top of page

Borcun Ödenmemesi Dolandırıcılık Suçu Mudur? Ticari İlişki, Senet ve İcra Takibine Konu Alacakta Dolandırıcılık | Yargıtay'ın Beraat Kararları

  • Yazarın fotoğrafı: Av. Arb. Servet Aksoy
    Av. Arb. Servet Aksoy
  • 26 Haz
  • 12 dakikada okunur

Bir kişiden ticaret yapmak, mal almak, yatırım gerçekleştirmek veya ortak kazanç elde etmek amacıyla para alınmasına rağmen borcun daha sonra ödenememesi, uygulamada sıklıkla dolandırıcılık şikâyetine konu olmaktadır. Özellikle borçlunun ödeme güçlüğüne düşmesi, telefonlara cevap vermemesi, iş yerini kapatması veya ticari faaliyetinin başarısız olması hâlinde alacaklılar tarafından savcılığa başvurularak dolandırıcılık suçundan şikâyette bulunulabilmektedir.

Ancak her ödenmeyen borç dolandırıcılık değildir. Her başarısız ticari faaliyet ceza sorumluluğu doğurmaz. Bir kişinin aldığı parayı zamanında geri ödeyememesi, vaat ettiği kazancı sağlayamaması veya ticari girişimin zarar etmesi tek başına Türk Ceza Kanunu’nun 157. maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçunu oluşturmaz.

Dolandırıcılık suçundan söz edilebilmesi için paranın alınmasından önce veya para alınırken mağduru yanıltmaya elverişli somut bir hileli davranışın gerçekleştirilmesi gerekir. Failin daha başlangıçta borcu ödememe, vaat edilen ticari faaliyeti gerçekleştirmeme ve haksız menfaat elde etme kastıyla hareket ettiği de her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ortaya konulmalıdır.

Taraflar arasında gerçek bir ticari faaliyet bulunması, sanığın borcu inkâr etmemesi, daha önce ödeme yapması, borç karşılığında senet vermesi ve alacaklının bu senedi icra takibine koyması ise uyuşmazlığın ceza hukukundan çok özel hukuk alanında kaldığını gösterebilecek önemli olgulardır.

Bu yazıda;

  • borcun ödenmemesinin hangi durumlarda dolandırıcılık sayılabileceği,

  • ticari ilişki ile dolandırıcılık suçu arasındaki sınır,

  • senet verilmesinin ceza davasına etkisi,

  • senedin icra takibine konulmasının hukuki anlamı,

  • şikâyetçi beyanının tek başına mahkûmiyet için yeterli olup olmadığı,

  • savcılık mütalaasına karşı nasıl savunma yapılabileceği,

  • Yargıtay'ın ticari borç ve dolandırıcılık ayrımına ilişkin kararları

ayrıntılı şekilde ele alınacaktır.

dolandırıcılık, borç, senet, icra takibi, yargıtay, uzman avukat, ticari ilişki, hukuki ihtilaf, mütalaa, savunma, kast, ticari faaliyet, mahkumiyet, beraat
Borcun Ödenmemesi Dolandırıcılık Suçu Mudur? Ticari İlişki, Senet ve İcra Takibine Konu Alacakta Dolandırıcılık | Yargıtay'ın Beraat Kararları

Dolandırıcılık Suçunun Oluşması İçin Hangi Şartlar Gereklidir?

Basit dolandırıcılık suçu Türk Ceza Kanunu’nun 157. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre bir kişinin hileli davranışlarla aldatılması, bu aldatma sonucunda mağdurun veya başka bir kişinin zararına olacak şekilde fail ya da başka bir kişi lehine yarar sağlanması gerekir.

Dolandırıcılık suçunun temel unsurları şunlardır:

  1. Hileli bir davranış bulunmalıdır.

  2. Hile mağduru aldatmaya elverişli olmalıdır.

  3. Mağdur bu hile nedeniyle yanılmalıdır.

  4. Mağdur yanılgı sonucunda malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunmalıdır.

  5. Mağdurun veya başka bir kişinin malvarlığında zarar doğmalıdır.

  6. Fail ya da başka bir kişi yarar sağlamalıdır.

  7. Fail başlangıçtan itibaren dolandırıcılık kastıyla hareket etmelidir.

Bu unsurlardan herhangi birinin bulunmaması hâlinde dolandırıcılık suçunun oluştuğundan söz edilemez. Özellikle ticari ilişkilerde belirleyici olan husus, borcun sonradan ödenip ödenmemesi değil, paranın hangi koşullar altında alındığıdır.

Kişi parayı aldığı sırada gerçekten ticaret yapmayı, mal alıp satmayı, yatırım gerçekleştirmeyi veya borcunu ödemeyi amaçlıyorsa; ancak sonradan ticari başarısızlık, iflas, piyasa koşulları, müşteri kaybı, borçların artması veya başka nedenlerle ödeme yapamıyorsa kural olarak özel hukuk uyuşmazlığı söz konusudur.

Buna karşılık kişi daha baştan itibaren;

  • gerçekte var olmayan bir ticari faaliyeti varmış gibi gösteriyor,

  • hiç satın almadığı malları satın aldığını söylüyor,

  • sahte fatura veya sipariş belgesi sunuyor,

  • kendisine ait olmayan işletmeyi kendisine ait gibi tanıtıyor,

  • gerçekte bulunmayan müşterilerden ve satışlardan söz ediyor,

  • ödeme yapma niyeti olmaksızın karşı tarafı planlı şekilde yanıltıyor

ise dolandırıcılık suçu gündeme gelebilir.

Dolayısıyla her olayda öncelikle şu soru sorulmalıdır: Para verilmeden önce veya para verildiği sırada gerçekleştirilen somut hileli davranış nedir? Bu soruya somut bir cevap verilemiyorsa yalnızca borcun ödenmemesi üzerinden dolandırıcılık mahkûmiyeti kurulması mümkün değildir.


Borcun Ödenmemesi Neden Tek Başına Dolandırıcılık Değildir?

Sözleşmelerin kurulmasıyla taraflar karşılıklı hak ve yükümlülükler üstlenir. Ticari hayatta alınan her borcun ödeneceği, yapılan her yatırımın kazanç sağlayacağı veya satın alınan her ürünün kârla satılacağı garanti değildir. Ticaret doğası gereği risk içerir. Bir ticari faaliyetin zarar etmesi, borçlunun beklediği kazancı elde edememesi veya ödeme güçlüğüne düşmesi sözleşmeye aykırılık oluşturabilir. Alacaklı bu durumda icra takibi başlatabilir, alacak davası açabilir, senede dayanabilir, sözleşmenin feshi veya tazminat talebinde bulunabilir. Fakat özel hukukta borca aykırılık oluşturan her davranış ceza hukukunda dolandırıcılık olarak kabul edilemez.

Aksi düşünce benimsenirse;

  • ödenmeyen her satış bedeli,

  • geri verilemeyen her borç,

  • zarar eden her ortaklık,

  • teslim edilemeyen her ürün,

  • başarısız olan her yatırım,

  • karşılıksız kalan her ticari vaat

ceza davasına dönüşür.

Bu yaklaşım, ceza hukukunu alacak tahsil aracı hâline getirir. Oysa ceza hukukunun amacı özel hukuk borçlarını tahsil etmek değil, kanunda açıkça suç olarak tanımlanan fiilleri cezalandırmaktır.

Bu nedenle borcun ödenmemesi ancak başlangıçtaki hileli davranış ve suç kastıyla bağlantılı olduğu takdirde dolandırıcılık suçunun konusu olabilir.


Dolandırıcılık Kastı Hangi Anda Bulunmalıdır?

Dolandırıcılık suçunda kastın paranın alındığı anda bulunması gerekir. Borçlunun aylar sonra ödeme güçlüğüne düşmesi, sonradan işlerinin bozulması, ticari faaliyetinin sona ermesi veya alacaklıyla iletişiminin kesilmesi başlangıçtaki kastı kendiliğinden ispatlamaz. Ceza yargılamasında sonuca bakılarak geçmişe dönük suç kastı üretilemez.

Örneğin, bir kişi gerçekten beyaz eşya alıp satmakta, çevresinden aldığı paralarla ürün tedarik etmekte ve satıştan elde edilen kazancı yatırım yapan kişilerle paylaşmaktadır. İlk işlemlerde ödemeler yapılmış, ancak daha sonraki dönemde işletme zarar etmiş ve borçlar ödenememiş olabilir. Bu durumda yalnızca sonraki borçların ödenmemesinden hareketle ilk işlemlerin de dolandırıcılık amacıyla yapıldığı sonucuna ulaşılamaz.

Savcılık veya mahkeme;

  • ilk ticari işlemlerin gerçek olup olmadığını,

  • gerçekten mal alınıp alınmadığını,

  • satış yapılıp yapılmadığını,

  • paranın ticari faaliyette kullanılıp kullanılmadığını,

  • yapılan önceki ödemelerin kaynağını,

  • borçlunun gerçek bir işletmesinin bulunup bulunmadığını,

  • tanıkların ticari faaliyeti doğrulayıp doğrulamadığını

araştırmalıdır. Başlangıç kastı varsayımla değil, delille belirlenmelidir.


İlk Kâr Ödemesi Güven Kazanmak İçin Yapılmış Olabilir mi?

Dolandırıcılık davalarında savcılık makamı bazen sanığın ilk işlemlerde ödeme yapmasını sanık lehine değil, aleyhine yorumlayabilmektedir. Bu görüşe göre fail, mağdurun güvenini kazanabilmek ve daha fazla para alabilmek amacıyla başlangıçta küçük miktarlarda ödeme yapmakta; mağdur güven duyduktan sonra daha yüksek miktarlarda para almaktadır. Böyle bir dolandırıcılık yöntemi teorik olarak mümkündür. Ancak ilk ödemenin güven kazanmak amacıyla yapıldığının yalnızca iddia edilmesi yeterli değildir.

Bu sonucun;

  • para hareketleri,

  • farklı mağdurlardan alınan paraların birbirine aktarılması,

  • gerçekte ticaret yapılmadığını gösteren kayıtlar,

  • sahte ürün veya satış belgeleri,

  • birbirine benzer çok sayıda şikâyet,

  • tanık anlatımları,

  • ticari işletmenin gerçekte faal olmadığını gösteren belgeler

gibi somut delillerle desteklenmesi gerekir.

Gerçek bir ticari faaliyet bulunduğu, ürün alınıp satıldığı ve daha önce kâr payı ödendiği hâlde, yalnızca sonraki borcun ödenmemesi nedeniyle ilk ödemenin “güven sağlama ödemesi” sayılması varsayıma dayalı bir değerlendirme olur.

Ceza yargılamasında ispatlanması gereken dolandırıcılık kastı önce varsayılamaz, ardından dosyadaki bütün deliller bu varsayıma göre yorumlanamaz.


Gerçek Bir Ticari Faaliyetin Bulunması Neden Önemlidir?

Sanığın gerçekten iddia ettiği işi yapıyor olması, dolandırıcılık suçunun değerlendirilmesinde son derece önemlidir.

Örneğin sanığın beyaz eşya ticareti yaptığını söyleyerek para aldığı bir olayda;

  • beyaz eşya sektöründe faaliyet göstermesi,

  • ürün alım satımı yaptığının tanıklarla doğrulanması,

  • iş yeri veya bayi bağlantısının bulunması,

  • daha önce benzer ticari işlemler gerçekleştirmesi,

  • ürün tedarik ettiği kişilerin bulunması,

  • geçmiş işlemlerde ödeme yapması

anlatılan ticari faaliyetin tamamen hayalî olmadığını gösterir.

Gerçek ticari faaliyetin bulunması tek başına her durumda beraat sonucunu doğurmaz. Kişi gerçek bir işletmeye sahip olduğu hâlde de hileli davranışlarla suç işleyebilir. Ancak gerçek faaliyet olgusu, “hiçbir ticaret yapma niyeti bulunmadığı” veya “tamamen uydurma bir ticaret görüntüsü oluşturulduğu” iddialarını önemli ölçüde zayıflatır.

Bu nedenle tanık beyanı sanığın gerçekten ticaret yaptığını doğruluyorsa, tanığın dosyada bulunması otomatik olarak sanık aleyhine değerlendirilmemelidir. Tanık, paranın doğrudan teslimine şahit olmadıysa ve dolandırıcılık kastını gösteren bir olay anlatmıyorsa, yalnızca ticari faaliyeti doğrulayan beyanı savunmayı destekleyebilir.

Tanığın sanıkla daha önce benzer ticari ilişki kurmasına rağmen herhangi bir şikâyetinin bulunmaması da sanığın sistematik olarak insanları aldattığı iddiasına karşı değerlendirilmesi gereken bir olgudur.


Şikâyetçi Beyanı Tek Başına Mahkûmiyet İçin Yeterli midir?

Ceza muhakemesinde şikâyetçi veya katılan beyanı delildir. Ancak şikâyetçi beyanının bulunması, bu beyanın her durumda mahkûmiyet için yeterli olduğu anlamına gelmez. Beyanın; kendi içinde tutarlı olması, olayın doğal akışına uygun bulunması, zaman içinde önemli değişiklikler göstermemesi, mümkün olduğu ölçüde maddi delillerle desteklenmesi, savunmayı çürütebilecek somut içerik taşıması gerekir.

Şikâyetçinin “bana kâr sözü verdi, paramı geri ödemedi, dolandırıldım” şeklindeki beyanı borç ilişkisinin varlığını gösterebilir. Ancak bu anlatım, paranın alındığı anda gerçekleştirilen hileli davranışı tek başına açıklamayabilir.

Şikâyetçi beyanı dışında;

  • sahte belge,

  • gerçeğe aykırı ticari kayıt,

  • hayalî mal satışı,

  • gerçekte bulunmayan müşteri,

  • suç kastını gösteren mesaj,

  • benzer yöntemle alınmış başka paralar,

  • paraların ticaret dışı amaçlarla kullanıldığını gösteren kayıt

bulunmuyorsa mahkûmiyet için gerekli kesinlik seviyesine ulaşılıp ulaşılmadığı dikkatle değerlendirilmelidir.

Ceza mahkûmiyeti bir ihtimalin diğer ihtimale tercih edilmesine dayanamaz. Suçun sanık tarafından işlendiği, makul şüpheyi ortadan kaldıracak biçimde kanıtlanmalıdır.


Borca Karşılık Senet Verilmesi Ne Anlama Gelir?

Borçlunun alacaklıya senet vermesi, taraflar arasındaki uyuşmazlığın değerlendirilmesinde önemli bir delildir. Senet düzenleyen borçlu para aldığını veya borç ilişkisini kabul etmiş, belirli bir bedeli ödeme yükümlülüğü altına girmiş, borcu yazılı bir belgeye bağlamış, alacaklının gerektiğinde icra takibi başlatabilmesine imkân sağlamış olur.

Baştan itibaren karşı tarafı aldatmak ve borcu tamamen inkâr etmek isteyen kişinin, kendi imzasını taşıyan bir senet düzenleyerek kendisini doğrudan icra takibine açık hâle getirmesi hayatın olağan akışı bakımından savunma lehine değerlendirilebilir.

Özellikle; senetteki imza inkâr edilmiyorsa, senet sahte değilse, borç miktarıyla uyumluysa, senet düzenlenirken gerçek kimlik bilgileri kullanılmışsa, borçlu senet borcunu kabul ediyorsa, senedin geçersiz hâle getirilmesi için özel bir hile yapılmamışsa senet, gerçek bir borç-alacak ilişkisinin göstergesi olabilir.

Bununla birlikte senet verilmesi her olayda dolandırıcılık suçunu ortadan kaldırmaz. Failin ödeme gücü bulunmadığını bilerek, hiçbir zaman ödemeyi düşünmediği bir senedi yalnızca mağduru kandırmak amacıyla vermesi; sahte imza kullanması; başkasına ait veya geçersiz bir senet düzenlemesi; ödeme yasağı koyduğu çeki teslim etmesi ya da senedi daha geniş bir hileli planın aracı olarak kullanması hâlinde ceza sorumluluğu doğabilir.

Bu nedenle “senet varsa dolandırıcılık olmaz” biçiminde mutlak bir kural bulunmamaktadır. Doğru değerlendirme şudur: Geçerli bir senedin düzenlenmesi, borcun inkâr edilmemesi ve alacaklının senedi icra takibine koyması; somut hileyi gösteren başka bir delil yoksa uyuşmazlığın hukuki ihtilaf niteliğinde olduğunu destekleyen güçlü olgulardır.


Senedin İcraya Konulması Dolandırıcılık Davasını Etkiler mi?

Alacaklının elindeki senedi icra takibine koyması, taraflar arasındaki ilişkinin özel hukuk alanında da takip edildiğini gösterir. Alacaklı, kambiyo senedine dayanarak icra takibi başlattığında; belirli bir alacağın varlığını ileri sürmekte, borçludan senet bedelini talep etmekte, hukuk düzeninin alacak tahsili için öngördüğü yola başvurmakta, uyuşmazlığı borç-alacak ilişkisi olarak da nitelendirmektedir.

İcra takibi yapılması, dolandırıcılık şikâyetinde bulunulmasına hukuken engel değildir. Aynı olay hem özel hukuk hem ceza hukuku bakımından sonuç doğurabilir. Ancak senet ve icra takibi, ceza mahkemesi tarafından görmezden gelinemez.

Mahkemenin;

  • senedin hangi borç için verildiğini,

  • düzenleme ve vade tarihlerini,

  • senet bedelini,

  • imzanın kabul edilip edilmediğini,

  • icra takibine itiraz bulunup bulunmadığını,

  • borçlunun borcu inkâr edip etmediğini,

  • senedin para alınırken mi yoksa sonradan mı düzenlendiğini

incelemesi gerekir.

Borçlunun gerçek borcu için senet verdiği, borcu inkâr etmediği ve alacaklının da bu senede dayanarak icra takibi başlattığı bir olayda, yalnızca ödeme yapılamamasından hareketle dolandırıcılık mahkûmiyeti kurulması isabetli değildir.


Savcılık Mütalaasında Hangi Hatalar Yapılabilir?

Uygulamada savcılık makamı şu şekilde bir değerlendirme yapabilmektedir: "Sanık, başlangıçta ticari kazanç elde edeceğini söyleyerek katılandan para almış, ilk işlemden sonra kâr payı adı altında ödeme yapmış, bu ödeme sayesinde güven oluşturmuş, daha sonra yeniden para almış ve sonraki borçlarını ödememiştir. Bu nedenle ilk ödeme daha fazla para almak için kullanılan bir güven kazanma yöntemidir."

Bu değerlendirme ancak dosyadaki somut delillerle destekleniyorsa kabul edilebilir.

Mütalaada aşağıdaki soruların cevaplanması gerekir:

  • Sanığın hangi sözü gerçeğe aykırıdır?

  • Sanık gerçekte ticaret yapmıyor mudur?

  • İlk parayla mal alınmadığı nasıl belirlenmiştir?

  • İlk ödemenin gerçek ticari kazanç olmadığı hangi delille kanıtlanmıştır?

  • Sanığın ilk ödeme tarihinde dahi borcu ödememe kastı taşıdığı nasıl anlaşılmıştır?

  • Şikâyetçinin iradesini ortadan kaldıran veya inceleme olanağını engelleyen hile nedir?

  • Sanığın düzenlediği senedin sahte veya geçersiz olduğu iddia edilmiş midir?

  • Tanık beyanı dolandırıcılık iddiasını mı, gerçek ticari faaliyeti mi doğrulamaktadır?

  • Ticari başarısızlık ile başlangıçtaki suç kastı arasında nasıl bir bağlantı kurulmuştur?

Bu sorular cevaplanmadan, yalnızca borcun ödenmemesi nedeniyle ilk ödemenin dolandırıcılık planının parçası sayılması ceza hukukundaki ispat kurallarıyla bağdaşmaz.


Mütalaaya Karşı Savunma Nasıl Kurulmalıdır?

Dolandırıcılık suçlamasına karşı savunma yalnızca “borcumu ödeyemedim” şeklinde yapılmamalıdır. Savunmanın dosyadaki maddi delillere dayalı olarak kurulması gerekir.

Etkili bir savunmada özellikle şu hususlar açıklanmalıdır:

1. Ticari faaliyet gerçektir

Sanığın gerçekten ilgili sektörde çalıştığı; iş yeri, müşteri, mal alışları, satışlar, banka hareketleri, faturalar, ilanlar ve tanıklarla gösterilmelidir.

2. Somut bir hile bulunmamaktadır

Sanığın hangi beyanının yalan olduğu ve şikâyetçinin hangi hile nedeniyle para verdiği açıklanamıyorsa bu eksiklik vurgulanmalıdır.

3. Önceki ödemeler gerçek ticari ilişkinin göstergesidir

Daha önce yapılan ana para veya kâr ödemelerinin, delil olmaksızın güven kazanma aracı olarak nitelendirilemeyeceği belirtilmelidir.

4. Başlangıç kastı kanıtlanmamıştır

Sonraki ödeme güçlüğünün geriye yürütülerek paranın alındığı tarihte dolandırıcılık kastı bulunduğu sonucuna ulaşılamayacağı açıklanmalıdır.

5. Borç inkâr edilmemiştir

Sanığın para aldığını ve borç ilişkisini kabul ettiği, savunmasının maddi olguları inkâra değil ilişkinin hukuki niteliğine dayandığı ortaya konulmalıdır.

6. Senet düzenlenmiştir

Borca karşılık verilen senedin gerçek bir borç kabulü olduğu; sahte, geçersiz veya aldatma amacıyla düzenlenmiş olduğuna ilişkin delil bulunmadığı vurgulanmalıdır.

7. Senet icra takibine konulmuştur

Şikâyetçinin alacağını icra hukukunun sağladığı yollarla talep ettiği, dolayısıyla taraflar arasında takip edilebilir bir özel hukuk alacağının bulunduğu belirtilmelidir.

8. Tanık savunmayı desteklemektedir

Tanığın sanığın gerçekten ticaret yaptığını doğruladığı, tanığın kendisinin herhangi bir şikâyetinin bulunmadığı ve beyanının suç kastını göstermediği açıklanmalıdır.

9. Mahkûmiyete yeterli delil bulunmamaktadır

Şikâyetçinin değerlendirmesi dışında başlangıçtaki hileyi gösteren bağımsız, kesin ve somut bir delil olmadığı ifade edilmelidir.


Yargıtay 23. Ceza Dairesinin Kâr Payı ve Ödenmeyen Borç Kararı

Yargıtay 23. Ceza Dairesinin 23.03.2015 tarihli, 2015/222 Esas ve 2015/14 Karar sayılı ilamı, ticari kazanç vaadiyle alınan para ve sonraki ödeme güçlüğü bakımından son derece önemli bir emsaldir.

Karara konu olayda taraflar önceden tanışmaktadır. Sanık, bir müşteriye belirli bir kâr oranıyla satış yaptığını söyleyerek katılanlarla birlikte ticaret yapmış ve onlardan para almıştır. Önceki alışverişlerde katılanların paraları kâr payı eklenerek ödenmiş; ancak sonraki işlemlerde alınan paralar geri ödenememiştir.

Yargıtay, önceki işlemlerde ödeme yapılmasına rağmen sonraki paraların ödenmemesini tek başına dolandırıcılık olarak görmemiştir. Somut olayda dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının oluşmadığını kabul ederek beraat kararını onamıştır.

Bu kararın önemi şudur: İlk işlemlerde kâr ödenmiş olması otomatik olarak “güven kazanma yöntemi”, sonraki borcun ödenmemesi de otomatik olarak “dolandırıcılık planının tamamlanması” anlamına gelmez. Gerçek ticari ilişki ve önceki ödeme olgusu bulunan bir dosyada başlangıçtaki dolandırıcılık kastı ayrıca ispatlanmalıdır.


Yargıtay 11. Ceza Dairesinin Senet ve Hukuki İhtilaf Kararı

Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 25.06.2024 tarihli, 2021/36428 Esas ve 2024/8421 Karar sayılı ilamında; taraflar arasında kredi ve borç ilişkisi bulunması, karşılığında çek ve senet verilmesi ve uyuşmazlığın ödeme aşamasında ortaya çıkması değerlendirilmiştir.

Kararda, sanıkların katılanın denetim imkânını ortadan kaldıracak veya iradesini sakatlayacak nitelikte bir hileli davranışta bulunmadıkları; çek ve senetle belgelendirilen uyuşmazlığın hukuki ihtilaf niteliğinde olduğu kabul edilmiştir. Yargıtay, sanıkların başlangıçtan itibaren dolandırıcılık kastıyla hareket ettiklerinin kanıtlanmadığını belirterek beraat hükmünü hukuka uygun bulmuştur.

Bu karar, senet ve diğer borç belgelerinin değerlendirilmesi bakımından önemlidir. Gerçek bir borcun kabul edilmesi, borcun yazılı belgeye bağlanması ve uyuşmazlığın ödeme sırasında çıkması, somut hile bulunmadığında özel hukuk uyuşmazlığını destekleyebilir.


Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Senet, İcra Takibi ve Önceden Doğmuş Borç Yaklaşımı

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2017/505 Esas ve 2018/571 Karar sayılı ilamında, önceden doğmuş bir borç ve bu borç için verilen kambiyo senedi değerlendirilmiştir.

Ceza Genel Kurulu, dolandırıcılık suçunda zararın hileli davranışın sonucunda doğması gerektiğini vurgulamıştır. Zarar veya borç daha önce doğmuşsa ve sonradan yapılan işlem yalnızca mevcut borcun teminatına yönelikse, hile ile zarar arasında dolandırıcılık suçunun gerektirdiği nedensellik bağlantısı kurulamayabilir.

Bu yaklaşımın temelinde şu ilke bulunmaktadır: Mağdurun malvarlığı zararı, hileli davranıştan önce meydana gelmişse sonradan gerçekleştirilen her yanıltıcı davranış geçmişte doğmuş zararı dolandırıcılık suçuna dönüştürmez.

Elbette yeni bir borç ilişkisi kurulması, mevcut borcun yenilenmesi veya mağdurun yeni bir malvarlığı tasarrufuna yönlendirilmesi hâlinde farklı değerlendirme yapılabilir. Ancak yalnızca önceden doğmuş borcun teminatı olarak verilen senedin ödenmemesi her durumda dolandırıcılık oluşturmaz.


Yargıtay'ın Borcun İnkâr Edilmemesine Verdiği Önem

Yargıtay kararlarında borcun sanık tarafından inkâr edilip edilmediği de dikkate alınmaktadır. Sanığın;

  • para aldığını kabul etmesi,

  • borcun varlığını inkâr etmemesi,

  • sözleşme veya senet düzenlemesi,

  • ödeme yapmaya çalışması,

  • kısmi ödemelerde bulunması,

  • edimini yerine getirmek amacıyla girişimlerde bulunması

başlangıçtaki dolandırıcılık kastının bulunmadığını gösterebilecek olgulardır. Borcun kabul edilmesi tek başına suçsuzluğu kanıtlamaz. Ancak sanığın gerçek kimliğini kullanması, ticari ilişkiyi kabul etmesi ve kendisini icra takibine açık hâle getirmesi; tamamen hayalî kimlik veya faaliyet üzerinden menfaat elde edilen klasik dolandırıcılık olaylarından farklıdır.


Senet Varken Dolandırıcılık Şikâyeti Yapılabilir mi?

Evet. Senet bulunması dolandırıcılık şikâyeti yapılmasına engel değildir. Alacaklı aynı anda; senede dayalı icra takibi başlatabilir, alacak davası açabilir, şartları varsa dolandırıcılık suçundan şikâyette bulunabilir.

Ancak ceza mahkemesi yalnızca borcun ödenmemesine bakarak karar veremez. Mahkeme, senedin de içinde bulunduğu bütün ilişkiyi değerlendirmeli ve paranın alınması sırasında somut hile bulunup bulunmadığını belirlemelidir.

Senet gerçek bir borca karşılık verilmiş, borçlu borcu inkâr etmemiş ve uyuşmazlık yalnızca ödeme güçlüğünden kaynaklanmışsa dolandırıcılık suçunun unsurları oluşmayabilir.

Senedin sahte olması, bilerek karşılıksız bırakılması, gerçekte ödeme imkânı bulunmadığı bilinmesine rağmen kandırma aracı olarak verilmesi veya mağdurun yeni bir ödeme yapmasını sağlamak amacıyla kullanılması hâlinde ise ceza sorumluluğu ayrıca değerlendirilir.


Dolandırıcılık Davasında Hangi Deliller Toplanmalıdır?

Ticari ilişki nedeniyle dolandırıcılıkla suçlanan kişinin savunmasını yalnızca sözlü beyana dayandırmaması gerekir. Aşağıdaki belgeler mümkün olduğunca dosyaya sunulmalıdır:

  • banka hesap hareketleri,

  • para transferlerinin açıklamaları,

  • mal alış ve satış faturaları,

  • sevk irsaliyeleri,

  • ürün teslim belgeleri,

  • müşteri ve tedarikçi yazışmaları,

  • WhatsApp konuşmaları,

  • e-posta kayıtları,

  • ticari defterler,

  • vergi kayıtları,

  • iş yeri belgeleri,

  • ürün fotoğrafları ve ilanları,

  • daha önce yapılan ödemeler,

  • senet veya çek örnekleri,

  • icra takip dosyası,

  • ödeme güçlüğünü gösteren haciz ve icra dosyaları,

  • ticari faaliyeti bilen tanıklar.

Özellikle para hareketlerinin tarih sırasına göre açıklanması önemlidir. Hangi tarihte ne kadar para alınmış, bu para nerede kullanılmış, hangi mal satın alınmış, ne kadar satış yapılmış, şikâyetçiye hangi tarihlerde ödeme yapılmış ve ödeme güçlüğü ne zaman başlamıştır? Bu sorulara belgeye dayalı cevap verilmesi, ticari ilişkinin gerçek niteliğini ortaya çıkarabilir.


Dolandırıcılık Suçlamasında Beraat Hangi Gerekçeyle Verilir?

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesi uyarınca beraat kararı farklı gerekçelerle verilebilir. Somut olayın niteliğine göre;

  • yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması,

  • sanığın suç açısından kastının bulunmaması,

  • suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması

gerekçeleri gündeme gelebilir.

Ticari ilişkinin sabit olduğu ancak hileli davranışın suç oluşturacak nitelikte bulunmadığı olaylarda fiilin suçun unsurlarını taşımadığı değerlendirmesi yapılabilir.

Sanığın gerçekten borcu ödeme amacıyla hareket ettiği ve başlangıçtan itibaren dolandırıcılık kastı taşımadığı belirlenirse kastın bulunmaması nedeniyle beraat söz konusu olabilir.

Şikâyetçi beyanı dışında suçun işlendiğini gösteren kesin ve inandırıcı delil bulunmuyorsa yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraat kararı verilmesi gerekir.

Beraat gerekçesinin somut dosyaya uygun belirlenmesi, kararın hukuki niteliği ve sonraki kanun yolu incelemesi bakımından önemlidir.


Sonuç: Her Ödenmeyen Senet ve Ticari Borç Dolandırıcılık Değildir

Ticari ilişkiden kaynaklanan borcun ödenmemesi alacaklı açısından ciddi bir mağduriyet yaratabilir. Ancak yaşanan ekonomik mağduriyetin varlığı, tek başına dolandırıcılık suçunun işlendiğini göstermez.

Dolandırıcılık suçundan mahkûmiyet için; para alınmadan önce veya alınırken gerçekleştirilen somut hile, bu hile nedeniyle oluşan yanılgı, yanılgı sonucunda yapılan malvarlığı tasarrufu, başlangıçtan itibaren mevcut dolandırıcılık kastı, hile ile zarar arasındaki nedensellik bağı kesin ve inandırıcı delillerle ortaya konulmalıdır.

Buna karşılık; taraflar arasında gerçek bir ticari faaliyet bulunması, sanığın ilgili sektörde fiilen çalışması, önceki işlemlerde ödeme yapılması, borcun inkâr edilmemesi, borca karşılık senet düzenlenmesi, senedin icra takibine konulması, tanıkların gerçek ticareti doğrulaması, somut bir hileli davranışın belirlenememesi uyuşmazlığın hukuki ihtilaf niteliğinde olduğunu ve beraat kararı verilmesi gerektiğini gösterebilir.

Ceza hukuku, ödenmeyen özel hukuk borçlarının tahsil yöntemi değildir. Bir kişinin ticari faaliyetinin başarısız olması ile başlangıçtan itibaren dolandırıcılık kastıyla hareket etmesi birbirinden farklıdır.

Mahkûmiyet, borcun ödenmemesinden hareketle yapılan varsayımlara değil; suçun bütün unsurlarını ortaya koyan kesin, somut ve inandırıcı delillere dayanmalıdır.


Yorumlar


bottom of page