaman; Pasaportlarına el konulan Zorla çalıştırılan Fiziksel şiddete maruz kalan Ülkelerine dönemeyen kişilerden oluşur. Bu nedenle Türk hukukunda mağdurların korunmasına yönelik özel mekanizmalar bulunmaktadır. Mağdurlara; Barınma imkânı Sağlık hizmeti Psikolojik destek Hukuki yardım sağlanabilmektedir. İnsan Ticareti Suçunda Soruşturma ve Yargılama İnsan ticareti suçu re’sen soruşturulan suçlar  arasındadır. Yani mağdurun şikâyeti olmasa bile savcılık; Kolluk araştırması Tanık beyanları teknik takip iletişimin dinlenmesi gibi yöntemlerle soruşturma başlatabilir. Bu suçlar genellikle Ağır Ceza Mahkemelerinde  görülmektedir. İnsan Ticareti Suçu ile Göçmen Kaçakçılığı Suçu Arasındaki Fark Türk Ceza Kanunu’nda iki farklı suç düzenlenmiştir: TCK m.79 → Göçmen kaçakçılığı TCK m.80 → İnsan ticareti Bu iki suç çoğu zaman karıştırılmaktadır. Ancak aralarında önemli farklar bulunmaktadır. Göçmen Kaçakçılığı Göçmen kaçakçılığı suçunda amaç: Yabancı kişilerin yasadışı şekilde ülkeye sokulması veya ülkeden çıkarılmasıdır. Bu suçta genellikle maddi kazanç elde etme amacı  vardır. İnsan Ticareti İnsan ticaretinde ise amaç, mağdur insanı sömürmektir. Yani kişi; zorla çalıştırılmak fuhşa zorlanmak organı alınmak gibi amaçlarla kontrol altına alınmaktadır. Bu nedenle insan ticareti suçu çok daha ağır bir suç olarak kabul edilir. İnsan Ticareti Mağduru Olan Kişiler Ne Yapmalı? Eğer bir kişi; zorla çalıştırılıyorsa özgürlüğü kısıtlanıyorsa tehdit ediliyorsa pasaportuna el konulmuşsa bu durum insan ticareti suçunun göstergesi olabilir. Bu gibi durumlarda: Cumhuriyet Savcılığına Emniyet birimlerine Göç idaresine başvurularak suç duyurusunda bulunulabilir. Sonuç İnsan ticareti suçu, yalnızca bir suç değil aynı zamanda insan onuruna karşı ağır bir saldırıdır.  Bu nedenle Türk Ceza Kanunu m.80 kapsamında oldukça ağır cezalar öngörülmüştür. Kişilerin zorla çalıştırılması, fuhşa zorlanması veya organ ticaretine konu edilmesi gibi eylemler insan ticareti suçunun temelini oluşturur. Bu tür durumlarla karşılaşılması halinde, mağdurların ve tanıkların derhal yetkili makamlara başvurması  büyük önem taşımaktadır.

  • GÖÇMEN KAÇAKÇILIĞI SUÇU NEDİR? (TCK m.79)Unsurları, Cezası, Yargılama Süreci ve İnsan Ticareti Suçundan Farkı

    Göç hareketlerinin artmasıyla birlikte Türk ceza hukukunda göçmen kaçakçılığı suçu  son yıllarda en sık karşılaşılan suç tiplerinden biri haline gelmiştir. Özellikle Türkiye’nin coğrafi konumu nedeniyle düzensiz göç hareketlerinin yoğun olması, bu suçla ilgili soruşturma ve davaların da artmasına yol açmaktadır. Türk Ceza Kanunu’nda göçmen kaçakçılığı suçu TCK m.79 ’da düzenlenmiştir. Bu suç; yabancı kişilerin hukuka aykırı şekilde ülkeye sokulması, ülkede kalmasının sağlanması veya yurt dışına çıkarılması  gibi eylemleri kapsar. Uygulamada çoğu kişi bu suç ile insan ticareti suçunu  karıştırmaktadır. Oysa iki suç arasında önemli farklar vardır. Bu yazıda TCK m.79 kapsamında göçmen kaçakçılığı suçunun tanımı, unsurları, cezası, nitelikli halleri ve insan ticareti suçundan farkı  ayrıntılı şekilde ele alınacaktır. Göçmen Kaçakçılığı Suçu Nedir? (TCK m.79) Türk Ceza Kanunu’nun 79. maddesine göre göçmen kaçakçılığı suçu özetle şu şekilde tanımlanabilir: Bir yabancının yasadışı şekilde Türkiye’ye sokulması Bir yabancının yasadışı şekilde Türkiye’den çıkarılması Bir yabancının Türkiye’de hukuka aykırı şekilde kalmasına imkan sağlanması Bu eylemlerden herhangi biri maddi menfaat elde etmek amacıyla  yapılırsa göçmen kaçakçılığı suçu oluşur. Kanun koyucu bu suçu düzenlerken özellikle organize suç faaliyetlerini, insan hayatını tehlikeye atan kaçak geçiş organizasyonlarını ve yasa dışı göç ağlarını  hedef almıştır. Bu nedenle suçun oluşabilmesi için çoğu durumda organize şekilde hareket edilmesi veya bir kazanç elde edilmesi amacı  aranır. Göçmen Kaçakçılığı Suçunun Kanuni Tanımı Türk Ceza Kanunu m.79 hükmünün özüne bakıldığında suçun temel unsurları açıkça ortaya çıkmaktadır. Maddeye göre suç; Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddi menfaat elde etmek amacıyla Bir yabancıyı ülkeye sokan, ülkede kalmasına imkan sağlayan, veya ülke dışına çıkaran kişi tarafından işlenir. Dolayısıyla bu suç yalnızca fiili taşıma yapan kişiler tarafından değil , organizasyonu kuran, aracı olan, konaklama sağlayan veya geçişi organize eden kişiler tarafından da işlenmiş sayılabilir. Göçmen Kaçakçılığı Suçunun Unsurları Göçmen kaçakçılığı suçunun oluşabilmesi için bazı temel unsurların gerçekleşmesi gerekir. 1. Fail Bu suç herkes tarafından işlenebilir . Özel bir fail aranmaz. araç sürücüsü organizatör aracı kişi barınma sağlayan kişi sahte belge temin eden kişi gibi birçok kişi suçun faili olabilir. Uygulamada çoğu zaman örgütlü yapı içinde birden fazla kişi  birlikte hareket eder. 2. Mağdur Suçun mağduru göçmen durumundaki yabancı kişidir . Ancak hukuki anlamda korunmak istenen esas değer devletin göç ve sınır güvenliği politikalarıdır . Bu nedenle göçmen kişinin rızası bulunsa bile suç oluşur . 3. Fiil (Hareket) TCK m.79 üç farklı hareketi suç saymaktadır: Türkiye’ye Yasadışı Sokma Bir yabancının resmi sınır kapıları dışında ülkeye sokulması  veya sahte belgelerle girişinin sağlanması bu kapsamda değerlendirilir. Türkiye’de Kalmasına İmkan Sağlama Vizesi bitmiş veya kaçak durumda bulunan yabancıların; saklanması barındırılması çalıştırılması kaçak şekilde yaşamalarının sağlanması bu suç kapsamında değerlendirilebilir. Türkiye’den Yasadışı Çıkarma Bir yabancının başka bir ülkeye yasa dışı yollarla gönderilmesi  de göçmen kaçakçılığı suçunu oluşturur. Özellikle Ege ve Akdeniz üzerinden Avrupa’ya kaçak geçiş organizasyonları  bu suç tipinin en sık görülen örnekleridir. 4. Maddi Menfaat Amacı Göçmen kaçakçılığı suçunun en önemli unsurlarından biri menfaat elde etme amacıdır . Fail; para, mal, ekonomik çıkar elde etmek amacıyla hareket etmelidir. Bu menfaat doğrudan, dolaylı, organizasyon içinde pay alma şeklinde ortaya çıkabilir. Göçmen Kaçakçılığı Suçunun Cezası Türk Ceza Kanunu m.79’a göre göçmen kaçakçılığı suçunun cezası: 5 yıldan 8 yıla kadar hapis 10.000 güne kadar adli para cezasıdır Adli para cezası ayrıca hükmedilen gün sayısı üzerinden hesaplanır  ve oldukça yüksek tutarlara ulaşabilir. Uygulamada mahkemeler çoğu zaman hem hapis hem para cezasına birlikte hükmetmektedir . Suçun Nitelikli Halleri Bazı durumlarda göçmen kaçakçılığı suçunun cezası artırılır. Örneğin; suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi suçun örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi göçmenlerin hayatını tehlikeye sokacak şekilde gerçekleştirilmesi halinde ceza artırılmaktadır. Özellikle denize elverişsiz botlarla yapılan geçiş organizasyonları  bu kapsamda ağır ceza sebebi sayılmaktadır. Göçmen Kaçakçılığı Suçunda Göçmenin Rızası Önemli midir? Bu suç tipinin en önemli özelliklerinden biri göçmenin rızasının suçu ortadan kaldırmamasıdır . Yani; göçmen kişi kendi isteğiyle geçiş yapmak istese bile kaçak organizasyonu kabul etmiş olsa bile suç yine oluşur. Çünkü burada korunmak istenen hukuki değer yalnızca kişinin iradesi değil, devletin sınır güvenliği ve kamu düzenidir . Göçmen Kaçakçılığı ile İnsan Ticareti Arasındaki Fark Göçmen kaçakçılığı çoğu zaman insan ticareti suçu (TCK m.80)  ile karıştırılmaktadır. Ancak bu iki suç arasında önemli farklar vardır. Göçmen Kaçakçılığı Amaç kaçak geçişi sağlamak tır Göçmenin rızası çoğu zaman vardır Suç geçiş tamamlandığında sona erer İnsan Ticareti Amaç insanı sömürmektir Zorla çalıştırma, fuhuş, organ ticareti gibi durumlar vardır Mağdurun rızası hukuken geçerli sayılmaz Bu nedenle insan ticareti suçu çok daha ağır cezalar içeren ayrı bir suç tipidir. Göçmen Kaçakçılığı Suçunda Soruşturma ve Yargılama Bu suç genellikle şu şekilde ortaya çıkar: sahil güvenlik operasyonları jandarma veya polis uygulamaları sınır yakalamaları göçmen ifadeleri Soruşturma Cumhuriyet savcılığı tarafından yürütülür . Göçmen kaçakçılığı suçu asliye ceza mahkemesinde, nitelikli hali ağır ceza mahkemelerinde  görülür. Mahkeme sürecinde; telefon kayıtları kamera görüntüleri göçmen ifadeleri araç ve organizasyon delilleri önemli rol oynar. Göçmen Kaçakçılığı Suçunda Avukatın Önemi Bu suç türü genellikle; çok sayıda sanık çok sayıda mağdur uluslararası boyut teknik deliller içerdiği için karmaşık ceza davaları arasında yer alır. Bu nedenle hem sanıkların savunması  hem de mağdur durumundaki göçmenlerin haklarının korunması  açısından ceza hukuku alanında uzman bir avukatla hareket edilmesi büyük önem taşır. Sonuç Göçmen kaçakçılığı suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 79. maddesinde düzenlenen ve özellikle düzensiz göç hareketleri nedeniyle uygulamada sıkça karşılaşılan ciddi bir suçtur. Bir yabancının; Türkiye’ye yasadışı şekilde sokulması Türkiye’de kalmasına imkan sağlanması Türkiye’den yasadışı şekilde çıkarılması ve bunun maddi menfaat amacıyla yapılması  halinde göçmen kaçakçılığı suçu oluşur. Bu suçun cezası 5 yıldan 8 yıla kadar hapis ve yüksek miktarda adli para cezasıdır . Suçun örgütlü şekilde işlenmesi veya göçmenlerin hayatını tehlikeye atan yöntemler kullanılması halinde cezalar daha da ağırlaşmaktadır. Bu nedenle hem bireylerin hem de bu alanda faaliyet gösteren kişilerin TCK m.79 hükümlerini ve hukuki sonuçlarını iyi bilmesi  büyük önem taşımaktadır.

  • HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI (HAGB) NEDİR?

    HAGB Ne Zaman Başlar, Denetim Süresi Nasıl İşler, Aynı Anda Birden Fazla Suç İçin HAGB Verilebilir mi? Ceza yargılamalarında sanıkların en çok karşılaştığı ve en çok merak ettiği konulardan biri hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB)  kurumudur. Birçok kişi mahkeme kararında “HAGB verildi” ifadesini duyduğunda bunun beraat mı, ceza mı yoksa başka bir hukuki sonuç mu doğurduğunu tam olarak anlayamaz. Oysa HAGB, sanığa ikinci bir şans tanıyan çok önemli bir ceza muhakemesi kurumudur.  Belirli şartların gerçekleşmesi halinde mahkeme, verdiği hükmün açıklanmasını belirli bir süre erteleyebilir. Bu süre sorunsuz tamamlanırsa kişi hakkında verilen ceza tamamen ortadan kalkar. Bu yazıda şu sorulara açık ve anlaşılır cevaplar bulacaksınız: HAGB nedir? HAGB kararı ne anlama gelir? HAGB denetim süresi ne zaman başlar? Aynı anda birden fazla suç için HAGB verilebilir mi? HAGB alınca hapse girilir mi? 5 yıllık süre içinde suç işlenirse ne olur? HAGB NEDİR? (Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması , mahkemenin sanık hakkında bir mahkûmiyet kararı vermesine rağmen bu hükmün açıklanmasını belirli bir süre için ertelemesidir. Bu kurum Ceza Muhakemesi Kanunu m.231 ’de düzenlenmiştir. Mahkeme yargılama sonunda sanığın suç işlediğine karar verebilir. Ancak bazı şartlar varsa mahkeme şu yolu seçebilir: Ceza verilir Ancak bu ceza açıklanmaz Dosya denetim süresine bırakılır Bu nedenle HAGB şu anlama gelir: Sanık hakkında ceza verilmiştir fakat hüküm açıklanmadığı için hukuki sonuç doğurmamaktadır. HAGB KARARI VERİLİRSE HAPSE GİRİLİR Mİ? En çok sorulan sorulardan biri budur. Hayır. HAGB kararı verildiğinde: Ceza infaz edilmez Hapis cezası yatılmaz Adli para cezası ödenmez Çünkü mahkeme verdiği hükmü açıklamamıştır . Ancak bu durum tamamen sorunsuz değildir. Çünkü sanık denetim süresine  tabi olur. HAGB DENETİM SÜRESİ NE KADARDIR? Ceza Muhakemesi Kanunu m.231/8'e göre: Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi hâlinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur. Bu süre, 5 yıldır. Bu süreçte sanığın dikkat etmesi gereken en önemli şey şudur: Kasten yeni bir suç işlememek. HAGB DENETİM SÜRESİ NE ZAMAN BAŞLAR? Uygulamada en çok yanlış bilinen konulardan biri budur. Birçok kişi HAGB kararı verildiği anda denetim süresinin başladığını zanneder. Oysa gerçek durum farklıdır. Denetim süresi, HAGB kararının kesinleşmesi ile başlar. Yani süreç şu şekilde işler: Mahkeme HAGB kararı verir Karar kesinleşir Kesinleşme tarihinden itibaren 5 yıllık denetim süresi başlar Bu nedenle kesinleşme tarihi büyük önem taşır. HAGB KARARI VERİLEN DOSYA KAPANIR MI? Hayır. HAGB verilen dosya tamamen kapanmış sayılmaz. Dosya askıda kalır  ve denetim süresi boyunca devam eder. 5 yıllık süre sonunda yeni bir kasten suç işlenmezse ve denetim şartlarına uyulursa mahkeme şu kararı verir: DAVANIN DÜŞMESİ Bu durumda: Verilen ceza ortadan kalkar Mahkûmiyet doğmaz Dosya tamamen kapanır 5 YILLIK SÜRE İÇİNDE SUÇ İŞLENİRSE NE OLUR? Eğer denetim süresi içinde sanık, kasten yeni bir suç işlerse mahkeme daha önce açıklanmayan hükmü açıklar. Yani kişi artık gerçek anlamda mahkûm edilmiş olur ve ceza infaz edilir. Bu nedenle denetim süresi son derece kritik bir dönemdir. AYNI ANDA BİRDEN FAZLA SUÇ İÇİN HAGB VERİLEBİLİR Mİ? Bu konu uygulamada sıkça tartışılır. Cevap: Evet, verilebilir. Çünkü HAGB denetim süresi, kararın kesinleşmesi ile başlar. Dolayısıyla şu durum mümkündür: Birden fazla dosyada yargılama devam eder Mahkemeler farklı zamanlarda HAGB kararı verir Bu kararlar henüz kesinleşmemiştir Bu durumda denetim süresi başlamamıştır. Bu nedenle aynı kişi hakkında aynı anda birden fazla suç için HAGB kararı verilebilir. Ancak önemli nokta şudur: Bir HAGB kararı kesinleşip 5 yıllık süre başladıktan sonra  yeni bir suç işlenirse bu durum ciddi sonuçlar doğurur. HAGB KARARI SABIKA KAYDINA İŞLER Mİ? HAGB kararları, adli sicil kaydına işlenmez. Ancak bu kararlar tamamen görünmez değildir. HAGB kararları, adli sicil arşivinde saklanır. Bu kayıtlara yalnızca mahkemeler, savcılıklar erişebilir. Vatandaşın aldığı normal sabıka kaydında görünmez. HAGB KARARININ ŞARTLARI NELERDİR? Mahkemenin HAGB kararı verebilmesi için bazı şartlar gerekir. Başlıca şartlar şunlardır: Sanığa verilen ceza 2 yıl veya daha az hapis  olmalıdır Sanık daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış olmalıdır Mahkeme sanığın tekrar suç işlemeyeceği kanaatine varmalıdır Mağdurun zararı varsa giderilmiş olmalıdır Sanık HAGB kararını kabul etmelidir Bu şartlar yoksa HAGB uygulanmaz. HAGB SANIK İÇİN AVANTAJLI MIDIR? Çoğu durumda evet . Çünkü: Ceza infaz edilmez Sabıka oluşmaz 5 yıl sorunsuz geçerse dava tamamen düşer Bu nedenle uygulamada HAGB: “ikinci bir şans”  olarak değerlendirilir. SONUÇ: HAGB SANIK İÇİN BİR FIRSAT AMA AYNI ZAMANDA RİSKLİ BİR SÜREÇTİR Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, ceza hukukunda sanıklara önemli bir fırsat tanır. Mahkeme tarafından verilen ceza hemen uygulanmaz ve sanığa belirli bir süre içinde kendisini ispat etme imkânı verilir. Ancak unutulmamalıdır ki: Denetim süresi kararın kesinleşmesi ile başlar Süre 5 yıldır Bu süre içinde kasten yeni bir suç işlenmemesi gerekir Aksi halde açıklanmayan hüküm açıklanır ve ceza infaz edilir. Bu nedenle HAGB kararı verilen kişiler için denetim süresi son derece kritik bir dönemdir .

  • SAHTE SİGORTALILIK NEDİR? | SGK Sahte Sigorta Tespiti, Prim Günlerinin İptali ve Hukuki Çözüm Yolları

    Türkiye’de sosyal güvenlik sistemi büyük ölçüde fiili çalışmaya dayalı sigortalılık  esasına göre kuruludur. Bu nedenle bir kişinin sigortalı sayılabilmesi için gerçekten çalışması ve bu çalışmanın Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirilmesi gerekir. Ancak uygulamada bazen gerçek bir çalışma olmamasına rağmen sigorta bildirimi yapılması  veya tam tersine gerçek çalışma olmasına rağmen SGK’nın bu çalışmayı sahte sayması  gibi durumlar ortaya çıkabilmektedir. Bu tür durumlar vatandaşlar açısından son derece ciddi sonuçlar doğurabilir. Çünkü sahte sigortalılık tespiti  halinde SGK tarafından sigortalının prim günleri iptal edilebilir, yapılan sağlık harcamaları geri istenebilir, hatta ceza soruşturması başlatılabilir. Bu yazıda; Sahte sigortalılık nedir? SGK sahte sigorta tespiti yaparsa ne olur? Gerçekten çalıştığı halde primleri iptal edilen kişiler ne yapmalı? Hangi davalar açılabilir? Yargıtay bu konuda nasıl karar vermektedir? sorularını ayrıntılı şekilde ele alıyoruz. Sahte Sigortalılık Nedir? Sahte sigortalılık , bir kişinin gerçekte çalışmadığı halde çalışıyormuş gibi SGK’ya bildirilmesi ve bu şekilde sigorta kaydı oluşturulmasıdır. Başka bir ifadeyle; fiili çalışma yoktur, işveren SGK’ya bildirim yapmıştır, primler yatırılmış gibi görünür. Bu tür sigortalılıklar çoğu zaman şu amaçlarla yapılmaktadır: Erken emeklilik elde etmek Eksik prim günlerini tamamlamak Sağlık hizmetlerinden yararlanmak Emeklilik şartlarını sağlamak SGK mevzuatına göre sigortalılık için temel şart fiili çalışmadır . Çalışma yoksa sigortalılık da hukuken geçerli sayılmaz. SGK Sahte Sigortalılığı Nasıl Tespit Eder? Sosyal Güvenlik Kurumu sahte sigortalılığı çeşitli yollarla tespit edebilir. En sık kullanılan yöntemler şunlardır: 1. SGK Müfettiş Denetimleri SGK denetmenleri işyerinde inceleme yapabilir ve şu hususları araştırabilir: İşyerinin gerçek faaliyeti İşçinin fiilen çalışıp çalışmadığı Bordro ve kayıtların doğruluğu Tanık beyanları 2. Kurumlar Arası Veri Karşılaştırması SGK, farklı kamu kurumlarının verilerini karşılaştırarak şüpheli durumları tespit edebilir. Örneğin: Aynı kişinin farklı şehirde çalışıyor görünmesi Aynı anda birden fazla işyerinde tam zamanlı çalışma İşyerinin gerçek faaliyetinin bulunmaması 3. Şikayet ve İhbarlar Bazı durumlarda sahte sigortalılık ihbar veya şikayet  üzerine incelenmektedir. Sahte Sigortalılık Tespit Edilirse Ne Olur? SGK tarafından sahte sigortalılık tespit edilirse oldukça ağır sonuçlar ortaya çıkabilir. Bunların başlıcaları şunlardır: 1. Sigorta Prim Günlerinin İptali SGK en sık şu işlemi yapmaktadır: Sigortalının hizmetleri iptal edilir Prim günleri silinir Emeklilik hesabından düşülür Bu durum emekliliği yıllarca geciktirebilir. 2. Sağlık Giderlerinin Geri İstenmesi Sahte sigortalılık kapsamında kişi veya yakınları sağlık hizmeti almışsa SGK şu işlemi yapabilir: Yapılan tüm sağlık harcamalarını geri isteyebilir Faiziyle birlikte tahsil yoluna gidebilir 3. İcra Takibi SGK alacaklarını tahsil etmek için: icra takibi başlatabilir borçlu hakkında haciz işlemleri yapılabilir. 4. Ceza Davası Açılması Bazı durumlarda sahte sigortalılık ceza hukuku bakımından da suç oluşturabilir. Özellikle şu suçlar gündeme gelebilir: Nitelikli dolandırıcılık Resmi belgede sahtecilik Kurumu zarara uğratma Bu nedenle süreç sadece idari değil aynı zamanda ceza hukuku boyutu da taşıyabilir. SGK Bazen Hatalı Tespit Yapabilir Uygulamada ortaya çıkan ciddi bir sorun vardır: SGK denetimleri bazen hatalı sonuçlar doğurabilmektedir. Gerçekten çalışan kişiler şu gerekçelerle sahte sigortalı sayılabilmektedir: İşyerinin küçük olması Çalışmanın kayıt dışı yürütülmesi Tanıkların yanlış veya eksik beyanı işverenin kayıt tutmaması denetim sırasında işçinin işyerinde bulunmaması Bu nedenle gerçek çalışma olmasına rağmen prim günleri iptal edilebilmektedir. Gerçekten Çalıştığı Halde Sigortası İptal Edilen Kişiler Ne Yapmalı? Eğer bir kişi gerçekten çalıştığı halde SGK hizmetlerini iptal etmişse hukuki yollar açıktır. En önemli çözüm yolu hizmet tespiti veya sigortalılığın tespiti davasıdır. Hukuki süreci başlatmadan önce SGK'ya yazılı bir dilekçe ile başvurmakta fayda bulunmaktadır. SGK İşlemine Karşı Dava Açılabilir SGK tarafından yapılan prim iptali işlemi yargı denetimine tabidir. Sigortalı şu davaları açabilir: 1. Hizmet Tespiti Davası Bu dava ile kişi şunu talep eder: Belirli bir işyerinde gerçekten çalıştığının tespiti iptal edilen sigorta günlerinin yeniden kabul edilmesi Mahkeme şu delilleri inceler: Tanık beyanları maaş ödemeleri banka kayıtları işyeri faaliyetleri çalışma düzeni Mahkeme gerçek çalışmayı tespit ederse SGK’nın iptal ettiği hizmetler yeniden geçerli hale gelir. 2. SGK İşleminin İptali Davası SGK’nın yaptığı işlemin hukuka aykırı olduğu  ileri sürülerek iptali istenebilir. Bu davalarda özellikle şu hususlar önemlidir: Fiili çalışmanın ispatı işyerinin gerçek faaliyetinin bulunması ücret ödemelerinin varlığı Yargıtay Sahte Sigortalılık Konusuna Nasıl Yaklaşıyor? Yargıtay uygulamasında önemli bir ilke bulunmaktadır: Fiili çalışmanın bulunmadığı kesin olarak ispat edilmeden sigortalılık iptal edilmemelidir. Bu yaklaşım Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 06.04.2015 tarihli, 2013/10305 E., 2015/23091 K. sayılı kararında  da açıkça görülmektedir. Kararın Özeti: Karara konu olayda bir işyerinde bazı kişilerin çalışmadığı halde çalışıyormuş gibi SGK’ya bildirildiği iddia edilmiştir. Ancak yargılama sırasında şu hususlar ortaya çıkmıştır: Bu kişilerin çalışmadığına dair kesin bir delil bulunmamaktadır Prim ödemeleri yapılmıştır SGK’nın somut bir zararı oluşmamıştır Yargıtay şu önemli değerlendirmeyi yapmıştır: Erken emeklilik ihtimali ileride oluşabilecek bir durumdur Bu nedenle somut bir menfaat elde edildiği kesin değildir Çalışma olmadığı kesin şekilde ispat edilmemiştir Bu gerekçelerle sanıklar hakkında beraat kararı verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı  kabul edilmiştir. Bu karar, sahte sigortalılık iddiasının mutlaka güçlü delillerle ispat edilmesi gerektiğini  göstermektedir. Sahte Sigortalılık İddiasında Deliller Neden Önemlidir? Mahkemeler bu tür davalarda özellikle şu delillere önem vermektedir: İşyerinde birlikte çalışan tanıklar Maaş ödemeleri banka transferleri işyeri faaliyetleri işin niteliği çalışma düzeni Bu nedenle sigortalıların çalışmalarını belgeleyen tüm kayıtları saklamaları  büyük önem taşır. Sahte Sigortalılık Mağdurları İçin Önemli Tavsiyeler Eğer SGK prim günlerinizi iptal ettiyse şu adımları atmanız gerekir: SGK kararını ve denetim raporunu inceleyin Çalışmanızı ispatlayacak tüm belgeleri toplayın Tanık olabilecek kişilerle iletişime geçin Hak kaybı yaşamamak için dava açma süresini kaçırmayın Sosyal güvenlik hukuku alanında deneyimli bir avukata başvurun Çünkü yanlış yapılan bir SGK işlemi emekliliğinizi yıllarca geciktirebilir, yüksek borçlarla karşılaşmanıza neden olabilir. Sonuç Sahte sigortalılık, sosyal güvenlik sistemini korumak amacıyla ciddi yaptırımlara bağlanmış bir konudur. Ancak uygulamada bazen gerçek çalışan kişiler de yanlış denetimler nedeniyle mağdur olabilmektedir. Bu nedenle şu iki ilke büyük önem taşır: Fiili çalışma varsa sigortalılık geçerlidir SGK’nın yaptığı işlemler yargı denetimine tabidir SGK tarafından sahte sigortalılık gerekçesiyle hizmetleri iptal edilen kişiler mahkemeye başvurarak haklarını geri kazanabilir. Yargıtay kararları da açık şekilde göstermektedir ki çalışmanın bulunmadığı kesin olarak ispat edilmeden sigortalılığın iptal edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle böyle bir durumla karşılaşan kişilerin hukuki haklarını zamanında kullanmaları büyük önem taşımaktadır.

  • LİMİTED VE ANONİM ŞİRKETLER UYAP’A NASIL GİRİŞ YAPAR? | UYAP Kurum Portal Rehberi

    Şirketler UYAP’ta Dava ve İcra Dosyalarını Görüntüleyebilir mi? | UYAP Kurum Portal Rehberi Türkiye’de dava ve icra süreçlerinin büyük bölümü artık dijital ortamda yürütülmektedir . Bu sistemin merkezi ise Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) ’tır. UYAP sayesinde mahkemeler, icra daireleri, savcılıklar ve taraflar birçok işlemi elektronik ortamda gerçekleştirebilir. Limited veya anonim şirket UYAP’a girebilir mi? Şirketler kendi dava ve icra dosyalarını görebilir mi? UYAP üzerinden şirket adına dilekçe veya evrak gönderilebilir mi? UYAP Kurum Portal nedir ve nasıl kullanılır? Bu yazıda tüzel kişiliğe sahip şirketlerin UYAP’a erişim yöntemlerini , UYAP Kurum Portal sistemini  ve şirketlerin dava-icra dosyalarını nasıl takip edebileceğini  adım adım anlatıyoruz. UYAP Nedir ve Kimler Kullanabilir? Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) , Türkiye’de yargı birimlerinin tamamını dijital bir ağ üzerinde birleştiren resmi bilişim sistemidir. Bu sistem üzerinden: Dava açılabilir İcra takibi başlatılabilir Dosyalara dilekçe gönderilebilir Dosya içerikleri görüntülenebilir Tebligatlar takip edilebilir UYAP’ı kullanabilen başlıca kişiler ve kurumlar şunlardır: Avukatlar (UYAP Avukat Portal üzerinden) Vatandaşlar (UYAP Vatandaş Portal üzerinden) Kamu kurumları Tüzel kişiler (şirketler) Ancak şirketler vatandaş portalından değil, UYAP Kurum Portal  üzerinden sisteme erişir. UYAP Kurum Portal Nedir? UYAP Kurum Portal , kamu kurumları ve tüzel kişilerin kendi adlarına açılmış dava ve icra dosyalarını takip edebilmesi  için oluşturulmuş özel bir UYAP erişim sistemidir. Bu portal sayesinde şirketler: Taraf oldukları dava dosyalarını  görüntüleyebilir Taraf oldukları icra dosyalarını  inceleyebilir Dosya içeriğini ve evrakları görebilir Elektronik ortamda evrak ve dilekçe gönderebilir Bu yönüyle Kurum Portal, şirketler için dijital dosya takip sistemi  işlevi görür. Limited ve Anonim Şirketler UYAP’a Nasıl Giriş Yapabilir? Limited veya anonim şirketler doğrudan bireysel giriş yöntemiyle UYAP’a giremez . Bunun yerine şirket adına UYAP Kurum Portal hesabı  oluşturulması gerekir. Şirketlerin sisteme giriş yapabilmesi için şu adımlar izlenir: 1. Kurum Portal Başvurusu Yapılması Şirket adına UYAP Kurum Portal erişimi için başvuru  yapılması gerekir. Başvuruda genellikle şu belgeler istenir: Ticaret sicil gazetesi İmza sirküleri Yetkili kişinin kimlik bilgileri Kurumu temsil edecek kullanıcı bilgileri Başvuru sonrasında şirkete kurumsal kullanıcı hesabı  tanımlanır. 2. Yetkili Kullanıcı Tanımlanması Şirket adına sisteme giriş yapacak kişiler belirlenir. Genellikle bu kişiler: Şirket müdürü Yönetim kurulu üyesi Şirket hukuk birimi çalışanı Yetkilendirilmiş personel Bu kişiler adına sistem kullanıcı hesabı oluşturulur . 3. Elektronik İmza (E-İmza) Kullanımı UYAP sistemine giriş ve evrak gönderimi için nitelikli elektronik imza  kullanılması gerekir. E-imza sayesinde: Kimlik doğrulaması yapılır Gönderilen evrakların hukuki geçerliliği sağlanır Elektronik imzalı dilekçeler resmi belge niteliği kazanır Şirketler UYAP’ta Hangi Dosyaları Görüntüleyebilir? UYAP Kurum Portal üzerinden şirketler yalnızca taraf oldukları dosyaları  görüntüleyebilir. Bu kapsamda erişilebilecek dosyalar şunlardır: 1. İcra Dosyaları Şirket hakkında başlatılmış: İlamsız icra takipleri Kambiyo senedine dayalı takipler İlâmlı icra takipleri UYAP üzerinden görüntülenebilir. Aynı şekilde şirketin alacaklı olduğu icra dosyaları  da görülebilir. 2. Hukuk Davaları Şirketin taraf olduğu: Alacak davaları Ticari davalar Tazminat davaları İş davaları İtirazın iptali davaları gibi tüm hukuk dosyaları Kurum Portal üzerinden takip edilebilir. 3. Ceza Dosyaları Şirketler doğrudan ceza sorumluluğu taşımasa da bazı dosyalarda: Katılan Mağdur Şikayetçi sıfatıyla yer alabilir. Bu tür dosyalar da Kurum Portal üzerinden görüntülenebilir. Şirketler UYAP Üzerinden Evrak Gönderebilir mi? Evet. UYAP Kurum Portal üzerinden şirket adına evrak gönderilmesi mümkündür. Sistem üzerinden gönderilebilecek başlıca belgeler: Dilekçeler Beyan yazıları Savunmalar İtiraz dilekçeleri Delil sunumları Ancak burada çok önemli bir husus vardır: Mahkemeler ve icra daireleri nezdinde hukuki temsil genellikle avukat aracılığıyla yürütülür . Bu nedenle birçok işlem pratikte avukatlar tarafından UYAP Avukat Portal üzerinden yapılır . Yine de şirketin kendi adına bilgilendirme veya belge gönderimi yapması mümkündür . UYAP Kurum Portal Şirketlere Ne Avantaj Sağlar? UYAP Kurum Portal’ın şirketler için önemli avantajları vardır. 1. Dosyaları Anlık Takip Etme Şirketler: Duruşma tarihlerini Dosyaya giren evrakları Tebligatları anlık olarak takip edebilir. 2. Fiziki Evrak Trafiğini Azaltma Daha önce mahkemeye giderek yapılması gereken birçok işlem artık elektronik ortamda gerçekleştirilebilir . 3. Hukuki Riskleri Erken Görme Şirket hakkında açılmış bir dava veya başlatılmış icra takibi erken aşamada fark edilebilir . Bu da: Savunma hazırlama İtiraz süresini kaçırmama Delil sunma açısından büyük avantaj sağlar. Şirketler İçin UYAP Takibinin Önemi Birçok şirket hakkında açılan davaları veya icra takiplerini geç fark ettiği için ciddi hak kayıpları yaşayabilmektedir . Örneğin: İcra takibine süresinde itiraz edilmezse takip kesinleşir Dava dilekçesine cevap verilmezse iddialar kabul edilmiş sayılabilir Tebligatlar kaçırılırsa duruşma günü öğrenilemeyebilir Bu nedenle şirketlerin: UYAP Kurum Portal kullanması Dosyaları düzenli takip etmesi Gerekli durumlarda bir avukat aracılığıyla işlem yapması büyük önem taşır. Sonuç Limited ve anonim şirketler, UYAP Kurum Portal sistemi  sayesinde taraf oldukları dava ve icra dosyalarını elektronik ortamda takip edebilir. Doğru şekilde kurulan bir Kurum Portal hesabı sayesinde şirketler: Dosya içeriklerini görüntüleyebilir Evrak gönderebilir Tebligatları takip edebilir Hukuki süreçleri dijital ortamda yönetebilir Özellikle ticari faaliyet yürüten şirketler için UYAP Kurum Portal kullanımı, hukuki süreçlerin etkin şekilde takip edilmesini sağlayan kritik bir araçtır .

  • MUHATABIN GÖRÜNTÜ VE SESİNİN KAYDEDİLDİĞİNİ BİLDİĞİ YA DA ANLAYABİLDİĞİ DURUMLARDA, VİDEO VE SES KAYDI HUKUKA AYKIRI DELİL SAYILMAZ VE SUÇ TEŞKİL ETMEZ.

    “BENİ ÇEKİP DURMA” DİYORSA GİZLİ ÇEKİM YOKTUR. | Yargıtay'ın Güncel Kararı Işığında Rehber Görüntü ve Ses Kaydı Ne Zaman Hukuka Uygun Delil Sayılır? Günümüzde cep telefonlarının yaygınlaşmasıyla birlikte insanların en çok merak ettiği hukuki sorulardan biri şudur: Bir kişiyi video ile kaydetmek suç mu? Bu kayıt mahkemede delil olarak kullanılabilir mi? Türk Ceza Kanunu’nda özel hayatın gizliliğinin ihlali  ve kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi  gibi suç tipleri düzenlenmiştir. Bu nedenle çoğu kişi görüntü veya ses kaydı almanın her durumda suç olduğunu düşünmektedir. Oysa uygulamada durum her zaman böyle değildir. Özellikle kişinin kayıt yapıldığını bildiği veya anlayabildiği durumlarda yapılan kayıtların gizli çekim sayılmayacağı  yönünde çok önemli bir yüksek mahkeme içtihadı bulunmaktadır. Bu yazıda, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2020/26 E. – 2022/1434 K. sayılı kararı  ışığında, görüntü ve ses kaydı alınmasının hangi durumlarda hukuka uygun sayılabileceğini detaylı şekilde ele alacağız. Görüntü ve Ses Kaydı Almak Her Zaman Suç Değildir Türk Ceza Kanunu’nda yer alan düzenlemelere göre; TCK m.134 : Özel hayatın gizliliğini ihlal etmek suçtur. Özel hayatın görüntü veya ses kaydı alınarak ihlal edilmesi  halinde ceza artırılır. Ancak burada kritik nokta şudur: Kayıt gerçekten gizli mi yapılmıştır? Bir kayıt gizlice , yani karşı tarafın haberi olmadan yapılmışsa hukuka aykırılık gündeme gelebilir. Fakat kişi: Kaydedildiğini fark ediyorsa Kamerayı açıkça görüyorsa Kayıt yapıldığını sözlü olarak ifade ediyorsa “beni çekiyorsun” gibi ifadeler kullanıyorsa artık gizli çekimden söz etmek mümkün değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun Kritik Kararı Bu konuda uygulamaya yön veren önemli kararlardan biri Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2020/26 E. – 2022/1434 K. sayılı kararıdır. Yüksek Mahkeme bu kararında önemli bir tespitte bulunmuştur: Eğer kayıt yapılan kişi çekim sırasında kayıt alındığını biliyor veya bunu anlayabilecek durumdaysa, yapılan kayıt gizli kabul edilemez. Karara konu olayda taraflar arasında yaşanan bir tartışma sırasında video kaydı alınmıştır. Kayıt yapılan kişi, çekim sırasında “beni çekip durma”  şeklinde tepki göstermiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu durumdan şu sonucu çıkarmıştır: Kayıt yapılan kişi çekim yapıldığını fark etmektedir. Bu nedenle kayıt gizli şekilde yapılmış değildir. Dolayısıyla bu kayıt hukuka aykırı delil olarak değerlendirilemez. Bu değerlendirme Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2020/26 E. – 2022/1434 K. sayılı kararında  açık şekilde ortaya konulmuştur. “Beni Çekiyorsun” Diyen Kişinin Kaydı Gizli Sayılmaz Uygulamada çok sık yaşanan bir durum vardır. Bir tartışma sırasında taraflardan biri telefonla kayıt almaya başlar ve karşı taraf tepki gösterir: “Beni niye çekiyorsun?” “Telefonu kapat.” “Beni çekip durma.” Bu tür ifadeler hukuken son derece önemlidir. Çünkü bu sözler kişinin kayıt yapıldığını bildiğini gösterir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2020/26 E. – 2022/1434 K. sayılı kararına  göre bu durumda: kayıt gizli değildir , özel hayatın gizliliğinin ihlali oluşmaz, kayıt hukuka aykırı delil sayılmaz. Dolayısıyla böyle bir video kaydı mahkemede delil olarak kullanılabilir. Gizli Çekim Sayılan Durumlar Nelerdir? Her kayıt hukuka uygun değildir. Aşağıdaki durumlarda yapılan kayıtlar gizli çekim  sayılabilir: Karşı tarafın hiç haberi olmadan  kayıt yapılması Kameranın saklanarak  kullanılması Kayıt alınan kişinin kayıttan haberdar olmaması Özel hayatın gizli alanında kayıt yapılması (örneğin ev içi mahrem alan) Bu durumlarda TCK m.134 kapsamında suç oluşabilir. Açık Şekilde Yapılan Kayıtlar Delil Olabilir Yargıtay kararları incelendiğinde şu ilke açık şekilde ortaya çıkmaktadır: Taraflardan biri kayıt yapıldığını biliyorsa veya bilebilecek durumdaysa kayıt gizli değildir. Bu nedenle şu tür kayıtlar çoğu zaman hukuka uygun delil  sayılabilmektedir: Açık şekilde telefonla video çekilmesi Kameranın herkesin görebileceği şekilde tutulması Tartışma sırasında tarafın kayıt yapıldığını fark etmesi Kayıt yapılan kişinin bunu sözlü olarak ifade etmesi Bu yaklaşım Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2020/26 E. – 2022/1434 K. sayılı kararında  da açıkça benimsenmiştir. Mahkemede Video Kaydı Delil Olarak Kullanılabilir mi? Mahkemeler açısından en önemli kriter delilin hukuka uygun şekilde elde edilmesidir. Eğer kayıt: gizlice yapılmamışsa kişinin bilgisi dahilinde gerçekleşmişse olayın ispatı açısından gerekli ise mahkeme tarafından delil olarak değerlendirilebilir. Bu noktada Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2020/26 E. – 2022/1434 K. sayılı kararı , uygulamada sıklıkla referans verilen önemli bir içtihat haline gelmiştir. Sonuç: Her Video Kaydı Suç Değildir Toplumda yaygın olan “kimseyi kaydedemezsin, bu suçtur” düşüncesi hukuken doğru değildir. Özellikle şu durumlarda yapılan kayıtlar çoğu zaman hukuka uygun kabul edilir: kayıt açık şekilde yapılmışsa kişi kayıt yapıldığını fark etmişse çekim sırasında tepki göstermişse olayın ispatı amacıyla yapılmışsa Bu yaklaşım Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2020/26 E. – 2022/1434 K. sayılı kararı  ile de açık şekilde ortaya konulmuştur. Dolayısıyla bir olay sırasında karşı tarafın kayıt yapıldığını fark ettiği bir video kaydı , çoğu durumda gizli çekim sayılmaz ve hukuka aykırı delil olarak değerlendirilmez. Aşağıda konuya ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2020/26 E. – 2022/1434 K. sayılı kararının tam metni  yer almaktadır. T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2020/26 E., 2022/1434 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... Aile Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, davacı vekilinin karar düzeltme istemi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 31.03.2014 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 15.08.1992 tarihinde evlendiklerini, ortak iki çocuklarının bulunduğunu, her ikisinin de ...’de uzman doktor olarak çalıştıklarını, eşler arasında yıllardır artarak devam eden şiddetli geçimsizlik bulunduğunu, evliliğin bu hâle gelmesinde tüm kusurun davalıda olduğunu, tarafların zorunlu hâller dışında birbirleri ile konuşmadıklarını, konuştuklarında sert ve kırıcı olduklarını, yataklarının dahi ayrı olduğunu, davalının eşine ağır şekilde manevi baskı ve şiddet uyguladığını, hakaret ettiğini, toplum içinde küçük düşürdüğünü, davalının tutum ve davranışları nedeniyle evlilik birliğinin çekilmez bir hâl aldığını, yaşananlar nedeniyle davacının sağlığının bozulduğunu, stres kökenli kronik rahatsızlıklar yaşadığını ileri sürerek tarafların boşanmalarına ve müvekkili yararına 300.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili 20.05.2014 tarihli cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, müvekkilinin hiçbir kusurlu davranışının bulunmadığını, aksine davacının birlik görevlerini yerine getirmediğini, evlilik sorumluluğunu taşımak istemediğini, özgür olmayı istediğini dile getirdiğini, eşlerin dava açıldıktan sonra dahi cinsel hayatlarının devam ettiğini, davalının bir baba olarak çocuklarının her şeyi ile ilgilendiğini, çocukların okuldaki ve sosyal hayattaki başarıları için yapılması gereken her şeyi eksiksiz yaptığını, kahvaltıyı dahi davalının hazırladığını, ev alışverişlerinin müvekkili tarafından yapıldığını, davacının sürekli yorgun olduğunu söyleyerek uyuduğunu, uyumadığı zamanlarda televizyon izlediğini, tüm bunlara rağmen davalının davacıya aşırı ilgi gösterdiğini, ekonomik anlamda lüks bir hayat sürmesini sağladığını, eşler arasında daha evvel ... Aile Mahkemesinin 2011/391 E. sayılı dosyası ile boşanma davası açıldığını, dosyanın takip edilememesi nedeni açılmamış sayılmasına karar verildiğini, hükmün 25.02.2014 tarihinde kesinleştiğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. ... Aile Mahkemesinin 13.04.2016 tarihli ve 2014/290 E., 2016/316 K. sayılı kararı ile; dinlenen davacı tanık anlatımlarının genel ve soyut olduğu, taraflar arasında daha önce gerçekleşen anlaşmazlığa ilişkin bulunduğu, beyanlarda geçen olaylardan sonra eşlerin yeniden bir arada yaşamaya devam ettikleri, dolayısıyla davacının yaşanan olayları affettiği, en azından hoşgörü ile karşılanmış sayılması gerektiği, dolayısıyla dinlenen tanık beyanlarının eldeki davaya ilişkin geçimsizliği kanıtlayacak nitelikte olmadığı, davalı tarafça ibraz edilerek çözümü yaptırılan CD içeriğindeki fotoğraf, konuşma ve dökümlerin dava tarihinden sonra olduğu, hâl böyle olunca tarafların boşanma davası açıldıktan sonra aynı evde karı-koca hayatı yaşamaya devam ettikleri, davaya rağmen eşlerin bir süre birlikte yaşamaları nedeniyle birliğin sarsılmadığı gibi sürdürülebilir olduğunu gösterdiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Kararları: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 11.04.2018 tarihli ve 2016/15478 E., 2018/4870 K. sayılı kararı ile onanmasına karar verilmiştir. 9. Davacı vekilinin karar düzeltme istemi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 07.03.2019 tarihli ve 2018/5520 E., 2019/2308 K. sayılı kararı ile; “…Mahkemece, “Tanık anlatımlarının beyanlarının genel ve soyut olduğu, daha önce taraflar arasında gerçekleşen anlaşmazlığa ilişkin olduğu ve bu tanıkların ifadelerinde açıklanan olaylardan sonra tarafların yeniden bir arada yaşamaya devam ettikleri, bu nedenle davacının eşini affettiği ve hoşgörü kapsamında değerlendirilmek sureti ile evliliğin devam etmesi nedeni ile bu tanıkların ifadelerinin eldeki davaya ilişkin geçimsizliği kanıtlayacak nitelikte olmadığı, davalı tarafça ibraz edilerek çözümü yaptırılan CD içeriğindeki fotoğraf, konuşma dökümleri incelendiğinde tarafların boşanma davası açıldıktan sonra aynı evde birlikte normal karı koca hayatı yaşamaya devam ettikleri ve davanın ispatlanamadığı...” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacı kadın tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 11.04.2018 tarih 2016/15478 esas ve 2018/4870 karar sayılı ilamı ile hükmün onanmasına karar verilmiş, davacı kadın tarafından Dairemiz onama ilamına karşı karar düzeltme talebinde bulunulmuştur. Mahkemece yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davalı erkeğin davacı kadına yönelik olarak sürekli olarak “Kızınız deli, tımarhaneye yatırın, şişmansın, estetik ameliyat ol, senin hiç bir şeye aklın ermez, sen ne anlarsın, ruh hastasısın, sende psikolojik bozukluk var, git tedavi ol...” diyerek eşini aşağıladığı ve ona hakaret ettiği anlaşılmaktadır. Davalı erkek tarafından sunulan görüntü kayıtlarına ilişkin CD'nin kadının rızasına aykırı olarak hukuka aykırı yolla elde edildiği anlaşıldığından, hukuka aykırı bu delilin af olgusunun ispatında dikkate alınması mümkün olmadığı gibi, davacı kadının eşinin süreklilik gösteren kusurlu davranışlarını affettiğine dair başkaca bir delil ve olgu da ispatlanamamıştır. Bu halde, davalı erkeğin aşağılama ve hakarete yönelik davranışlarının süreklilik gösterdiği de dikkate alındığında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya (TMK m. 166/1) karar verileceği yerde yetersiz gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru değildir. Ne var ki; bu husus ilk inceleme sırasında gözden kaçırıldığından, hükmün onanması doğru olmayıp, davacının karar düzeltme talebinin kabulüne, Dairemizin 11.04.2018 tarih 2016/15478 esas ve 2018/4870 karar sayılı onama ilamının kaldırılmasına, hükmün açıklanan gerekçe ile bozulmasına karar vermek gerekmiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 10. ... Aile Mahkemesinin 17.06.2019 tarihli ve 2019/272 E., 2019/404 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçenin yanında; davacı tanık beyanlarının genel, soyut ve davacıdan duyuma dayalı olduğu, olayların gerçekleştiği ana ilişkin yer ve zaman belirtilmediği, AVM dönüşü yaşanan olayın ne zaman gerçekleştiğinin bilinmediği gibi beyanların davacının anlatımlarına dayalı olduğu, bu olaydan sonra tarafların birlikte evlerine döndükleri, ailecek geziye gittikleri, davalının eşi ve çocuklarıyla çok ilgili olduğu, dolayısıyla davacının iddialarını kanıtlayamadığı, davalı erkek hakkında özel hayatın gizliliğini ihlâl etmek suçu ile ilgili olarak yapılan ... Cumhuriyet Başsavcılığının 30.01.2015 tarihli 2014/59484 S., 2015/3318 K. sayılı kararda “şüpheli ile müştekinin şikâyete konu görüntülerin ve seslerin kayıt edildiği tarihte aynı ikamette yaşamaya devam ettikleri ve kanunen hâlen evli oldukları, bu bakımdan şüphelinin yaşadığı evdeki diğer şahısların görüntü ve seslerini kendisinin bulunmaya hakkı olduğu bir ortamda ve müştekinin de görüntülerinin ve seslerinin kayıt edildiğinden haberdar olduğu bir zamanda kaydettiği, şüphelinin bu ses ve görüntüleri delil olarak müşteki ile şüpheli arasında devam eden boşanma dava dosyasına sunduğu, üçüncü kişiler ile paylaşmadığı, bu durumun TCK’nın 134/1 ve 2. maddelerinde gösterilen suçu oluşturmayacağı, özel hayatın gizliliğini ihlâl etmek suçundan dolayı unsur yokluğu nedeniyle kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair” verilen gerekçe dikkate alındığında hükme esas alınan bu delil hakkında “rızası alınmaksızın hukuka aykırı yolla elde edilen delil” olarak değerlendirme yapılamayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 11. Direnme kararı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 12. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda; boşanmaya sebep olan olaylarda davalı eşin kusurlu davranışlarının ispat edilip edilmediği, buradan varılacak sonuca göre davacı eşin evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı boşanma davasının kabulünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 13. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir. 14. Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166. maddesinin 1 ve 2. fıkraları; "Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.” hükmünü taşımaktadır. 15. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıda belirtilen madde hükmü, somut ve ayrıntılı düzenlemeler içermemiş olması nedeniyle boşanma davalarında evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime çok geniş takdir hakkı tanımıştır. 16. Söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Çünkü tam kusurlu eşin boşanma davası açması tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir şekilde boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki “birlik artık sarsılmıştır” diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer (TMK m. 2). Nitekim benzer ilkeye HGK’nın 04.12.2015 tarihli ve 2014/2-594 E., 2015/2795 K. sayılı kararında da değinilmiştir. Bu durumda kusur ilkesine göre genel sebeple (TMK m. 166/1) boşanmaya karar verebilmek için davalının az da olsa kusurlu olması gerekir. 17. Yargıtay boşanma davalarında temyiz incelemesi aşamasının daha sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla; her bir davada verilecek olan boşanma kararı, fer'îleri ve boşanmanın mali sonuçları yönünden yapılacak denetlemeye uygun şekilde, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışları belirtildikten sonra eşlerin kusurluluk durumlarını ise “kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş” şeklinde belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Yine Yargıtay, 03.07.1978 tarihli, 5/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla da “kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden bir ölçü konulamayacağına ve bu hususta bir içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğine” karar vererek her bir boşanma davasında tarafların kusurluluk durumlarının kendine özgü ve o evliliğe münhasır olduğunu kabul etmiştir. 18. Evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı iddiasıyla boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz, az kusurlu veya eşit kusurlu (TMK m. 166/1) olmaya gerek olmayıp, ağır kusurlu tarafın dahi (TMK m. 166/2) dava hakkı vardır. Maddenin ikinci fıkrası uyarınca boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Tarafların TMK’nın 166/2. maddesine göre boşanmalarına karar verilirken dikkat edilmesi gereken husus; az kusurlu durumda olan davalı eşin açılan davaya itiraz hakkı olduğudur. Böyle bir durumda hâkim “ileri sürülen itirazın, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğuna ve ayrıca evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmadığı” kanaatine vardığı takdirde boşanmaya karar verilebilecektir. 19. Bu açıklamalar kapsamında eldeki davaya gelince; Mahkemece, tanık beyanlarında geçen anlaşmazlıklardan sonra eşlerin bir arada yaşamaya devam ettikleri, dolayısıyla davacının yaşanan olayları affettiği, en azından hoşgörü ile karşılanmış sayılmasının gerektiği, CD içeriğindeki fotoğraf, konuşma ve dökümlerin ise dava tarihinden sonra olduğu, hâl böyle olunca tarafların boşanma davası açıldıktan sonra aynı evde karı-koca hayatı yaşamaya devam ettikleri, davaya rağmen eşlerin birlikte yaşamaları nedeniyle birliğin sarsılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, Özel Dairece hükmün “davalı erkeğin eşine yönelik aşağılama ve hakarete yönelik davranışlarının süreklilik gösterdiği” ve ayrıca dosyaya sunulan CD'nin kadının rızasına aykırı olarak elde edildiği, hukuka aykırı şekilde elde edilen delilin “af olgusunun” ispatında hükme esas alınamayacağı, hâl böyle olunca taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik olduğu gerekçesiyle bozulduğu anlaşılmıştır. 20. Bu aşamada “bir delilin hangi durumda hukuka aykırı olarak elde edildiği” noktasının aydınlatılması gerekmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “İspat hakkı” başlığını taşıyan 189. maddesinin 2. fıkrasında yer alan “Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz” hükmü ile açıkça hukuka aykırı olarak elde edilmiş delillerin ispat gücü olamayacağı kabul edilmiştir. Böylece ispat hakkının delillere ilişkin yönünün hukukî çerçevesi çizilmiş; bir davada ileri sürülebilecek her türlü delilin mutlaka hukuka uygun yollardan elde edilmiş olması esası getirilmiştir. Uygulamada kişilik haklarının, özel yaşam alanı ve sır alanının ihlâli sonucu elde edilen kayıtların delil olarak değerlendirilemeyeceği kabul edilmektedir. Burada özenle üzerinde vurgulanması gereken husus; “hukuka aykırı olarak elde edilen delilin değerlendirilmesi konusunda” medeni usul hukukunda da geçerli olan dürüstlük kuralı esas alınarak karar verilmesi ve bu konuda her somut olayda, o olayın özelliğine göre değerlendirme yapılması gerektiğidir. Bu konuda ihlâl edilen kanun hükmü ile ispatlanmak istenen menfaat arasında amaca uygunluk hususu da esas alınmalıdır. Eldeki davada erkek eş tarafından dosyaya sunulan altı adet DVD ve içerisindeki videolar ile belirli aralıklarla alınan ekran görüntülerinin dökümüne ilişkin 17.03.2015 tarihli bilirkişi raporunun incelenmesinde; kadının “ya bak beni çekip durma, beni çekme, sen niye sürekli çekiyorsun senin amacın ne, neden çekiyorsun anlayamıyorum, napacan mahkemede delil olarak mı kullanacan” şeklindeki beyanlarından erkeğin ortak konut içerisinde çekim yaptığının kadın tarafından bilindiği bir başka ifade ile erkeğin bu çekimleri gizli olarak yapmadığı anlaşılmaktadır. Öyle ise dosya içerisinde yar alan CD'nin kadının bilgisi dışında hukuka aykırı yolla elde edildiğinden söz edilemeyeceği tartışmasızdır. 21. Tüm bu anlatılanların ışığı altında; tarafların 15.08.1992 tarihinde evlendikleri, ortak iki çocuklarının bulunduğu, davacı kadın tarafından dava dilekçesindeki geçimsizliğe ilişkin olarak dinlettiği annesi ...’ın görgüye dayalı bilgisi uyarınca; tarafların ortak bir paylaşım alanlarının olmadığı, evde birbirleriyle muhabbet etmedikleri, yatak odalarının ayrı olduğu, bunun yanında erkeğin eşi hakkında farklı zamanlarda “şişmansın, kızınız deli tımarhaneye yatırın, senin hiçbir şeye aklın ermez, sen ne anlarsın, sen komplekslisin, sen ruh hastasısın, sende psikolojik bozukluk var, git tedavi ol” şeklindeki söylemlerine bizzat şahit olduğu, yine davacının kardeşi ...’ın da görgüye dayalı bilgisi uyarınca; davalının davacıya psikolojik şiddet uyguladığı, manevi baskı yaptığı, eşini beğenmediği, eşinin dünya ve dini görüşünü küçümsediği, buna ilişkin olarak davalının eşine farklı zamanlarda “psikopat, ruh hastası, sen delisin, sen de kişilik bozukluğu var, kişilik zafiyeti var, çok şişmansın” şeklindeki söylemlerine bizzat şahit olduğu, hâl böyle olunca erkeğin eşini süreklilik arz eder şekilde aşağıladığı ve eşine hakaret ettiği, dosyadaki bilgi ve belgelerden davacının davalının bu kusurlu davranışlarını affettiği veya en azından hoşgörü ile karşıladığına dair bir kanıtın da bulunmadığı, dolayısıyla olayların akışı karşısında davacının dava açmakta haklı olduğu ve boşanmaya karar verilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. 22. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; dosya içerisinde yar alan CD'nin kadının rızasına aykırı olarak hukuka aykırı yolla elde edildiğinden hükme esas alınamayacağı, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle bozulması gerektiği görüşü ile direnme karar gerekçesinin yerinde olduğu, eşler arasındaki geçimsizliğin kanıtlanamadığı gözetilerek direnme kararının onanmasına karar verilmesi gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüşler Kurul çoğunluğunca yukarıda açıklanan nedenlerle benimsenmemiştir. 23. Hâl böyle olunca direnme kararının açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.11.2022 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Bir vakıanın ispatı için gösterilen delilin caiz olup olmadığına mahkemece karar verilir. (HMK 189/4) Bu hüküm nedeniyle hâkim bir delilin ispata elverişli, toplanması gereken delil olup olmadığını karşı tarafın itirazı olmaması hâlinde dahi kendiliğinden değerlendirmesi ve ispata uygun olmayan delilleri toplamaması gerekir. Özellikle; hukuka aykırı elde edilmiş delillerin hükme alınamayacak olması (HMK 189/2) ve Kanunun belirli delillerle ispatını emrettiği hususların, başka delillerle ispat edilemeyecek olması (HMK 189/3) nedeniyle, hâkim bu şekilde bildirilmiş ispata elverişli olmayan delillerin caiz olmadığına kendiliğinden karar vermesi gerekir. Bu kararın deliller toplandıktan sonra değil, deliller toplanmadan verilmesi bu hükümlerin bir gereği olduğu kadar usul ekonomisi ilkesinin de bir gereğidir. Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan delillerin, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamayacağı (HMK 189/2) hükmü ile, ispat hakkının delillere ilişkin yönünün hukukî çerçevesi çizilmiş, bir davada ileri sürülebilecek her türlü delilin mutlaka hukuka uygun yollardan elde edilmiş deliller olması esası getirilmiş, yargılama sırasında taraflarca sunulan delillerin elde ediliş biçiminin mahkeme tarafından re'sen göz önüne alınması ve delilin her ne surette olursa olsun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin tespit edilmesi hâlinde, diğer tarafça bir itiraz ileri sürülmese dahi mahkemece değerlendirilmemesi ilkesi benimsenmiştir. Anayasanın 38/6. maddesinde kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği düzenlenmiştir. Bu hükmün yer aldığı maddenin başlığı “Suç ve Cezalara İlişkin Esaslar” ise de maddenin “Hakların Korunması ile İlgili Hükümler” üst başlığı altında yer aldığı gözetildiğinde bu ilke sadece ceza usulünde değil medeni usulde de uygulanmalıdır. O nedenle HMK 189/2. maddede yer alan hukuka aykırı delil yasağı aynı zamanda anayasal bir ilke niteliğindedir. Hukuka aykırı delil, ani gelişen bir olay neticesi elde edilebileceği gibi, planlı bir çabanın sonucu olarak da elde edilebilir. Planlı bir çabanın sonucu olarak hukuka aykırı delilin elde edilmesi hâlinde hukuka aykırı delil yaratılması yani üretilmesi söz konusudur. Delil üretilmesinde kişinin ne şekilde davranacağı tahmin edildiğinden bunu kayıt altına almak için kişiyi teşvik etme, tahrik etme, buna uygun ortam hazırlama vardır. Ani ve gelişen durum kayıt altına alınmış ise bu hukuka aykırı delil üretme değil, hukuka aykırı delil elde etmedir. Hukuka aykırı üretilen deliller hiçbir şeklide delil olarak kabul edilemez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.04.2018 tarihli ve 2013/4-1183 E. 2014/960 K. sayılı kararında; habersiz yapılan ses kaydıyla ilgili olarak “kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı, ani gelişen durumlarla sınırlı olması koşulu ile hukuka uygun olacağının, aksi hâlde ilgili kişinin yetkili makamlara başvurma olanağı doğduktan sonraki aşamalardaki kayıtların ise hukuka aykırı yollarla elde edilmiş olduğunun kabulü gerektiği” belirtilmiştir. Böyle çok istisnai bir durum olmaksızın yapılan bir ses kaydı, kamera kaydı; ani ve gelişen bir durumun sonucu gerçekleşmiş olsa bile hukuka aykırı elde edilmiş olup meşru ispat aracı niteliğini taşımadığından delil olarak kabul edilemeyecek ve kanuna uygun delillerle ispat aranarak silahların eşitliği ilkesine de uygun davranılmış olacaktır. Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olayda delil olarak kabul edilen kamera kayıtlarının somut olayda ispat aracı olarak kanuna uygun bir delil sayılıp sayılmayacağı değerlendirilmelidir. Delil olarak sunulan kamera kayıtlarının bilirkişi raporunda yapılan dökümüne göre “ya bak beni çekip durma” sözü üzerine “çekmiyorum seni”, “napacan mahkemede delil mi kullanacan?” sözü üzerine “ben seni ne çekecem”, “neden çekiyorsun” sözü üzerine “aynadan çekiyorum”, “beni çekme ha” sözü üzerine “çekmiyorum seni niye çekeyim”, “niye beni çekiyon lan sürekli” sözü üzerine “küpeni çekiyorum”, “yalancı maksadın ne? Bunun bir maksadı var ben şüphelendim şimdi” sözü üzerine bir cevap bulunmadığı “beni çekme” sözü üzerine “çekmiyorum ne çekecem seni” ifadeleriyle cevap verilmiştir. Ev ortamında yapılan kamera kaydında parça parça çekimler yapılmış ve kadının her beni çekme ifadesine çekmiyorum şeklinde cevaplar verilmiş veya çekim amacının hatıra olduğuna dair ifadeler yer almış olup rızaya dayalı bir kamera çekimi olmadığı açıkça anlaşılmaktadır. Erkeğin kamera çekimi bir devamlılık arz etmemekte olup parça parça çekimler yapıldığından kameranın hangi anda kayıtta olduğu hangi anda kayıtta olmadığı kadın tarafından tam bilinmemekte ancak çekildiğini hissedildiği anda çekmemesi için erkek uyarılmaktadır. Kadının da rızasıyla alınmış bir kamera kaydı olmadığı açıkça bellidir. Özel Daire tarafından bu kamera çekiminin rızaya dayalı olmadığı ve delil olarak kabul edilemeyeceği belirtilmiş olup usul ve yasaya uygun olan bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme hükmünün Özel Daire kararı gibi bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan koca tarafından görüntü ve seslerin kayda alınmasında kadının rızası bulunduğu ve hukuka aykırı delilden söz edilemeyeceği kabul edilerek değişik bozma yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.

  • DEDEKTİF TUTMAK SUÇ MU?

    Özel Hayatın Gizliliği Açısından Dedektiflik Faaliyetlerinin Hukuki Sonuçları Son yıllarda özellikle boşanma davaları, aldatma şüpheleri veya kişisel araştırmalar nedeniyle özel dedektif tutma  konusu oldukça yaygın hale gelmiştir. İnternette “eşimi takip ettirmek istiyorum”, “dedektif tutarak delil toplamak”, “aldatma nasıl ispatlanır” gibi aramalar ciddi ölçüde artmaktadır. Ancak çoğu kişi önemli bir hukuki gerçeği bilmemektedir: Bir kişiyi takip etmek, fotoğraflamak veya onun günlük hayatına ilişkin bilgileri sistemli şekilde toplamak çoğu durumda suç teşkil edebilir. Türk Ceza Hukuku’nda bu tür eylemler çoğunlukla “özel hayatın gizliliğini ihlal suçu”  kapsamında değerlendirilmektedir. Aşağıda hem kanuni düzenlemeler hem de Yargıtay kararları ışığında konuyu detaylı şekilde inceleyelim. Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu Nedir? Türk Ceza Kanunu’nun 134. maddesine göre , kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kişiler hakkında hapis cezası  öngörülmektedir. Bu suçun temel amacı, bireyin mahremiyet alanını ve kişisel yaşamını korumaktır. Özel hayat kavramı yalnızca kişinin evinin içindeki yaşamı ile sınırlı değildir. Bir kişinin günlük yaşamı, sosyal ilişkileri, kiminle görüştüğü, nerelere gittiği gibi bilgiler de çoğu durumda özel hayat kapsamında değerlendirilir. Dedektif Tutmak Suç Olabilir mi? Bir kişiyi izlemek, takip etmek veya fotoğraflamak amacıyla özel dedektif tutmak , belirli şartlarda ceza hukuku açısından sorumluluk doğurabilir. Özellikle şu tür eylemler hukuka aykırı kabul edilebilir: Bir kişinin sürekli takip edilmesi Gizlice fotoğraf veya video çekilmesi Günlük hareketlerinin kayıt altına alınması Kimlerle görüştüğünün araştırılması Özel yaşamına ilişkin bilgilerin toplanması Bu faaliyetler çoğu zaman özel hayatın gizliliğini ihlal suçu  kapsamında değerlendirilmektedir. Yargıtay Kararı: Dedektif Tutmak da Dedektiflik Yapmak da Suç Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2015/16560 E. , 2017/4579 K. sayılı kararında önemli bir kararında bu konuyu açık şekilde değerlendirmiştir. Karara konu olayda: Bir kişi eşinin kendisini aldattığını düşünmektedir. Bu iddiayı ispatlamak için özel dedektif tutar. Dedektif, eşin başka biriyle kafede oturduğu sırada fotoğraf çeker. Yerel mahkeme bu eylemi özel hayatın gizliliğini ihlal suçu  olarak değerlendirmiş ve sanıkların mahkûmiyetine karar vermiştir. Yargıtay da bu kararı onamıştır. Kararda özel hayat kavramı şu şekilde açıklanmıştır: Özel hayat yalnızca kapalı kapılar ardındaki yaşamdan ibaret değildir. Kişinin gün içinde nerelere gittiği, kimlerle görüştüğü gibi bilgiler de özel hayat kapsamına girebilir. Yargıtay ayrıca şu önemli noktaya da dikkat çekmiştir: Bir kişinin kamuya açık alanda bulunması, onun sürekli izlenmesine veya görüntülerinin kaydedilmesine rıza gösterdiği anlamına gelmez. Bu kararın en önemli sonucu şudur: Sadece dedektiflik yapan kişi değil, dedektifi tutan kişi de suçtan sorumlu tutulabilir. Kamuya Açık Alanda Fotoğraf Çekmek Suç Sayılır mı? Toplumda yaygın bir yanlış inanış vardır: “Kamuya açık yerde fotoğraf çekmek suç değildir.” Ancak hukuki uygulama bu kadar basit değildir. Yargıtay’a göre şu hususlar değerlendirilmelidir: Takibin sürekli olup olmadığı Kişinin özel yaşamına müdahale derecesi Elde edilen bilgilerin mahrem nitelikte olup olmadığı Takip edilen kişinin sosyal konumu Müdahalenin ölçüsüz olup olmadığı Özellikle sistematik takip ve kayıt alma  faaliyetleri çoğu zaman suç olarak kabul edilmektedir. Boşanma Davası İçin Dedektif Tutmak Hukuka Uygun mu? Boşanma davalarında aldatmanın ispatı için delil toplama konusu sıkça gündeme gelmektedir. Ancak hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller  hem ceza sorumluluğu doğurabilir hem de mahkemede geçerli sayılmayabilir. Bu nedenle şu noktaya dikkat edilmelidir: Delil toplamak amacıyla kişinin sürekli takip edilmesi Gizli fotoğraf çekilmesi Profesyonel takip yapılması çoğu durumda hukuki risk taşır. Bu nedenle vatandaşların “dedektif tutarak delil toplamak” gibi yöntemlere başvurmadan önce mutlaka bir avukata danışması gerekir. Dedektiflik Türkiye’de Yasal mı? Türkiye’de özel dedektiflik mesleğini düzenleyen özel bir kanun bulunmamaktadır. Bu nedenle: Dedektiflik faaliyetleri açık bir yasal çerçeveye sahip değildir. Yapılan birçok faaliyet ceza hukuku açısından risklidir. Özellikle şu faaliyetler çoğu zaman suç kapsamına girebilir: Kişi takibi Gizli görüntü alma Özel hayat araştırması Kişisel veri toplama Bu nedenle dedektiflik faaliyetleri çoğu zaman hukuki sorunlara yol açmaktadır. Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçunun Cezası TCK 134’e göre: 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası  öngörülmektedir. Eğer ihlal ses veya görüntü kaydı alınarak yapılmışsa ceza artırılır. Ayrıca mağdur kişi manevi tazminat davası  da açabilir. Sonuç: Dedektif Tutmak Ciddi Hukuki Riskler Taşır Yargıtay kararları açıkça göstermektedir ki: Bir kişiyi takip etmek Onun günlük hayatını kayıt altına almak Dedektif tutarak özel yaşamını araştırmak çoğu durumda özel hayatın gizliliğini ihlal suçu  oluşturabilir. Üstelik bu suçtan hem dedektif hem de dedektifi tutan kişi sorumlu tutulabilir. Bu nedenle özellikle boşanma davaları veya kişisel şüpheler nedeniyle hukuka aykırı delil toplama yöntemlerine başvurmak , beklenmedik şekilde ceza davasına dönüşebilir. En sağlıklı yol, böyle bir durumla karşılaşıldığında hukuki danışmanlık alarak yasal yollarla delil elde edilmesini sağlamaktır. YARGITAY 12. Ceza Dairesi 2015/16560 E. , 2017/4579 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi Suç : Özel hayatın gizliliğini ihlal Hüküm : TCK'nın 134/1, 62/1, 50, 52. maddeleri gereğince mahkumiyet Özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyizedilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: Özel hayat; kişinin sadece gözlerden uzakta, başkalarıyla paylaşmadığı, kapalı kapılar ardında, dört duvararasındaki yaşantısı ve mahremiyetinden ibaret değil, herkesin bilmediği veya bilmemesi gereken,istenildiğinde başka kişilere açıklanabilen, tamamen kişiye özel hayat olayları ve bilgilerin tamamını içerir.Bu nedenle, kamuya açık alanda bulunulması, bu alandaki her görüntü veya sesin dinlenilmesine,izlenilmesine, kaydedilmesine, sürekli ve izinsiz olarak elde bulundurulmasına rıza gösterildiği anlamınagelmez. Kamuya açık alanda bulunulduğunda dahi, “kalabalığın içinde dikkat çekmezlik, tanınmazlık,bilinmezlik” prensibi geçerli olup, kamuya açık alandaki kişinin, gün içerisinde yapıkları, gittiği yerler,kiminle niçin, nasıl, nerede ve ne zaman görüştüğü gibi hususları tespit etmek amacıyla sürekli denetim vegözetim altına alınması sonucu elde edilmiş bilgileri ya da onun başkalarınca görülmesi ve bilinmesiniistemeyeceği, özel yaşam alanına girdiğinde şüphe bulunmayan faaliyetleri özel hayat kapsamına dahildir;ancak, süreklilik içermeyen ve özel yaşam alanına dahil olmayan olay ve bilgiler ise bu kapsamdadeğerlendirilemez. Sonuç olarak, bir olay ya da bilginin, özel hayat kapsamına girip girmediği belirlenirken,kişinin toplum içindeki konumu, mesleği, görevi, kamuoyu tarafından tanınıp tanınmadığı, dışa yansıyandavranışları, rıza ve öngörüleri, sosyal ilişkileri, içinde bulunduğu fiziki çevrenin özellikleri, müdahaleninderecesi gibi ölçütler göz önüne alınmalıdır. Bu açıklamalar ışığında oluşa ve dosya kapsamına göre; hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıkararı verilen sanık ...’nın, eşi olan katılanın kendisini aldattığını ispatlamak için özel dedektiflik hizmetiveren diğer sanık ... ile anlaşarak, mağdur hakkında delil toplamasını istemesi üzerine, sanık ...’nınkatılanın ... isimli bayanla kamuya açık bir kafede oturdukları sıradaki fotoğrafını çekmesi şeklindegerçekleşen eyleminin özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturduğuna ilişkin yerel mahkemeninkabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin sanığın atılı suçu işlemediğine ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA,31.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

bottom of page