GÜNCEL BOŞANMA NEDENLERİ | 2026 YARGITAY KARARLARIYLA DETAYLI REHBER
- Av. Arb. Servet Aksoy
- 5 gün önce
- 10 dakikada okunur
Boşanma davası denildiğinde birçok kişi hâlâ yalnızca aldatma, şiddet veya terk gibi klasik nedenleri düşünmektedir. Oysa uygulamada boşanma sebepleri çok daha geniştir. Yargıtay kararları göstermektedir ki evlilik birliğini çekilmez hale getiren ekonomik baskılar, ilgisizlik, güven sarsıcı hareketler, aşağılayıcı sözler, cinsel sorunlar, eşe destek olmama, aile müdahalesine sessiz kalma ve hatta bazı özel durumlarda uzun süreli fiili ayrılık bile boşanma sebebi olarak değerlendirilebilmektedir. Medeni Kanun sistematiğinde boşanma sebepleri genel ve özel sebepler olarak ayrılır; özellikle TMK m. 166 kapsamında “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” oldukça geniş bir uygulama alanına sahiptir. Bu nedenle “boşanma sebebi sayılır mı?” sorusunun cevabı çoğu zaman davranışın evlilik düzenine, güven ilişkisine, ortak yaşama ve eşlerin birbirine karşı yükümlülüklerine etkisine göre verilir. Aşağıda, güncel Yargıtay kararları ışığında uygulamada en sık karşılaşılan ve mahkemelerce ciddiye alınan boşanma nedenlerini tek tek açıklıyoruz.

1) Aile ekonomisini sarsan lüks ve ölçüsüz harcamalar boşanma sebebi olabilir
Evlilik sadece duygusal bir birlik değil, aynı zamanda ekonomik bir ortaklıktır. Özellikle aile bütçesi zor durumdayken eşlerden birinin lüks tüketim alışkanlıklarını sürdürmesi, gelir-gider dengesini bozması ve ortak yaşamın yükünü diğer eşin omzuna bırakması, mahkemelerce “sorumsuz davranış” ve “evlilik birliğini temelinden sarsan tutum” olarak değerlendirilebilmektedir.
Bu konuda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.01.2020 tarihli, E. 2017/2-2284, K. 2020/19 sayılı kararı dikkat çekicidir. Söz konusu kararda aile ekonomisinin zorlandığı dönemde yapılan lüks harcamaların boşanmada kusur değerlendirmesinde dikkate alınabileceği kabul edilmiştir. Bu karar, ekonomik sadakatin de evlilik birliğinin önemli unsurlarından biri olduğunu göstermektedir. Kısacası eşlerden biri sürekli savurgan davranıyor, aile geçimini zora sokuyor, buna rağmen kişisel lüksünden vazgeçmiyorsa; bu durum tek başına olmasa bile diğer olaylarla birlikte ciddi bir boşanma gerekçesine dönüşebilir.
2) Eşe yeterli maddi destek sağlamamak, bağımsız konut kurmamak ve ekonomik baskı uygulamak boşanma sebebidir
Uygulamada en sık karşılaşılan sorunlardan biri, eşlerden birinin diğerini ekonomik açıdan baskı altına almasıdır. Evin temel ihtiyaçları için yeterli para bırakmamak, eşi ailesinden yardım istemek zorunda bırakmak, bağımsız konut kurmamak ya da evlilik yükümlülüklerinden kaçınmak, mahkemelerce ağır kusur ya da en azından ciddi kusur kapsamında ele alınabilmektedir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 04.11.2020 tarihli, E. 2020/3210, K. 2020/5405 sayılı kararında; erkeğin bağımsız konut temin etmemesi, kadının ailesiyle görüşmesini istememesi, ihtiyaçları için yeterli para bırakmaması ve fiziksel şiddet uygulaması; buna karşılık kadının da sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışları birlikte değerlendirilmiş ve tarafların eşit kusurlu olduğu sonucuna varılmıştır. Bu karar, ekonomik baskının ve ev kurma yükümlülüğünün boşanma davalarında ne kadar önemli olduğunu açıkça göstermektedir. Buradan çıkan sonuç şudur: Eşin geçimini bilinçli şekilde zora sokmak, “ben para vermem, nasıl geçinirsen geçin” tavrı takınmak veya evlilik için asgari yaşam düzenini kurmamak boşanma dosyasında ciddi şekilde aleyhe değerlendirilebilir.
3) Sürekli maaş istemek, ekonomik denetim kurmak ve eş üzerinde baskı oluşturmak ekonomik şiddet sayılabilir
Boşanma davalarında şiddet denildiğinde çoğu zaman yalnızca fiziksel şiddet düşünülür. Oysa ekonomik şiddet de evlilik birliğini derinden sarsan bir davranış biçimidir. Eşin maaşına sürekli el koymak istemek, gelirini denetim aracı haline getirmek, para üzerinden baskı kurmak, harcamaları küçük düşürücü şekilde sorgulamak veya eşi parasal olarak bağımlı bırakmaya çalışmak boşanma davalarında kusur sebebi olabilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 06.11.2018 tarihli, E. 2016/25325, K. 2018/12525 sayılı kararında; erkeğin sürekli eşinden maaşını istemesi suretiyle ekonomik şiddet uygulaması, ailesinin eşe müdahalesine ve hakaretine sessiz kalması, eşinden habersiz ev eşyalarını taşıyarak birlikte yaşamaktan kaçınması, eşini aşağılaması ve hamileliğiyle ilgilenmemesi kusur olarak değerlendirilmiştir. Bu tip dosyalarda ekonomik baskının ispatı için banka hareketleri, mesaj kayıtları, tanık beyanları ve ev içi düzeni gösteren diğer deliller önem kazanır.
4) Aile müdahalesine sessiz kalmak ve eşi ailesine karşı korumamak da kusur sayılır
Türk aile yapısında en çok tartışma yaratan alanlardan biri, eşlerden birinin kendi ailesinin evliliğe müdahalesine göz yummasıdır. Kayınvalide, kayınpeder, kardeş veya diğer yakınların hakaretine, baskısına ya da ilişkiye zarar veren müdahalelerine sessiz kalmak “ben söylemedim ki” diyerek sorumluluktan kaçmayı sağlamaz.
Yine Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin E. 2016/25325, K. 2018/12525 sayılı kararında erkeğin, ailesinin eşine müdahalesi ve hakaretleri karşısında sessiz kalması kusur olarak kabul edilmiştir. Bu yönüyle karar, eşlerin birbirini yalnızca dış tehditlere karşı değil, aile içi müdahalelere karşı da koruma yükümlülüğü taşıdığını göstermektedir. Özellikle “eşimin ailesi bana karışıyor ama o hiçbir şey demiyor” şeklindeki yakınmalar, boşanma davalarında sanıldığından çok daha önemli sonuçlar doğurabilir.
5) Eşle ilgilenmemek, hamilelikte veya doğumda destek olmamak boşanma sebebi olabilir
Evlilikte duygusal ve fiilî destek yükümlülüğü son derece önemlidir. Özellikle hamilelik ve doğum gibi hassas dönemlerde eşin ilgisiz kalması, yanında olmaması ya da destek vermemesi, Yargıtay tarafından sıradan bir kusur olarak değil, olayın şartlarına göre ağır kusur olarak değerlendirilebilmektedir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 27.02.2019 tarihli, E. 2017/5985, K. 2019/1767 sayılı kararında, doğumda eşinin yanında olmamak ve ona destek vermemek ağır kusur kapsamında değerlendirilmiştir. Aynı doğrultuda, eşin hamileliğiyle ilgilenmeme hâli de 06.11.2018 tarihli E. 2016/25325, K. 2018/12525 sayılı kararda kusur olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle “sadece ilgisizdi” denilerek küçümsenen davranışlar, dosyanın bütününde boşanmaya yol açan temel nedenlerden biri haline gelebilir.
6) Fiziksel şiddet ve onur kırıcı sözler boşanmanın en güçlü nedenleri arasındadır
Fiziksel şiddet, tehdit, aşağılayıcı sözler, hakaret ve onur kırıcı davranışlar hem genel boşanma sebepleri kapsamında hem de olayın niteliğine göre TMK m. 162 bağlamında çok ciddi sonuçlar doğurur. Uygulamada mahkemeler bu tür davranışlara karşı oldukça nettir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 20.06.2019 tarihli, E. 2017/2-2420, K. 2019/750 sayılı kararında; fiziksel şiddet ve onur kırıcı sözlerin boşanma sebebi oluşturduğu kabul edilmiştir. Yine Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 04.11.2020 tarihli E. 2020/3210, K. 2020/5405 sayılı kararında da erkeğin kadına fiziksel şiddet uygulaması kusur değerlendirmesinde temel unsurlardan biri olarak yer almıştır. Bu tür dosyalarda darp raporu, uzaklaştırma kararı, kolluk tutanakları, tanık anlatımları ve mesajlar büyük önem taşır. Ancak fiziksel darp raporu bulunmaması, her zaman şiddetin ispatlanamayacağı anlamına gelmez; diğer delillerle de sonuca gidilebilir.
7) Eşi aşağılamak, alay etmek, küçük düşürmek ve bedeniyle dalga geçmek boşanma sebebidir
Bazı eşler fiziksel şiddet uygulamaz; ancak sürekli küçümseyen, alay eden, aşağılayan ve eşin onurunu zedeleyen bir dil kullanır. Uygulamada bu davranışlar “sadece şaka” olarak görülmez. Özellikle sürekli tekrar eden alay, aşağılama ve küçültücü hitaplar evlilik birliğini yıpratan ciddi kusur sebepleri arasında kabul edilir.
Eşin fiziksel görünümüyle dalga geçilmesi boşanma bakımından kusur sebebi olarak ele alınmaktadır. Ayrıca Yargıtay uygulamasında “şizofren” gibi aşağılayıcı ifadeler kullanılması da kusur değerlendirmesinde önem taşımaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 14.03.2019 tarihli, E. 2017/2-2067, K. 2019/296 sayılı kararında tarafların karşılıklı sözleri ve kadının eşini eve almaması birlikte değerlendirilerek eşit kusur sonucuna ulaşılmıştır. Yani evlilikte “dil şiddeti” küçümsenecek bir mesele değildir. Sürekli aşağılanmak, lakap takılmak, beden veya kişilik üzerinden dalga geçilmek, mahkeme önünde ciddi bir boşanma sebebine dönüşebilir.
8) Eski sevgiliyi, erkek/kız arkadaşını rahatsız edecek biçimde gündemde tutmak güven sarsıcı davranıştır
Sadakat yükümlülüğü yalnızca fiilî aldatmayı değil, evlilik içindeki güven bağını zedeleyen davranışları da kapsar. Eşi rahatsız edecek şekilde eski sevgiliden, erkek ya da kız arkadaşından söz etmek; bunu süreklilik taşıyan bir davranış haline getirmek; eşte değersizlik ve güvensizlik duygusu yaratmak boşanma davalarında kusur sayılabilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 25.09.2013 tarihli, E. 2013/17126, K. 2013/21895 sayılı kararında; eşini rahatsız edecek şekilde sürekli erkek/kız arkadaşından bahseden eşin boşanmaya neden olan olaylarda tam kusurlu olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle “aldatma yoktu” savunması her zaman yeterli olmaz. Evliliğin güven temelini aşındıran sürekli davranış biçimleri de boşanma açısından belirleyici olabilir.
9) Eşten habersiz kredi çekmek, borçlanmak veya gizli mali işlemler yapmak güven sarsar
Evlilikte ekonomik şeffaflık büyük önem taşır. Eşten habersiz kredi çekmek, borçlanmak, aileyi icra tehdidiyle karşı karşıya bırakmak veya mali işlemleri gizlemek, yalnızca para meselesi değil aynı zamanda güven sorunudur.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 25.04.2018 tarihli, E. 2016/16861, K. 2018/5575 sayılı kararında; eşten habersiz kredi çekmek güven sarsıcı davranış olarak değerlendirilmiştir. Bu karar, ekonomik alanda gizli yürütülen işlemlerin boşanma davasında doğrudan kusur hanesine yazılabileceğini göstermektedir. Özellikle yüksek meblağlı krediler, gizlenen borçlar ve aile bütçesini çökerten işlemler, tazminat ve kusur değerlendirmesine de etki edebilir.
10) Ziynet eşyalarını gizlice bozdurmak, sahte bilezik takmak ve güveni sarsmak boşanma sebebidir
Evlilikte güven yalnızca sadakatle sınırlı değildir; malvarlığı ve ortak ekonomik değerler bakımından da güven ilişkisi korunmalıdır. Eşin altınlarını habersiz şekilde bozdurmak, evlilik öncesi borçlar için kullanmak ve yerine sahte bilezik takmak çok açık bir güven ihlalidir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 01.07.2019 tarihli, E. 2018/3154, K. 2019/7805 sayılı kararında; eşinden habersiz altınlarını bozdurup evlilik öncesi borçlarını ödeyen, yerine sahte bilezik takan eşin tam kusurlu olduğu kabul edilmiştir. Bu tarz vakıalar çoğu zaman yalnızca boşanma sebebi olmaz; ayrıca ziynet alacağı, katkı payı, mal rejimi ve tazminat tartışmalarını da beraberinde getirir.
11) Sosyal medya tek başına delil değildir; ama diğer delillerle birlikte değerlendirilebilir
Boşanma davalarında sosyal medya içerikleri sıkça delil olarak sunulmaktadır. Ancak her sosyal medya verisi otomatik olarak sadakatsizlik veya güven sarsıcı davranış anlamına gelmez. Mahkemeler delili olayın bütünü içinde değerlendirir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 11.01.2016 tarihli, E. 2015/8680, K. 2016/178 sayılı kararında; bir kişinin sosyal medya profilindeki takipçi sayısının çokluğunun tek başına sadakatsizlik veya güven sarsıcı davranış kanıtı olarak kabul edilemeyeceği ifade edilmiştir. Bu karar çok önemlidir. Çünkü uygulamada sırf Instagram’da takipçi fazla diye veya çok kişiyle takipleşiyor diye boşanma kararı verilemez. Ama mesaj içerikleri, görüşme kayıtları, buluşma delilleri, fotoğraflar ve diğer vakıalarla birlikte tablo değişebilir.
12) Cinsel sorunlar ve fiilî evlilik süresince cinsel ilişkinin kurulamaması boşanma sebebi olabilir
Evlilik birliğinin unsurlarından biri de cinsel birlikteliktir. Cinsel yaşamın hiç kurulamaması ya da taraflardan birinin çözüm arayışına rağmen fiilî evlilik süresince ilişkinin gerçekleşmemesi, Yargıtay içtihatlarında boşanma sebebi olarak kabul edilmektedir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 15.05.2018 tarihli, E. 2016/16507, K. 2018/6195 sayılı kararında; erken boşalma problemi nedeniyle fiilî evlilik süresi içinde cinsel ilişki kurulamamasının evlilik birliğini temelinden sarsacağı belirtilmiştir.Burada önemli nokta, her cinsel uyumsuzluğun otomatik olarak boşanma sebebi sayılmaması; ancak evliliğin çekilmez hale geldiğini gösterecek bir süreklilik ve fiilî sonuç doğurmasıdır.
13) Uzun süreli fiilî ayrılık, bazı dosyalarda boşanma için güçlü bir gösterge olabilir
Kanunda her fiilî ayrılık otomatik boşanma sebebi olarak yazılı değildir. Ancak Yargıtay, bazı olaylarda çok uzun süreli ayrı yaşamanın, evliliğin fiilen bittiğini gösterdiğini kabul etmektedir. Özellikle ortak yaşamı yeniden kurma iradesi kalmamışsa, bu durum TMK m. 166 kapsamında değerlendirilebilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 23.12.2019 tarihli, E. 2019/6339, K. 2019/12692 sayılı kararında; uzun süreli fiilî ayrılığın evlilik birliğinin fiilen sona erdiğini gösteren önemli bir olgu olduğu kabul edilmiştir. Uzun süreli fiilî ayrılık evliliğin sürdürülemediğini gösterebilir. Bu nokta önemlidir: Sürenin tam olarak kaç yıl olduğundan çok, evliliğin fiilen bitmiş olduğunun delillerle ortaya konulması belirleyicidir.
14) Aynı evde yaşamaya devam etmek, her zaman affetme anlamına gelmez
Boşanma davalarında en çok ileri sürülen savunmalardan biri şudur: “Madem bu kadar kötüydü, neden aynı evde yaşamaya devam etti?” Oysa Yargıtay, aynı çatı altında bulunmayı tek başına affetme veya evliliğin katlanılabilir olduğu anlamında yorumlamamaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 14.03.2019 tarihli, E. 2017/2-2067, K. 2019/296 sayılı kararında; tarafların sırf aynı evde yaşamasının evlilik birliğinin hâlen çekilebilir olduğunu göstermeyeceği belirtilmiştir. Aynı kararda, davacının hakaretleri ile davalı kadının eşine “şizofren” demesi ve eşini eve almaması birlikte değerlendirilmiş, tarafların eşit kusurlu olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yani ekonomik zorunluluk, çocuklar, barınma sorunu veya süreç yönetimi nedeniyle bir süre daha aynı evde kalınması, kusurlu davranışların affedildiği anlamına gelmeyebilir.
15) Çocukların doğum günü veya okul etkinliğinde bir araya gelmek affetme sayılmaz
Özellikle ortak çocuğu bulunan eşler açısından en kritik sorunlardan biri şudur: Dava sürerken çocuk nedeniyle görüşmek, doğum gününe katılmak veya okul etkinliğinde bir araya gelmek affetme anlamına gelir mi?
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 07.03.2016 tarihli, E. 2015/13589, K. 2016/4387 sayılı kararında; tarafların davanın devamı sırasında ortak çocuğun doğum günü ve okul etkinliklerinde bir araya gelmelerinin, kusurlu davranışların affedildiği sonucunu doğurmayacağı kabul edilmiştir.Bu karar uygulamada çok değerlidir. Çünkü çocuk için kurulan zorunlu iletişim ile evliliği sürdürme iradesi aynı şey değildir.
16) Akıl hastalığı bulunan eşe kusur yüklenemez; yanlış hukuki sebebe dayanmak davayı zora sokar
Her boşanma dosyasında kusur mantığı aynı şekilde işlemez. Özellikle akıl hastalığı söz konusuysa, davranışların iradi olup olmadığı büyük önem taşır. Eğer eşin eylemleri akıl hastalığından kaynaklanıyor ve kişi TMK m. 405 kapsamında kısıtlanmışsa, TMK m. 166/1’deki kusur esaslı çerçevede değerlendirme yapmak her zaman mümkün olmayabilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 14.01.2020 tarihli, E. 2019/8244, K. 2020/112 sayılı kararında; akıl hastalığı nedeniyle kısıtlanan ve kendisine vasi atanan eşin hareketlerinin iradi olmadığı, bu nedenle kusur yüklenemeyeceği, ayrıca davanın TMK m. 165’e değil m. 166/1’e dayandırılmış olması nedeniyle boşanma kararı verilemeyeceği belirtilmiştir. Bu kararın pratik önemi şudur: Doğru hukuki sebebe dayanmak boşanma davasında hayati önem taşır.
17) Kumar bağımlılığı ve kontrolsüz riskli alışkanlıklar evlilik birliğini temelden sarsar
Evlilikte ekonomik düzenin korunması, eşlerin karşılıklı güven ilişkisini sürdürmesi ve ortak yaşamın istikrarlı şekilde devam etmesi temel yükümlülüklerdendir. Kumar alışkanlığı ise bu üç unsuru da doğrudan zedeleyen bir davranış biçimidir. Sürekli para kaybı, borçlanma, aile bütçesinin tüketilmesi ve gizli finansal hareketler, evlilik birliğini ciddi şekilde yıpratır.
Yargıtay uygulamasında kumar alışkanlığı, yalnızca bireysel bir tercih olarak değil; aile ekonomisini tehlikeye atan, güven ilişkisini bozan ve ortak hayatı sürdürülemez hale getiren bir kusur olarak değerlendirilmektedir. Nitekim yerleşik içtihatlarda kumar ve benzeri bağımlılıkların evlilik birliğini temelinden sarsan nedenler arasında sayıldığı görülmektedir.
Bu tür dosyalarda özellikle şu hususlar belirleyici olur:
Süreklilik (tek seferlik değil, alışkanlık haline gelmiş olması)
Aile bütçesine etkisi (borç, icra, maddi çöküş)
Gizlilik ve güven ihlali (eşten saklama)
Aile içi huzurun bozulması
Sonuç olarak kumar bağımlılığı, çoğu zaman tek başına bile boşanma sebebi sayılabilecek ağırlıkta bir kusur oluşturur. Özellikle ekonomik yıkım ve güven kaybı birlikte ortaya çıkmışsa, mahkemeler bu durumu açık şekilde “evlilik birliğinin sarsılması” kapsamında değerlendirir.
18) Eşin ailesine hakaret etmek ve küçük düşürücü davranışlar boşanma sebebidir
Evlilik yalnızca iki kişi arasında kurulan bir birlik değildir; aynı zamanda sosyal ve ailevi bir bağdır. Bu nedenle eşlerin birbirlerinin ailelerine karşı asgari saygı yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu sınırın aşılması, özellikle hakaret ve aşağılama düzeyine ulaşması halinde, boşanma davalarında ciddi bir kusur olarak değerlendirilir.
Yargıtay içtihatlarına göre eşin ailesine yönelik hakaret, küçümseyici sözler ve aşağılayıcı davranışlar evlilik birliğini doğrudan zedeleyen eylemler arasındadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 30.11.2005 tarihli, E. 2005/2-715, K. 2005/682 sayılı kararında; kayınvalideye ağır hakaret eden ve eşini evden kovan davranışların boşanmayı gerektirdiği açıkça belirtilmiştir.
Ayrıca uygulamada;
Kayınvalide veya kayınpedere hakaret edilmesi,
“Cahil”, “değersiz” gibi küçültücü ifadeler kullanılması,
Eşin ailesiyle görüşmeyi tamamen reddetmek,
Aile bireylerine karşı saldırgan tutum sergilemek
gibi davranışlar Yargıtay tarafından boşanma sebebi olarak kabul edilmektedir.
Bunun yanında daha ağır örneklerde, eşe veya eşin ailesine yönelik tehdit içeren ifadeler de doğrudan boşanma sebebi sayılmıştır. Örneğin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun E. 2019/2-126, K. 2019/379 sayılı kararında “sizi süründüreceğim” şeklindeki ifadelerin evlilik birliğini temelinden sarsan davranış olduğu kabul edilmiştir.
Burada kritik nokta şudur: Eşe değil “ailesine” yönelen davranışlar bile dolaylı olarak eşin kişilik haklarına saldırı sayılmakta ve boşanma sebebi oluşturabilmektedir.
Sonuç: Boşanma sebebi sadece “aldatma” değildir
Yargıtay kararları açık biçimde göstermektedir ki güncel boşanma nedenleri yalnızca zina, terk veya fiziksel şiddetle sınırlı değildir. Ekonomik şiddet, güven sarsıcı mali işlemler, sürekli aşağılama, ilgisizlik, aile müdahalesi, cinsel sorunlar, sosyal medya delillerinin yanlış yorumlanması, destek olmama ve uzun süreli fiilî kopuş da boşanma davalarının merkezinde yer alabilmektedir. TMK m. 166 kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılması, hayatın olağan akışındaki çok farklı olaylarla ortaya çıkabilir.
Bu yüzden boşanma davası açmadan önce “benim yaşadığım olay boşanma sebebi sayılır mı?” sorusuna genel geçer cevap aramak yerine, olayların tamamını bir bütün halinde değerlendirmek gerekir. Aynı davranış bir dosyada hafif kusur sayılırken, başka bir dosyada ağır kusur sonucuna yol açabilir. Belirleyici olan şey; davranışın sürekliliği, ispatı, evlilik düzenine etkisi ve dosyadaki diğer vakıalarla birlikte oluşturduğu tablodur.
Güncel Yargıtay uygulaması açık bir gerçeği ortaya koyuyor: Artık boşanma sebepleri klasik kalıpların çok ötesine geçmiş durumda. Bu tür davranışların her biri, tek başına olmasa bile birlikte değerlendirildiğinde çok güçlü boşanma gerekçeleri oluşturur.




Yorumlar