GÜZELLİK MERKEZİNİN HATALI UYGULAMADAN DOĞAN MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT SORUMLULUĞU | Yargıtay Kararları
- Av. Arb. Servet Aksoy
- 27 Şub
- 12 dakikada okunur
Lazer Epilasyon, Cilt Bakımı, Yüz Estetiği, Ayak Bakımı, Oksijen Terapisi ve Benzeri Uygulamalar
Güzellik merkezlerinde uygulanan lazer epilasyon, cilt yenileme, bölgesel incelme, estetik ve benzeri işlemler; doğrudan insan vücuduna müdahale içermesi nedeniyle yüksek özen borcu gerektiren hizmetlerdir. Uygulamada bu borcun ihlal edilmesi hâlinde, güzellik merkezinin maddi ve manevi tazminat sorumluluğu gündeme gelmektedir. Yargıtay kararları da, güzellik merkezlerinin “basit hizmet sağlayıcı” değil, uzmanlık gerektiren bir alanda faaliyet gösteren işletmeler olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

1. Güzellik Merkezi – Müşteri İlişkisi ve Hukuki Niteliği
Güzellik merkezleri ile hizmet alan kişiler arasındaki ilişki, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre hizmet sözleşmesi niteliğindedir. Bu sözleşme kapsamında işletme;
Hizmeti bilimsel ve teknik kurallara uygun şekilde sunmak,
Uygulamayı ehil kişiler aracılığıyla gerçekleştirmek,
Müşterinin vücut bütünlüğünü korumak,
Öngörülebilir riskleri bertaraf etmek
zorundadır.
Nitekim Yargıtay, lazer epilasyon ve benzeri işlemleri özen borcu ağır basan edimler arasında değerlendirmekte; hizmetin sonucunda zarar doğmuşsa, kusurun varlığının karine olarak kabul edilebileceğini belirtmektedir.
2. Hatalı Güzellik Uygulaması Nedir?
Yargıtay uygulamasına göre hatalı uygulama sadece işlemin tamamen yanlış yapılması değildir. Aşağıdaki durumlar da kusurlu hizmet olarak kabul edilmektedir:
Cilt tipi analizi yapılmadan lazer uygulanması
Yanlış dalga boyu veya doz ayarı yapılması
Uygulama öncesi deneme atışı yapılmaması
Müşterinin sağlık geçmişinin sorgulanmaması
Yan etkiler konusunda yeterli bilgilendirme yapılmaması
Bu hususlar, özellikle lazer epilasyon yanıkları ile ilgili davalarda açık şekilde kusur olarak değerlendirilmektedir.
3. Lazer Epilasyon Yanıkları ve Yargıtay’ın Yaklaşımı
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2021/188 E. – 2021/203 K. sayılı kararında; lazer epilasyon sırasında meydana gelen yanıkların, işlemin doğası gereği “katlanılması gereken risk” olarak değerlendirilemeyeceği açıkça vurgulanmıştır.
Kararda özetle;
Uygulamanın profesyonel bir faaliyet olduğu,
Ciltte yanık oluşmasının özen borcunun ihlali anlamına geldiği,
Hizmet sağlayıcının kusurunun bulunduğunun kabul edilmesi gerektiği
belirtilmiştir.
Bu yaklaşım doğrultusunda, lazer epilasyon sonucu meydana gelen yanıklar nedeniyle maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği kabul edilmektedir.
4. Kalıcı İz ve Manevi Tazminat
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2015/15750 E. sayılı kararında, güzellik merkezinde yapılan uygulama sonucu oluşan kalıcı izlerin;
Kişinin bedensel bütünlüğünü ihlal ettiği,
Estetik görünümünü olumsuz etkilediği,
Psikolojik zarar doğurduğu
gerekçeleriyle manevi tazminat gerektirdiği açıkça ifade edilmiştir.
Özellikle yüz, boyun, kol gibi görünür bölgelerde oluşan izlerin, manevi zararın ağırlığını artırdığı Yargıtay tarafından kabul edilmektedir.
5. Maddi Tazminat Kapsamı
Yargıtay içtihatlarına göre güzellik merkezinin kusurlu uygulaması nedeniyle zarar gören kişi;
Tedavi ve ilaç giderlerini,
Dermatolojik veya estetik düzeltme masraflarını,
Çalışma gücü kaybını,
Gelir kaybını
maddi tazminat kapsamında talep edebilir. Zararın, doğrudan hatalı uygulamadan kaynaklanması yeterlidir; ayrıca ağır kusur aranmaz.
6. “Rıza Formu İmzaladı” Savunması Geçerli mi?
Uygulamada güzellik merkezleri sıklıkla imzalattıkları rıza veya onam formlarına dayanarak sorumluluktan kaçınmaya çalışmaktadır. Ancak Yargıtay, bu savunmayı istikrarlı biçimde reddetmektedir.
Kararlarında;
Genel nitelikli rıza formlarının,
Riskleri açıkça içermeyen belgelerin,
Bilgilendirme yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı
vurgulanmakta; kusurlu hizmetin rıza ile meşrulaştırılamayacağı kabul edilmektedir.
7. Yetkisiz ve Eğitimsiz Personel ile Yapılan İşlemler
Yargıtay kararlarında, işlemin bizzat işletme sahibi tarafından yapılmaması hâlinde dahi; güzellik merkezinin adam çalıştıranın sorumluluğu kapsamında kusursuz sorumluluğunun bulunduğu kabul edilmektedir. Eğitimsiz veya sertifikasız personel tarafından yapılan uygulamalar, Yargıtay nezdinde ağır kusur olarak değerlendirilmektedir.
8. Görevli Mahkeme ve Dava Yolu
Güzellik merkezlerinin sunduğu hizmetler ticari nitelik taşıdığından, zarar gören kişi tüketici sıfatıyla dava açar. Bu tür uyuşmazlıklarda görevli mahkeme Tüketici Mahkemesidir. Yargıtay'ın güncel görüşü ve uygulaması da bu yöndedir.
9. Zamanaşımı Meselesi
Yargıtay, hatalı güzellik uygulamalarında zamanaşımı değerlendirmesini;
Zararın öğrenildiği tarih,
Zararın kalıcı hâle geldiği an
esas alınarak yapmaktadır. Özellikle yanık ve izlerin zamanla ortaya çıkması hâlinde, zamanaşımı başlangıcı buna göre belirlenmektedir.
10. Sonuç
Yargıtay içtihatları açıkça göstermektedir ki;
Güzellik merkezleri yüksek özen borcu altındadır.
Lazer epilasyon ve benzeri işlemler sıradan hizmet olarak görülemez.
Hatalı uygulama hâlinde maddi ve manevi tazminat kaçınılmazdır.
Bu tür zararlarla karşılaşan kişilerin, hak kaybına uğramamak adına hukuki süreci bilinçli şekilde yürütmesi büyük önem taşır.
YARGITAY 15. Hukuk Dairesi 2017/674 E. , 2017/3354 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Tüketici Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiş, davalı vekili tarafından duruşma istenmiş ise de miktar itibariyle duruşma isteğinin reddiyle incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve davacının temyiz dilekçesinin süresi dışında, davalının temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
- K A R A R -
Dava, estetik amaçlı lazer epilasyon uygulaması nedeniyle açılmış bulunan manevi tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne, 7.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline dair verilen hüküm, davacı ve davalı vekillerince temyiz olunmuştur.
1-Her ne kadar davacı vekili kararı katılma yolu ile temyiz etmiş ise de, davalının temyiz dilekçesi davacı tarafa 12.04.2016 tarihinde tebliğ edilmiş olup, davacı HUMK’nın 433/II. maddesindeki 10 günlük temyiz süresini geçirdikten sonra 27.04.2016 tarihinde temyiz etmiş bulunduğundan süre yönünden temyiz talebinin reddi gerekir.
2-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
3-Davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; davacı, 07.03.2013 tarihinde davalı ile 700,00 TL bedel ile lazer amaçlı epilasyon uygulaması yapılması amacıyla sözleşme akdedildiğini, 25.01.2014 tarihinde yapılan epilasyon işlemi sırasında davacının vücudunda meydana gelen yanıklar nedeniyle davacının yirmi gün boyunca yanıktan kaynaklı acılar çektiğini, olay nedeniyle rapor aldığını, yeni tayin olduğu iş yerine geç başladığını, iş çevresi ile tanışmasının geciktiğini, davacının şikayeti üzerine davalı şirket yetkilisi ve epilasyın hizmeti veren şahsın ... 36. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2014/920 karar sayılı ilâmı ile taksirle yaralama suçundan dolayı mahkumiyet aldığını, çektiği acı ve üzüntüler nedeniyle 10.000,00 TL manevi tazminatın tahsilini talep etmiş; davalı davacının vücudunda meydana gelen yanıklar ile davalının lazer epilasyon hizmeti arasında illiyet bağı bulunmadığını beyan ederek davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece taraflar arasındaki sözleşmeye konu hizmetin ayıplı olarak ifa edildiği gerekçesiyle 7.000,00 TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
BK’nın 47. (TBK’nın 56.) maddesi hükmüne göre; hakimin özel halleri göz önünde tutarak, manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği tutar adalete uygun olmalıdır. Bu para tutarı, aslında ne tazminat ne de cezadır. Çünkü mamelek hukukuna ilişkin
zararın karşılanmasını amaç edinmediği gibi, kusurlu olana yalnız hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük de değildir. Aksine, zarara uğrayanda bir huzur duygusu uyandırmayı, aynı zamanda ruhi ızdırabın dindirilmesini amaç edindiğinden, tazminata benzer bir fonksiyonu da vardır. O halde bu tazminatın sınırı, onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır yine 22.06.1966 tarihli ve 1966/7 Esas 1966/7 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nda hakim manevi tazminat miktarında takdir hakkını kullanırken, ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermesi gerektiği vurgulanmıştır.
Manevi tazminat, duyulan elem ve ızdırabın kısmen ve imkan nispetinde giderilmesini amaçladığından hakim, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesi gereğince hak ve nesafete göre takdir hakkını kullanarak, manevi tazminat miktarını tespit etmelidir.
Hâkim belirlemeyi yaparken somut olayın özelliğini, zarar görenin ekonomik ve sosyal durumunu, paranın alım gücünü, maluliyet oranını, beden gücü kaybı nedeniyle duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabı gözetmelidir (Hukuk Genel Kurulu'nun 28.05.2003 gün 2003/21-368-355; 23.06.2004 gün 2004/13-291-370 sayılı kararları).
Somut olayın incelenmesinde; 25.01.2014 tarihli lazer epilasyon uygulaması neticesinde dosyada mevcut ... Adli Tıp Şube Müdürlüğü'nün 28.01.2014 tarihli adli muayene raporunda davacının muayenesinde sol uyluk iç yüzeyde ve her iki aksilla bölgesinde nokta tarzında milimetrik boyutlu, muhtelif sayıda, tüm vücut alanına göre değerlendirildiğinde yaklaşık oranı %1 olan 1. derece yanığa ait lezyonların gözlemlendiği, yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek seviyede hafif nitelikte olduğuna dair rapor tanzim edildiği, davacının yaralanma neticesinde ... Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden 27.01.2014 tarihli hekim raporu ile beş gün istirahat raporu almış olduğu anlaşılmıştır. Bu yönüyle davacıda meydana gelen yaralanmanın ağırlığı kalıcı mahiyette olmaması ve alınan istirahat raporunun süresi göz önüne alındığında mahkemece hükmolunan manevi tazminat makul olmayıp daha uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması uygun olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz talebinin reddine, davalının 2. bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine, 3. bentte açıklanan nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 10.10.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2014/19681 Esas ve 2015/15751 Karar sayılı 14.10.2015 tarihli ilamı:
Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 08/09/2010 tarihinde yüzündeki yanak kıllarını lazerle yaktırmak için davalı şirket sahibine müracaatta bulunduğunu, seans başına talep edilen ücretin ödendiğini, tedavi için odaya alındığında uzman olduğunu bildiren 20-25 yaşlarında K1 isimli kişi tarafından lazerle yakma işlemine başlanıldığı, birkaç gün sonra lazerle yakılan bölgelerde 1. derecede yanık izlerinin gözlendiğini, davacının paniğe kapıldığını, işyeri yetkililerinin durumun normal olduğunu, verdikleri kremi kullanmasını, daha sonraki seansların ücretsiz yapacaklarını beyan ettiklerini, 16/9/2010 tarihli Fatih Devlet Hastanesinden verilen rapora göre yanık izlerinin tespit edildiğini, suç duyurusunda bulunduğunu, açılan davada davalı aleyhine hapis cezasına hükmedildiğini, tedavi için yapılan harcamalar nedeniyle maddi, yüzünün girdiği pozisyon ve iyileşmeyeceği inancının manevi anlamda davacıyı çöküntüye uğrattığını, psikolojisinin bozulduğunu belirterek; fazlaya ilişkin hakların saklı kalması kaydıyla 500,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkiline ilişkin ceza yargılamasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiğini, kesinleşmiş mahkumiyet kararının bulunmadığını, lazerle tedavi yapan kişinin davalının yanında çalışan K1 olduğunu, epilasyon kurs ve eğitim belgelerinin bulunduğunu, uygulamadan sonra oluşabilecek komplikasyonların davacıya bildirildiğini, lazerle yapılan tedavi sonrası davacının kullanması gereken kremi kullanmadığını, davacının kusurlu olduğunu, müvekkilinin gereken tüm özeni gösterdiğini, manevi tazminat miktarının yüksek olduğunu, maddi tazminat taleplerinin gerekçesinin belli olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; İstanbul Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen rapora göre davalıya kusur atfedilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Tarafların açıklamaları ile dosyadaki bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasındaki akdi ilişkinin, TBK’nın 470 (BK. m. 355) ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklandığı açıktır. Davacı taraf iş-eser sahibi; davalı taraf ise yüklenicidir. Eser sözleşmesinde, işin uzmanı sayılan yüklenici, yapımını yüklendiği işi, özen borcu gereği olarak fen ve sanat kurallarına, sözleşme hükümlerine, kendisine duyulan güvene ve beklenen amaca uygun şekilde yapmakla ödevlidir.
Eser sözleşmesini diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli özelliklerinden birisi sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdüdür. Zira; eser sözleşmesinde bir eserin yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Bu borcun altına giren taraf yani yüklenici, işin mahiyeti gereği işi sadakat ve özenle yerine getirmek zorundadır. Sadakat borcu, yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapması ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınmasıdır.
Eserin, sözleşmede kararlaştırılan niteliklerine, ya da iş sahibinin beklediği amaca uygun olmaması veya lüzumlu bazı vasıflardan bir ya da bir kaçının bulunmaması halinde ayıplı ifa edildiğinin kabulü gerekir.
Eser sözleşmesinde yüklenici, belli bir sonucu (eser) taahhüt ettiğinden sonuç gerçekleşmesi için davacı iş sahibinin zarar görmemesi için mesleki tüm şartları yerine getirmeli, somut durumun gerektirdiği tedbirleri noksansız biçimde almalı, uygun tedaviyi belirleyip uygulamalı, uygulanan tedavide nadirde olsa görülebilecek olumsuz sonuçlara dair davacıyı aydınlatıp uyarmalı ve davacının bu hususta rızasını almışsa, eserini iş sahibi davacının ondan beklediği amaca uygun olarak tamamlayarak teslim etme yükümlülüğündedir.
Somut olayda; davaya konu lazer işleminin 08/09/2010 tarihinde gerçekleştiği, hükme esas alınan Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan rapor öncesi davacının 13/12/2013 tarihinde muayene edildiği, olayın gerçekleşmesinden üç yılı aşkın süre sonra yapılan muayene sonucu ve dosyadaki belge içeriklerine göre rapor düzenlendiği anlaşılmaktadır. Oysa bu rapor manevi tazminat yönünden hükme esas alınacak nitelikte değildir.
Dava konusu eylem nedeniyle başlatılan ceza yargılaması kapmasında; davacı hakkında Fatih Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen 16/9/2010 tarihli raporda; “yüz sağ ve sol kısmında çok sayıda yüzeysel yaraların mevcut olduğunun belirtildiği”, Kocaeli Adli Tıp Şube Müdürlüğü’nün 11/10/2010 tarihli raporunda ise; “sol yanak sınırında ancak belli olacak şekilde lazer yanığı görüldüğünün, yaşamsal tehlike oluşturmadığı, basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğunun ve sabit eser niteliğinde bulunmadığının belirtildiği” görülmektedir.
Dinlenen tanık beyanlarına göre; davacı tanığı K2’ın beyanında; lazer tedavisi sonrasında davacının yüzünün kabardığını, yanık şeklinde yaraların bulunduğunu, 2-3 ay süreyle yaraların geçmediğini, yara ve yanıklar nedeniyle dışarı çıkamadığını, davacı tanığı K3’nın beyanında; yüzünde ikinci derece yanıklar gördüğünü, olaydan sonra içine kapandığını, davacı tanığı K4 beyanında; epilasyon yaptırınca yüzende yanıklar oluştuğunu, yanıklar nedeniyle evden dışarı çıkmamaya başladığını ifade ettikleri görülmüştür.
Kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse, manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir. Hakim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır.
Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek, takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde objektif olarak göstermelidir. Çünkü, kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hüküm vereceği Türk Medeni Kanunu’nun 4.maddesinde belirtilmiştir. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir.
O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.
Hal böyle olunca, davalıların uyguladığı hatalı lazer epilasyon işlemi sonucunda, davacı iş sahibinin istediği sonuca ulaşamadığı, yüzünde yanıklar meydana geldiği, çektiği sıkıntı ve ızdırap da dikkate alındığında, davacı lehine uygun oranda manevi tazminata karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 14.10.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi
YARGITAY 3. Hukuk Dairesi 2014/19682 E. , 2015/15750 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ADANA 5. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİTARİHİ : 13/05/2014NUMARASI : 2009/529-2014/326
Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:Y A R G I T A Y K A R A R IDavacı dava dilekçesinde; Şubat 2008 tarihinde vücudunun çeşitli bölgelerinde tüyleri tamamen bitmesi için lazer tedavisi konusunda ............ Tıp Merkezinde görevli davalı doktor İ.. A.. ile 1.650,00 TL karşılığında anlaştığını, 7 ay boyunca davalı doktoru görmediğini, yardımcısı diğer davalı B.. A.. ile ayda 1 defa olmak üzere 6 ay lazer tedavisine devam ettiğini, 7. seansta vücudunun çeşitli yerlerinde yanıklar meydana getirildiğini, bir gün sonra davalı doktora gittiğinde kendilerinin hatasının bulunmadığını, lekelerin geçeceğini bildirdiklerini, gittiği farklı doktorların leke kalacağını, uygulayıcı hatası bulunduğunu söylediklerini, yanık tanısının konulduğunu, anlaşma hükümlerine uyulmadığını, ceza davası açılması için başvuruda bulunduğunu belirterek; 1.650,00 TL maddi ve 6.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacıya yapılan tüm işlemlerin doktor İ.. A.. tarafından planlandığını ve uygulandığını, tedaviye başlamadan önce test atışı yapıldığını, lazer epilasyon işlemi uzman tarafından doğru bir şekilde yapılsa bile bir takım hafif ve geçici komplikasyonların görülebileceğini, davacının 7. seans uygulamasının 25.08.2009 tarihinde yapıldığını, davacının seans öncesi yapması gereken hazırlıklarını yerine getirmediğini, işlem esnasında ağrı duyduğundan işlemin sonlandırıldığını, doktor İ.. A.. tarafından ilk tıbbi müdahalenin anlatıldığını, tedavinin düzenlendiğini, geçici olacağının, epilasyon tedavisinin planlandığı gibi sürdürüleceğinin beyan edildiğini, olayın davacı ve annesi tarafından para meselesine dönüştürüldüğünü, annesi tarafından paramızı iade edin başka bir şey istemiyoruz denildiğini, işlemde kullanılan cihazın onay aldığını, davalıların üzerine düşen görevi yerine getirdiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.Mahkemece; İstanbul Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen rapor, ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacının vücudunda meydana gelen yanığın lazer epilasyonu işlemi sırasında olabilecek komplikasyonlardan olduğu, davalılara atfı kabil bir kusur bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazları yerinde değildir.Tarafların açıklamaları ile dosyadaki bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasındaki akdi ilişkinin, TBK'nın 470 (BK. m. 355) ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklandığı açıktır.Davacı taraf iş-eser sahibi; davalı taraf ise yüklenicidir.Eser sözleşmesinde, işin uzmanı sayılan yüklenici, yapımını yüklendiği işi, özen borcu gereği olarak fen ve sanat kurallarına, sözleşme hükümlerine, kendisine duyulan güvene ve beklenen amaca uygun şekilde yapmakla ödevlidir.Eser sözleşmesini diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli özelliklerinden birisi sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdüdür. Zira; eser sözleşmesinde bir eserin yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Bu borcun altına giren taraf yani yüklenici, işin mahiyeti gereği işi sadakat ve özenle yerine getirmek zorundadır. Sadakat borcu, yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapması ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınmasıdır.Eserin, sözleşmede kararlaştırılan niteliklerine, ya da iş sahibinin beklediği amaca uygun olmaması veya lüzumlu bazı vasıflardan bir ya da bir kaçının bulunmaması halinde ayıplı ifa edildiğinin kabulü gerekir.Eser sözleşmesinde yüklenici, belli bir sonucu (eser) taahhüt ettiğinden sonuç gerçekleşmesi için davacı iş sahibinin zarar görmemesi için mesleki tüm şartları yerine getirmeli, somut durumun gerektirdiği tedbirleri noksansız biçimde almalı, uygun tedaviyi belirleyip uygulamalı, uygulanan tedavide nadirde olsa görülebilecek olumsuz sonuçlara dair davacıyı aydınlatıp uyarmalı ve davacının bu hususta rızasını almışsa, eserini iş sahibi davacının ondan beklediği amaca uygun olarak tamamlayarak teslim etme yükümlülüğündedir.Somut olayda; davaya konu son seans işleminin 25/08/2009 tarihinde gerçekleştiği, hükme esas alınan Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan rapor öncesi davacının 07/09/2011 tarihinde muayene edildiği, olayın gerçekleşmesinden iki yılı aşkın süre sonra yapılan muayene sonucu ve dosyadaki belge, fotoğraf, cd içeriklerine göre rapor düzenlendiği anlaşılmaktadır. Oysa bu rapor manevi tazminat yönünden hükme esas alınacak nitelikte değildir.Dava konusu eylem nedeniyle başlatılan ceza yargılaması kapmasında; davacı hakkında Adana İl Sağlık Müdürlüğü Adli Tıp Birimi tarafından düzenlenen 1.9.2009 tarihli 24540 sayılı geçici raporda;" lazer epilasyona bağlı yanık oluştuğu şikayeti ile geldiği, sağ çene altında, sol kol sol koltuk altı, sol el üzerinde çok sayıda yaklaşık 0.5cm.lik yaygın yanıklar mevcut olduğunun belirtildiği, Adana Adli Tıp Şube Müdürlüğü'nün 1.9.2009 tarihli 8400 sayılı raporunda ise;" sağ çenede sol el sırtı ön kol koltuk altında çok sayıda yaklaşık 0.5cm uzunluğunda çizgisel tarzda lazer epilasyon yanığı nedeni ile getirildiği kayıtlı olduğu, ek patoloji bildirilmediğine göre yaşamsal tehlike oluşturmadığı, basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğunun belirtildiği görülmektedir.Dinlenen tanık beyanlarına göre; davacı tanığı D.. K..'ün beyanında; davacının tedavi gören yerlerinin yanık içerisinde olduğunu, sonradan vücudunda kaldığını, bu sebeple polislik sınavına giremediğini, davacı tanığı N.. G..'ün beyanında; yanıkların olduğu gün davacının evinde olduklarını, tedaviden sonra yanıkların oluştuğunu, davacı tanığı Sevgin Künlev beyanında; tedaviden geldiğinde yanıklar içerisinde olduğunu ifade ettikleri görülmüştür.Kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse, manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir. Hakim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır.Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek, takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde objektif olarak göstermelidir. Çünkü, kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hüküm vereceği Türk Medeni Kanunu’nun 4.maddesinde belirtilmiştir. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir.O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir.Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.Hal böyle olunca, davalıların uyguladığı hatalı lazer epilasyon işlemi sonucunda, davacı iş sahibinin istediği sonuca ulaşamadığı, vücudunda yanıklar meydana geldiği, çektiği sıkıntı ve ızdırap da dikkate alındığında, davacı lehine uygun oranda manevi tazminata karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 14.10.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi




Yorumlar