İŞ KAZASINA UĞRAYAN İŞÇİNİN HAKLARI | Güncel Yargıtay Kararlarıyla Tazminat, Ceza Davası, SGK Süreci ve Tüm Haklar İçin Kapsamlı Rehber
- Av. Arb. Servet Aksoy
- 1 Haz
- 22 dakikada okunur
İş kazaları, Türkiye’de çalışma hayatının en ağır hukuki ve sosyal sorunları arasında yer almaktadır. Bir işçinin çalışırken yaralanması, uzuv kaybına uğraması, kalıcı sakatlık yaşaması veya hayatını kaybetmesi yalnızca sağlık açısından değil; iş hukuku, sosyal güvenlik hukuku, tazminat hukuku ve ceza hukuku bakımından da son derece ciddi sonuçlar doğurmaktadır.
Bununla birlikte uygulamada birçok işçi, iş kazası geçirdikten sonra hangi haklara sahip olduğunu bilmemekte; birçok işveren ise iş kazası sonrası yükümlülüklerinin kapsamını tam olarak kavrayamamaktadır.
Özellikle iş kazası sonrasında kusur oranı, maluliyet oranı, SGK bildirimi, geçici iş göremezlik ödeneği, sürekli iş göremezlik geliri, maddi tazminat, manevi tazminat ve ceza soruşturması süreçleri çoğu zaman birbirine karıştırılmaktadır.
Daha da önemlisi, son dönemde birçok işçi “Maluliyet oranım %0 çıktı, artık tazminat alamam” düşüncesiyle hak aramaktan vazgeçmektedir. Oysa güncel Yargıtay kararları, iş kazasında %0 maluliyet tespit edilmiş olsa bile bazı durumlarda tazminat hakkının tamamen ortadan kalkmayacağını açıkça ortaya koymaktadır.
Bu kapsamlı rehberde iş kazasının hukuki tanımını, iş kazasına uğrayan işçinin haklarını, SGK sürecini, tazminat davalarını, ceza soruşturmalarını, kusur ve maluliyet kavramlarını, zamanaşımı sürelerini ve güncel Yargıtay uygulamalarını detaylı şekilde inceleyeceğiz.

İş Kazası Nedir?
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13. maddesine göre iş kazası;
Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,
İşveren tarafından yürütülen iş nedeniyle,
Görevli olarak başka bir yere gönderildiğinde,
Emziren kadın işçinin süt izni sırasında,
İşveren tarafından sağlanan araçla işe gidiş veya dönüş esnasında,
meydana gelen ve sigortalıyı bedenen veya ruhen zarara uğratan olaydır. Bu nedenle iş kazası yalnızca fabrikada meydana gelen ağır yaralanmalarla sınırlı değildir. İnşaattan düşme, elektrik çarpması, forklift kazası, işveren tarafından görevlendirilen araçla trafik kazası geçirilmesi, işyerinde meydana gelen patlama veya yangın gibi çok farklı olaylar iş kazası olarak değerlendirilebilir.
İş Kazalarının Hukuki Dayanağı Nedir?
İş kazaları yalnızca tek bir kanun kapsamında değerlendirilmez. Bir iş kazası dosyasında çoğu zaman;
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu,
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu,
4857 sayılı İş Kanunu,
Türk Borçlar Kanunu,
Türk Ceza Kanunu,
birlikte uygulanmaktadır. Özellikle Türk Borçlar Kanunu’nun 417. maddesi uyarınca işveren, işçinin kişiliğini korumak ve iş sağlığı ile güvenliğini sağlamak için gerekli her türlü önlemi almakla yükümlüdür.
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ise işverene son derece geniş yükümlülükler yüklemektedir.
Bu nedenle işveren;
Koruyucu ekipman sağlamak,
Risk analizi yapmak,
İş güvenliği eğitimi vermek,
Denetim yapmak,
Güvenli çalışma ortamı oluşturmak,
zorundadır.
Hangi Olaylar İş Kazası Sayılır?
Uygulamada aşağıdaki olaylar sıklıkla iş kazası olarak kabul edilmektedir:
İnşaattan düşme,
Makineye el kaptırma,
Vinç kazaları,
İşyerinde elektrik çarpması,
Fabrika patlamaları,
Şantiye kazaları,
İşveren görevlendirmesi sırasında trafik kazası,
Görev nedeniyle şehir dışına çıkarken yaşanan kazalar,
İşveren servisinde meydana gelen kazalar.
Her olay kendi özel koşulları içinde değerlendirilmektedir.
İş Kazası Olduğunda İlk Ne Yapılmalıdır?
İş kazası sonrasında yapılan ilk işlemler ileride açılacak davaların kaderini belirleyebilir. Bu nedenle:
Sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
Tedavi süreci kayıt altına alınmalıdır.
Olayın iş kazası olduğu belirtilmelidir.
Hastane kayıtlarında olayın iş kazası olarak geçmesi önemlidir.
Deliller korunmalıdır.
Fotoğraflar,
Kamera kayıtları,
Tanık bilgileri,
İş güvenliği belgeleri,
saklanmalıdır.
Hukuki destek alınmalıdır.
Özellikle ağır yaralanmalı iş kazalarında ilk günlerde yapılan hatalar ileride ciddi hak kayıplarına yol açabilmektedir.
İş Kazasının SGK’ya Bildirilmesi Zorunlu Mudur?
Evet. İşveren, iş kazasını kazadan sonraki 3 iş günü içinde SGK’ya bildirmek zorundadır. Bildirim yapılmaması halinde;
İdari para cezası uygulanabilir,
İşverenin hukuki sorumluluğu ağırlaşabilir,
SGK tarafından rücu süreçleri gündeme gelebilir.
Uygulamada bazı işverenler kazayı kayıt dışı bırakmaya çalışmaktadır. Bu durum işçinin hak kaybına uğramasına neden olabileceğinden dikkatli olunmalıdır.
Gerçek Hayattan İş Kazası Örnekleri
İnşaattan Düşen İşçi
Bir işçinin dördüncü kattan düşerek ağır yaralanması halinde mahkeme öncelikle güvenlik önlemlerini inceler. Korkuluk bulunmaması, emniyet kemeri verilmemesi veya çalışma alanının güvenli olmaması işveren aleyhine değerlendirilmektedir.
Makineye Elini Kaptıran İşçi
Koruyucu ekipman bulunmayan bir makinede çalışan işçinin parmaklarını kaybetmesi halinde yüksek miktarlı maddi ve manevi tazminatlar gündeme gelebilmektedir.
Görev Yolculuğunda Trafik Kazası
İşveren tarafından görevlendirilen bir işçinin şehir dışına giderken trafik kazası geçirmesi de iş kazası sayılabilir.
Elektrik Çarpması
Şantiyelerde veya fabrikalarda meydana gelen elektrik çarpmaları çoğu zaman ciddi iş güvenliği eksiklikleriyle ilişkilendirilmektedir.
İş Kazasına Uğrayan İşçinin Hakları Nelerdir?
İş kazasına uğrayan işçi;
Geçici iş göremezlik ödeneği,
Sürekli iş göremezlik geliri,
Maddi tazminat,
Manevi tazminat,
Tedavi giderleri,
Bakıcı giderleri,
Protez giderleri,
talep edebilir. İş kazası ölümle sonuçlanmışsa ayrıca destekten yoksun kalma tazminatı da gündeme gelir.
Geçici İş Göremezlik Nedir?
İş kazası nedeniyle belirli süre çalışamayan işçiye SGK tarafından geçici iş göremezlik ödeneği verilebilir. Halk arasında bu ödeme çoğu zaman “rapor parası” olarak bilinmektedir. Kırıklar, ameliyat süreçleri ve uzun süreli tedaviler bu kapsamda değerlendirilebilir.
Sürekli İş Göremezlik Nedir?
İş kazası sonrasında çalışma gücünde kalıcı azalma meydana gelmişse sürekli iş göremezlik söz konusu olabilir. Örneğin:
Parmak kaybı,
Kol kaybı,
Görme kaybı,
İşitme kaybı,
Kalıcı hareket kısıtlılığı,
gibi durumlar sürekli iş göremezliğe yol açabilir.
Maluliyet Oranı Nedir?
Maluliyet oranı, işçinin çalışma gücünü ne ölçüde kaybettiğini gösteren tıbbi orandır. Bu oran Hastane raporları, SGK sağlık kurulları, Adli Tıp incelemeleri sonucunda belirlenmektedir.
Örneğin;
%5,
%12,
%30,
%45,
%70,
gibi oranlar tespit edilebilir.
Kusur Oranı Nedir?
Kusur oranı, iş kazasının meydana gelmesinde tarafların sorumluluk derecesini gösterir. Bilirkişi heyetleri iş güvenliği önlemlerini, eğitim süreçlerini, koruyucu ekipman kullanımını, denetim eksikliklerini nceleyerek kusur dağılımı yapar. Örneğin:
İşveren %100 kusurlu,
İşveren %80 – işçi %20 kusurlu,
İşveren %60 – işçi %40 kusurlu,
şeklinde raporlar düzenlenebilir.
Kusur Oranı Tazminatı Nasıl Etkiler?
Kusur oranı iş kazası davalarının en önemli unsurlarından biridir. İşverenin kusur oranı yükseldikçe sorumluluğu da artmaktadır. Ancak Yargıtay uygulamasında işverenin iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüğü oldukça ağır değerlendirilmektedir. Bu nedenle “işçi dikkatsizdi” savunması çoğu zaman tek başına yeterli görülmemektedir.
Maluliyet Oranı Tazminatı Nasıl Etkiler?
Maluliyet oranı arttıkça çalışma gücü kaybı da artmaktadır. Buna bağlı olarak hesaplanan maddi tazminat miktarı da yükselmektedir. Örneğin %5 maluliyet ile %50 maluliyet arasında çok ciddi tazminat farkları oluşabilmektedir.
İş Kazası Tazminatı Nasıl Hesaplanır?
Vatandaşların en çok merak ettiği sorulardan biri şudur: “İş kazası geçirdim, ne kadar tazminat alırım?” Ancak bunun herkes için geçerli sabit bir cevabı yoktur.
Tazminat hesaplanırken;
İşçinin yaşı,
Geliri,
Mesleği,
Kusur oranı,
Maluliyet oranı,
Çalışma süresi,
Aktif çalışma dönemi,
Pasif dönem zararları,
Yaşam beklentisi,
gibi çok sayıda unsur dikkate alınmaktadır.
Örneğin 25 yaşındaki bir işçinin %20 oranında sürekli iş göremezliğe uğraması ile 58 yaşındaki bir işçinin aynı oranda malul kalması halinde ortaya çıkacak maddi zarar aynı olmayacaktır. Genç işçinin gelecekteki kazanç kaybı daha yüksek kabul edilmektedir.
Bu nedenle internette yer alan “iş kazasında şu kadar tazminat alınır” şeklindeki genellemeler çoğu zaman gerçeği yansıtmamaktadır. Her dosya kendi koşullarına göre değerlendirilmektedir.
Maluliyet Oranının %0 Çıkması Tazminat Almaya Engel Midir?
Hayır. Bu konu son dönemde verilen Yargıtay kararları nedeniyle özellikle önem kazanmıştır. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 2024/7396 Esas, 2025/5574 Karar sayılı kararında iş kazası sonrasında sürekli iş göremezlik oranının %0 olarak belirlenmesinin tek başına maddi tazminat talebini ortadan kaldırmayacağı yönünde değerlendirmeler yapılmıştır. Yüksek Mahkeme, iş kazasının işçide yarattığı gerçek zararın somut olayın özellikleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Benzer şekilde Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 2023/14467 Esas, 2024/12362 Karar sayılı kararı da uygulamada geniş yankı uyandırmıştır. Kararın temel yaklaşımı, iş kazası sonrasında %0 maluliyet tespit edilmiş olsa bile işçinin yaşadığı somut zararların ayrıca değerlendirilmesi gerektiği yönündedir. Bu karar kamuoyunda “%0 maluliyet tazminata engel değildir” başlığıyla gündeme gelmiştir.
Bu kararlar son derece önemlidir. Çünkü birçok işçi yalnızca maluliyet oranına bakarak dava açmaktan vazgeçmektedir. Oysa iş kazası nedeniyle;
Ağır tedavi süreçleri yaşanması,
Ameliyat olunması,
Uzun süre çalışılamaması,
Fiziksel ve ruhsal zarar meydana gelmesi,
başlı başına hukuki sonuçlar doğurabilir.
İş Kazasında Manevi Tazminat Talep Edilebilir Mi?
Evet. İş kazası nedeniyle yaşanan acı, elem, psikolojik yıkım, yaşam kalitesindeki düşüş manevi tazminata konu olabilir. Özellikle uzuv kayıplarında ve ağır yaralanmalarda mahkemeler önemli miktarlarda manevi tazminata hükmedebilmektedir.
İş Kazası Sonucu Ölüm Meydana Gelirse Yakınların Hakları Nelerdir?
İşçinin iş kazası sonucu hayatını kaybetmesi halinde eşi, çocukları, anne ve babası
şartların oluşması halinde destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilir. Ayrıca manevi tazminat ve SGK gelirleri de gündeme gelebilir.
İş Kazası Nedeniyle Ceza Davası Açılır Mı?
Evet. İşveren veya diğer sorumluların kusuru bulunuyorsa taksirle yaralama, taksirle ölüme neden olma suçlarından ceza soruşturması yürütülebilir. Özellikle iş güvenliği önlemlerinin alınmaması halinde işverenler ciddi cezai sorumluluklarla karşılaşabilmektedir.
İş Kazası Davalarında Arabuluculuk Zorunlu Mudur?
İş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davaları bakımından güncel uygulamada dava şartı arabuluculuk zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak somut olayın özelliklerine göre dava stratejisinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
İş Kazalarında Zamanaşımı Süresi
İş kazası davalarında zamanaşımı son derece önemlidir. Haklı olmak tek başına yeterli değildir; davanın süresinde açılması gerekir. İş kazalarından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat taleplerinde genel olarak Türk Borçlar Kanunu’ndaki zamanaşımı hükümleri uygulanmaktadır. Ancak olay aynı zamanda ceza hukuku bakımından suç oluşturuyorsa daha uzun ceza zamanaşımı sürelerinin uygulanması gündeme gelebilmektedir. Bu nedenle her dosyada zamanaşımı süresinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Özellikle ağır yaralanmalı veya ölümle sonuçlanan iş kazalarında süre hesabının profesyonel şekilde yapılması büyük önem taşımaktadır.
İş Kazası Davalarında Bilirkişi Raporları Neden Önemlidir?
İş kazası davalarının büyük bölümü bilirkişi raporları üzerinden şekillenmektedir. Mahkemeler çoğu zaman;
İş güvenliği uzmanı,
İnşaat mühendisi,
Makine mühendisi,
Aktüer bilirkişi,
İş sağlığı ve güvenliği uzmanı,
incelemelerine başvurmaktadır. Bu raporlarda yapılacak küçük bir hata bile yüz binlerce liralık farklara yol açabilmektedir. Bu nedenle kusur raporları, maluliyet raporları ve tazminat hesaplarının dikkatle incelenmesi gerekir.
Sonuç
İş kazaları yalnızca bir iş güvenliği problemi değildir. Aynı zamanda işçinin ekonomik geleceğini, ailesinin yaşamını ve işverenin hukuki sorumluluğunu doğrudan etkileyen çok yönlü hukuki olaylardır.
İş kazası sonrasında yapılacak SGK bildirimleri, kusur incelemeleri, maluliyet raporları ve tazminat hesapları sürecin sonucunu belirleyen temel unsurlardır.
Özellikle son dönemde verilen Yargıtay kararları göstermektedir ki; iş kazası sonrasında maluliyet oranının %0 olarak belirlenmesi her zaman tazminat hakkının ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. İşçinin uğradığı gerçek zarar, yaşadığı tedavi süreci ve olayın tüm koşulları birlikte değerlendirilmelidir.
Bu nedenle iş kazası geçiren işçilerin veya yakınlarının, hak kaybı yaşamamak adına süreci en başından itibaren dikkatli ve profesyonel şekilde takip etmeleri büyük önem taşımaktadır.
T.C.
Yargıtay
10. Hukuk Dairesi
2024/7396 E., 2025/5574 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk DairesiSAYISI : 2022/597 E., 2024/738 K.İLK DERECE MAHKEMESİ : Bolu İş MahkemesiSAYISI : 2019/305 E., 2022/31 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı işyerinde makine bölümünde çalıştığını, 29.09.2018 tarihinde presleme bölümüne geçtiğini, müvekkilinin hiç bir bilgisinin ve tecrübesinin olmaması nedeniyle aynı gün presleme makinesinde sensör olmadığı için iş kazası geçirdiğini ve parmağında kopma, sinir ve his kaybının meydana geldiğini, müvekkilinin yaralanmasında davalı işverenin sorumlu olduğunu, hiçbir bilgi ve tecrübesinin olmadığı presleme bölümüne geçirilmesinde davalı işverenin sorumluluğunun bulunduğunu, iş kazasından sonra müvekkilinin bir takım ihtiyaçlarının ailesi tarafından giderildiğini, bundan sonra da yakınlarının desteği olmadan hayatını idame ettiremeyeceğini, bu yaşanan olay nedeniyle müvekillinin psikolojisinin bozulduğunu, belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL maddi tazminat ile 60.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının çalıştığı pres makinesinde hiçbir eğitim verilmeden görevlendirildiği iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacının iş kazası geçirdiği makineye iş kazasından yaklaşık altı ay önce geçtiğini, bu sürede gerekli deneyimi elde edebilecek zihinsel yeteneğe sahip olduğunu, davacıya işe girdiği tarihten itibaren gerekli eğitimlerin verildiğini, olayda davacının özensiz ve tedbirsiz hareket etmesinden iş kazasının meydana geldiğini, ayrıca davacının dağınık ve tedbirsiz çalıştığını, davacının yaralanmasının basit tıbbi bir müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğunu, iş kazasından sonra iş başı yaparak çalıştığını, açılan davanın haksız bir dava olduğunu belirterek reddine karar verilmesini, ayrıca Generali Sigorta Şirketine ihbar edilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle;"... İşyerinde risk analizi yapmamış olması, alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izlememiş, denetlememiş, uygunsuzlukların giderilmesini sağlamamış olması, özel risk taşıyan iş ekipmanı olan presin, sadece o ekipmanı kullanmak üzere görevlendirilen kişilerce kullanılmasının sağlanamamış olması, iş ekipmanını kullanmakla görevlendirilen davacı çalışanın, tecrübe durumu da gözetilerek iş ekipmanının kullanımından kaynaklanabilecek riskler ve bunlardan kaçınma yollarına ilişkin yeterli eğitim almasının ve bilgilendirilmesinin ve bilinçlendirilmesinin sağlanamamış olması, özellikle presin hareketli parçaları ile mekanik temas riskinin kazaya yol açabileceği öngörülerek, tehlikeli bölgeye ulaşmayı önleyecek veya bu bölgeye ulaşılmadan önce hareketli parçaların durdurulmasını sağlayacak uygun koruyucu veya koruma donanımı olarak durdurucu sensörler ile donatılmamış olması, pres üzerinde bulunan çift el kumanda sisteminin kullanımının çalışanın inisiyatifine bırakılmış olması, güvenlik açısından ayak pedalının kullanımının engellenmemiş olması, pres tezgahında güvenli çalışma ortamı oluşturulamamış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde davaya konu iş kazasının oluşumunda davalı işveren ... Metal San. ve Tic. A.Ş.'nin % 60 (yüzde altmış) oranında kusurlu olduğu, İşe girişte pres makinaları ile ilgili oryantasyon ve iş güvenliği ile ilgili temel eğitimleri almış olması, normalde makina bölümünde çalışıyor olması, pres tezgahı ile ilgili tecrübesinin bulunmaması, kaza anında kendisine verilen iş eldivenlerini kullanmamış olması, dikkatinin dağılması neticesi elini tezgahın tehlikeli alanından çekmeden ayak pedalına basmak suretiyle pres tezgahını çalıştırmış olması, dikkatsiz ve tedbirsiz davranmış olması, bu davranışı ile kendi kişisel güvenliğini tehlikeye düşürmüş olması hususları birlikte değerlendirildiğinde davaya konu iş kazasının oluşumunda davacı kazalı çalışan ...'ın % 40 (yüzde kırk) oranında kusurlu olduğu belirlenmiştir. Raporun hüküm kurmaya ve denetlemeye elverişli yapılan değerlendirmelerin Mahkememizce yerinde olduğu görülmekle rapor hükme esas alınmıştır. Dosyaya celbedilen belgelerden davacının 29.09.2018 tarihinde geçirdiği kaza sonucunda Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Yüksek Sağlık Kurulunun 25.01.2021 tarih ve 2021/1145 sayılı raporu ile Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği Çerçevesinde maluliyetinin gerekmediği tespit edilmiştir. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 20.09.2021 tarih ve 16737 sayılı kararı ile davacının geçirmiş olduğu iş kazasına bağlı yaralanmasının 11.10.2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümleri kapsamında maluliyetine neden olacak düzeyde araz bırakmamış olduğundan sürekli maluliyet oranının % 0 olduğuna karar verildiği..." gerekçesiyle;
"1-Davanın kısmen kabulü ile6.000,00-TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 29.09.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,Fazlaya ilişkin taleplerin reddine,
2-Davacının maddi tazminat talebinin reddine," şeklinde karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlarİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf SebepleriDavacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
-Mahkemece verilen kararın manevi tatmin ve caydırıcılık unsurlarından son derece uzak iş kazası yaşayan ve yaşanılan kaza sonrasında mobbing uygulanarak işten çıkarılan işçinin mağduriyetinin hiçbir şekilde gidermeyen hatta takdir edilen miktarın yargılama giderlerini bile karşılayamaması sebebiyle müvekkilinin daha çok mağdur olmasına sebep olan bir karar olduğunu,
-İş yerinde iş kazası geçiren işçiyi iş kazasından sonra mobbing uygulayarak işten çıkarmanın karşılığın da 6.000-TL manevi tazminata hükmedilmesinin özellikle günümüz şartları düşünüldüğünde işçiler açısından büyük mağduriyetler oluşturduğunu,
-İşçilerin güvenliği için gerekli önlemleri almaması, iş yerinde ki makinelerin iş güvenliğini tehlikeye atarak sensörsüz bir şekilde çalıştırılması, gerekli iş güvenliği ve makine başı eğitimlerin verilmemesi, iş kazası yaşayan işçiyi mobbing uygulayarak işten çıkarması 6.000 TL ile ölçüldüğünü, bu durumların emsal oluşturduğun da takdir edilen miktarın işverenler açısından hiçbir caydırıcılık unsuru bulunmadığı gibi işçinin karşı karşıya kaldığı iş kazası gerek yaralanması, gerek kaza neticesinde işsiz kalması gerekse de; kazanın, yaralanmanın ve maruz kaldığı mobbingin psikolojik etkenlerin bıraktığı manevi zararının karşılığı olmadığını,
-Davacının maluliyeti olmadığı gerekçesiyle maddi tazminat talebimizin reddedilmesini kabul etmemiz mümkün olmadığını, dosya içerisinde bulunan bilirkişi raporlarına itirazlarımız da da açıkça görüldüğü üzere müvekkilinin davalı iş yerinde geçirmiş olduğu iş kazası sonrasında parmağını kaybetmesi, uzuv kaybına uğraması, stres bozukluğu ve psikolojik rahatsızlık geçirmesi sonrasında bir kısım tedavi ve tetkikler dikkate alınmayarak maluliyetin gerekmediğine şeklinde karar verilmesinin ve bu raporlar hükme esas alınarak maddi tazminat talebimizin reddedilmesinin son derece hatalı olduğunu,
-Yargılama aşamasında itirazlarının değerlendirilmediğini, itirazları doğrultusunda Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan rapor alınmamış sensor olmaması sonucu presleme makinasının aşağı inmesi neticesinde iş kazası geçiren ve işaret parmağında kopma, sinir ve his kaybı olan müvekkilin maluliyet oranının %0 olduğu belirten ve müvekkilinin psikolojik durumunu hiçbir şekilde değerlendirmeyen hükme elverişli olmayan rapor esas alınarak karar verildiğini ve bu kararın hatalı olduğunu,
-Mahkemenin kararı gerçekleşen kazada müvekkilinin hiçbir kusuru olmamasına rağmen müvekkiline %40 davalı işverene %60 kusur atfeden bilirkişi raporunu hükme esas alması yönüyle de hatalı olduğunu, rapora yaptığımız itirazlar değerlendirilmediğini, bizim bu raporda belirtilen kusur oranlarını ve denetime elverişli olmayan iş bu rapor hükme esas alınarak karar verilmesini kabul etmediklerini, gerçekleşen kazada müvekkilinin herhangi bir kusuru bulunmadığını, kazanın meydana gelmesine sebebiyet veren olay işverenin işçilere emniyetli çalışma ortamı sağlayamamasından kaynaklanmadığını, işverenin iş yerinde iş güvenliği önlemlerini almadığı ve bunları izlemediği açık olduğunu, bu nedenle müvekkilnin meydana gelen olayda kusursuz olup tüm kusur işverene ait olduğunu,
-Hükme esas alınan bilirkişi raporu kendi içerisinde dahi çelişkiler barındırdığını,
-Raporda tespit edilen tarafların ihlal ettiği kanun ve ilgili mevzuat maddeleri bile karşılaştırıldığında kusur oranlarının bu şekilde olmayacağının açık olduğunu, raporun bu yönüyle kendi içinde dahi çeliştiğini,
-Bilirkişilerce işverene yönelik tüm kusurlu durumların tespit edilmiş olmasına rağmen müvekkiline neredeyse sadece işveren bünyesinde çalıştığı için davalı işveren kadar kusur oranı izafe edildiğini, kazanın meydana gelmesinde müvekkilinin herhangi bir kusurunun bulunmadığını,
-Kazanın meydana geliş nedeni: kısa süredir davalı iş yerinde çalışan müvekkiline bu makina hakkında hiçbir eğitim verilmeden ve makinada el makina üzerinde iken makinanın inmesini engelleyici sersör bulundurulmadan müvekkilinin bu makinede çalışmasının istendiğini, nitekim müvekkili bu makinede görevlendirdiği ilk gün maalesef bu kaza meydana geldiğini, makinede sersör bulunmuş olsa bu kazanın meydana gelmeyeceğini bu durumda işverene %60 müvekkiline ise%40 gibi neredeyse aynı oranda kusur atfının kabulünün mümkün olmadığını,
-Müvekkiline işe girişte genel eğitim verilmesinin müvekkilinin aleyhine yorumlanarak kusur atfedildiğini, müvekkilinin makine bölümünde çalışırken gerekli eğitim verilmeden kaza tarihinden hemen önce pres makinasında çalışmasının istendiğini,
-İşveren tarafından yerine getirildiğinde iş bu kazanın gerçekleşmeyeceğinin ortada olduğunu,
-Davacının uğramış olduğu manevi zarar ve olayın meydana gelme şekli, paranın alım gücü gözetildiğinde 6.000,00 TL. manevi tazminatın son derece yetersiz olduğunu, yargı kararları ile de bilindiği üzere en basit bir hakaret eyleminde dahi hükmedilen iş bu tazminat miktarının üzerinde tazminat bedelleri hüküm altın alındığı bir durumda iş kazısına maruz kalan müvekkili adına yargılama giderlerini dahi karşılamayacak boyutta 6.000,00-TL. manevi tazminat hükmedilmesi son derece hatalı olduğunu,
-Mahkemece verilen kararın kaldırılarak davanın tüm talepleri ile birlikte kabulüne yargılama giderleri vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini belirterek istinaf talebinde bulunmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
-Davalı şirkette çalışan davacının iş kazası geçirerek parmağından yaralandığından ve malul kaldığından bahisle maddi ve manevi tazminat davası açtığını, yargılama esnasında davacının yaralanma iddiası ile ilgili rapor alındığını,
-Adli tıp kurumundan istihsal edilen raporda davacının 2. parmağında kesi olduğu, periferik motor ve duygusal ileti yanıtlarının normal sınırlar içerisinde olduğu kaslarda deformasyon bulunmadığı raporlandığını, yeni günlük anlatım ile davacının parmağından derin kesi meydana gelmiş şifa bulmuş ve araz bırakmadığı gibi maluliyet oranı sıfır olduğunu,
-Hal böyle olmasına ve davacının %40 oranında kusurlu bulunmasına karşın olayın oluş şekli ve yaralanmanın niteliği ortaya çıkan zararın kolayca iyileşen bir kesiden ibaret olduğu gözetilmeksizin olayla asla örtüşmeyen 6.000 -TL manevi tazminata hükmettiğini,
-Böylesi basit ve rutin bir olayda hükmedilen manevi tazminat manevi tazminatın takdirindeki ölçütlere aykırı olduğunu, basit bir kesi için %40 kusur da gözetilmeden verilen manevi tazminat fahiş olduğundan manevi tazminata ilişkin kararın bozularak kaldırılmasını belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve SonuçBölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne dair İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna BaşvuranlarBölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz SebepleriDavacı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe1. Uyuşmazlık ve Hukuki NitelendirmeUyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21. maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi
3. DeğerlendirmeDosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; davaya konu iş kazasının davacı kazalı ...'ın, davalı işyerinde, 29.11.2018 tarihinde pres tezgahında çalışması sırasında, malzemeyi tezgaha koyduğu esnada kendisine seslenilmesi üzerine dönüp bakması ile aynı anda ayak pedalına bastığı, tezgahın presleme yapması sırasında elini tezgahın tehlikeli bölgesine sokmuş olması nedeniyle sağ işaret parmağının sıkışarak yaralanması şeklinde meydana geldiği, Mahkemece hükme esas alınan kusura ilişkin 24.12.2021 tarihli raporda davacının %40 oranında, davalı işverenin % 60 oranında kusurlu olduğunun belirlendiği, davacının kaza nedeniyle dosya kapsamında mevcut Kurum Sağlık Kurulu, Yüksek Sağlık Kurulu ve ATK 3. İhtisas Kurulu raporları ile birbiriyle uyumlu şekilde belirlendiği üzere % 0 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, Mahkemece davacının kaza nedeniyle sürekli iş göremezliğinin % 0 olarak belirlendiği gerekçesiyle maddi tazminat talebi yönünden davanın reddi ile manevi tazminat talebi yönünden davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.
İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun'un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.
Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4. maddesinde:
"İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;
a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun ... getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.
b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.
ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır.
d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların ... ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir.Aynı Kanun’un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:
a)Risklerden kaçınmak,
b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek,
c)Risklerle kaynağında mücadele etmek,
ç)İşin kişilere uygun ... getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek,
d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak,
e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek,
f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek,
g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek,
ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır.
Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulunun 09.10.2013 tarih 2013/21-102 Esas 2013/1456 sayılı kararı).
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. ve 5. maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.
Objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir.
Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulu’nun 20.03.2013 tarih 2012/21-1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.
İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır.
Öte yandan, sigortalıya, iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle geçici iş göremez durumda bulunduğu sürece, Kurum tarafından 5510 sayılı Kanun'un 18. maddesi uyarınca geçici iş göremezlik ödeneği ödenir. Bu ödenek iş kazalarında olay, meslek hastalığında da tedavinin başladığı tarihten itibaren çalışmaz durumda kaldığı (raporlu olduğu) sürece ödenir. Geçici iş göremezlik devresinde sigortalının çalışamadığı dönemde yoksun kaldığı gelir de iş kazası sonucu oluşan maddi zarar kapsamındadır. Raporlu olunan dönemde çalışamayan sigortalının bu dönemde yoksun kaldığı ücreti kadar bir zararının oluşacağı ve bu zararın da maddi zarar içerisinde kabul edilmesi gerektiği açıktır. Sigortalının zararlandırıcı olay nedeni ile tedavisinin devam ettiği ve çalışamadığı sürelerdeki maddi zararı bu dönemde % 100 iş gücü kaybına uğradığı kabulüne göre yapılmalıdır. Bilirkişi aracılığıyla maddi zararı tespit edilip SGK’ca sigortalıya ödenmesi gereken geçici iş göremezlik ödeneği var ise bunun rücuya tabi kısmının hesaplanan maddi zarardan düşülmesi ile elde edilecek sonuç kazalının geçici iş göremezlik dönemi de denilen istirahatlı dönemdeki karşılanmamış zararını ortaya koyacaktır.
Somut olayda, hükme esas alınan kusur raporuna göre işverene verilen kusur sebepleri arasında özellikle presin hareketli parçaları ile mekanik temas riskinin kazaya yol açabileceği öngörülerek, tehlikeli bölgeye ulaşmayı önleyecek veya bu bölgeye ulaşılmadan önce hareketli parçaların durdurulmasını sağlayacak uygun koruyucu veya koruma donanımı olarak durdurucu sensörler ile donatılmamış olması, pres üzerinde bulunan çift el kumanda sisteminin kullanımının çalışanın inisiyatifine bırakılmış olması, güvenlik açısından ayak pedalının kullanımının engellenmemiş olması, pres tezgahında güvenli çalışma ortamı oluşturulamamış olması hususlarının sayılması karşısında işverene takdir edilen % 60 oranındaki kusur olayın oluş şekline uygun görülmemiştir. Yine İlk Derece Mahkemesince davacının iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezlik oranının % 0 olarak belirlendiği gerekçesiyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiş ise de davacı sigortalının dava konusu iş kazası nedeniyle bir süre çalışamadığı, davacının istirahatlı kaldığı bu süreler bakımından ücret kaybının doğduğu hususu göz ardı edilerek neticeye varıldığı anlaşılmakta olup bu husus da hatalıdır.
O halde Mahkemece yapılacak iş, tüm dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesi suretiyle somut verilere dayalı kusur raporunun düzenlenmesi için dosyanın A sınıf İş güvenliği uzmanlarının bulunduğu heyete tevdi ederek, olayın gerçekleşmesinde tarafların kusur oranlarını belirlemek üzere dosyada mevcut kusur raporları arasındaki çelişki meydana gelmesi halinde çelişkinin gerekçesini de açıklar mahiyette rapor aldırmak ve oluşacak sonuca göre kusur oranlarının tespitinden sonra davacının raporlu olduğu dönemde %100 oranında malul kaldığını değerlendirerek, bu dönemde çalışamaması nedeniyle yoksun kaldığı ücreti kadar bir zararının olduğunun kabulüne göre maddi zarar tutarını bilirkişiye hesaplattırmak ile tüm delilleri bir arada değerlendirip sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli sair temyiz itirazları incelenmeksizin karar bozulmalıdır.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Davacı temyiz edenin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
T.C.
Yargıtay
10. Hukuk Dairesi
2023/14467 E., 2024/12362 K."İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 50. Hukuk DairesiSAYISI : 2023/1699 E., 2023/1530 K.İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 5. İş MahkemesiSAYISI : 2018/309 E., 2023/531 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde, davacının 21.05.2014 tarihinde davalı iş yerinde ocakçı olarak çalışmaya başladığını, iş akdinin davalı tarafından haksız nedenle 03.12.2015 tarihinde feshedildiğini, davacının feshe karşı İstanbul Anadolu 5. İş Mahkemesinde 2015/738 Esas sayılı işe iade davası açtığını ve işe iadesine karar verildiğini, davalının karara uyarak davacıyı işe davet ettiğini ve davacının 25.01.2018 tarihinde yeniden işe başladığını, davacı 1 yıl kadar çalıştıktan sonra sağlık sorunları yaşaması neticesinde ... Hastanesinin 07.09.2016 tarihli raporunda mesleki silikoz tanısı konulduğunu, davacının ücretinin 1.841,93 TL olduğunu beyanla manevi tazminat hakkını saklı tutarak ve 100,00 TL maddi tazminat taleplerinin davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; şirket nezdinde bulunan tüm bölümlerde davacının çalıştığı bölüm de dahil olmak üzere iş sağlığı ve güvenliği açısından tehlike oluşturabilecek bütüm durumlara karşı tam ve yeterli önlemler alındığını, davacının; davalı iş yerinde ocakçı olarak çalıştığını, çalıştığı bölüme ilişkin mühendislik kontrolleri yapıldığını, gerekli ortam ölçümleri yapıldığını, işçilere kişisel koruyucu donanım kullandırıldığını ve çalışanlara gerekli eğitimler verildiğini beyanla davacının talebinin ve davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Adli Tıp Kurumunun 02.05.2023 tarihli raporunda; Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı İstanbul Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünün 03/10/2017 tarihli ve 521 numaralı Kurum sağlık kurulu kararında; meslekte kazanma gücü kaybı oranının %0 olduğunun bildirildiği; Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun 14.02.2018 tarihli ve 2013/2676 sayılı Kararında; sigortalı hakkında SB ... Hastanesince düzenlenen 07/09/2016 tarih, 160003132 sayılı Sağlık Kurulu Raporuna göre Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği çerçevesinde maluliyet oranının %0 (sıfır) olduğuna, başka birinin sürekli bakımına muhtaç durumda olmadığına, kontrol muayenesi gerekmediğine karar verildiği, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı İstanbul Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünün 04.03.2019 tarihli ve 123 numaralı Kurum sağlık kurulu kararında; mesleki hastalık tespit edildiği, Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranının %0 tespit edildiği, maluliyet bulunmadığının, yardıma muhtaç olmadığının belirtildiği; Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun 15.12.2021 tarihli ve 2021/21560 sayılı Kararında; maluliyet oranının %0 (sıfır) olduğuna, başka birinin sürekli bakımına muhtaç durumda olmadığına karar verildiği; sonuç olarak davacının maluliyetine neden olacak düzeyde araz bırakmamış olduğundan maluliyetinin %0 (yüzdesıfır) olduğu, meslek hastalığı olarak değerlendirilmediğinden...." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna BaşvuranlarDavacı vekili temyizinde, ATK 3. İhtisas Kurulu Raporunda kişinin yaptığı iş, çalışma koşulları ve süresi göz önünde bulundurulduğunda, pnömokonyoz ve alüminyum intoksikasyonu hastalıklarının mesleki olduğunun belirtildiğini, İlk Derece Mahkemesi kararı gerekçesinde yer alan davacının hastalıklarının meslek hastalığı olarak değerlendirilmediğine ilişkin tespit hatalıdır.
Davacının tüm hastalıkları mesleki olmakla birlikte buna bağlı maluliyet oranının bulunmasının kaçınılmaz olduğunu, ... Hastanesi'nin 07.09.2016 tarihli ve P-160113108 protokol numaralı Sağlık Kurulu Raporu ile davacıya, "silisyum içeren tozlara bağlı pnömokonyoz, mesleki silikoz" tanısı konulduğunu, davacının, daha önceki çalışma yerleri koşullarında sağlık problemi, maluliyet ve beden kaybı olmayan bir kişi olduğunu, davacının; ocakçı olarak davalı iş yerine girdiğinde tümüyle sağlıklı bir şekilde işbaşı yaptığının, "ciğerlerinde hiçbir sağlık sorunu olmadığı" hususuna ilişkin tespitler de SGK ve iş yeri raporları ile sabit olduğunu,Dosyada bulunan ATK Raporu'nda meslek hastalığı olarak kabul edilmeyen atopik konjonktivit göze kimyasal madde sıçraması, yabancı madde teması ile konjonktiva tabakasında hasar meydana gelmesi ile oluşan bir hastalık türü olduğunu, davacının, yüksek ısı altında sürekli olarak inorganik tozlara maruz kaldığını, davacıya iş yerine getirirken koruyucu bir gözlük de verilmediğini. davacının gözünün bu zarar verici tozlara maruz kalma neticesinde de bu hastalık meydana geldiğini, lomber disokopatinin ise iş yerinde ağırlık kaldırdığından ileri gelmiş bir hastalık oluğunu, davacının iş yerinde yaptığı iş nazara alındığında söz konusu hastalıkların mesleki olmadığının kabulünün hayatın olağan akışına açıkça aykırı olduğunu,
Mahkemece hükme esas alınan ATK Raporunda da pnömokonyozun inorganik tozlara maruziyet sonucu gelişen bir hastalık olduğu tespiti yapıldığını, izah edilen tüm bu hususlara rağmen ATK Raporu'nda davacının maluliyet oranının %0 (sıfır) olduğuna kanaat getirildiğini, davacının akciğerlerinin şu anda iflas etmiş durumda olduğunu, pandemi döneminde akciğer hastalığı ve nefes almada yaşadığı güçlükler nedeniyle sokağa çıkması yasaklanan kişilerden kabul edilerek sokağa çıkması yasaklandığını, hayati tehlike boyutunda solunum sıkıntısı olan davacının hastalığının gün geçtikçe ilerlediğini, davacı yapmış olduğu iş başvurularından da mesleki hastalıkları nedeniyle olumlu yanıt alamadığını, ATK 3. İhtisas Kurulu Raporunda da pnömokonyozun tedavisi olmayan, iyileşmesi beklenmeyen, ilerleyici de olabilen bir hastalık olduğu açıkça belirtildiğini, davacının bu hastalıklara bağlı olarak maluliyetinin bulunması kaçınılmaz olduğunu,
YSK Raporunda sadece opasite pnömokonyoz meslek hastalığı olarak sayılmasına rağmen, ATK 3. İhtisas Kurulu Raporunda davacının alüminyum intoksikasyonu hastalığının da mesleki olduğu tespiti yapıldığını, YSK raporları ile ATK Raporu arasında çelişki bulunması halinde dosyanın ATK Üst Kuruluna gönderilmesi gerektiğinin belirtildiğini, dosyanın ATK Üst Kurulu'na gönderilmeksizin İlk Derece Mahkemesi tarafından karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık, meslek hastalığı nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı, davalı iş yerinde ocakçı olarak çalışırken tutulduğu meslek hastalığı nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere hastalığın teşhis ve tespit tarihi olan 07.09.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte şimdilik 100 TL tutarında maddi tazminatın davalıdan tahsili talebine yönelik olup dosyadaki kayıt ve belgelerden,davacının mesleki sağlık muayenesi sonucu ... Hastanesince düzenlenen 05.01.2016 tarihli raporda,şikayeti:nefes darlığı ,el ve ayaklarda deri dökülme belirtileri tanı: akciğerin tanısal görüntülenmesinde anormal bulgular, irritan dermatit. Karar: 6 ay sonra hastanede kontrolüne karar verildiği, ... Hastanesinde kontrol muayenesi sonucu düzenlenen 07.09.2016 tarihli raporda mesleki silikozis ps1/0 2 yıl sonra, hastanemizde kontrol dendiği, İstanbul Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünün 03.10.2017 tarihli ve 521 numaralı Kurum sağlık kurulu kararında; işbu sağlık raporu dayanak kılınarak meslek hastalığının anlaşıldığı tarih 07.09.2016 ve sürekli iş göremezliğe girdiği tarih: 07.09.2016 meslekte kazanma gücü kaybı oranının ise %0 olduğunun bildirildiği; Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun 14.02.2018 tarihli ve 2013/2676 sayılı Kararında; sigortalı hakkında SB ... Hastanesince düzenlenen 07.09.2016 tarih, 160003132 sayılı Sağlık Kurulu Raporuna göre Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği çerçevesinde maluliyet oranının %0 (sıfır) olduğuna, başka birinin sürekli bakımına muhtaç durumda olmadığına, kontrol muayenesi gerekmediğine karar verildiği, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı İstanbul Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünün 04.03.2019 tarihli ve 123 numaralı Kurum sağlık kurulu kararında; pnömokonyoz, diğer silisyum içeren tozlara bağlı (p/s 1/1) mesleki hastalık tespit edildiği, Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranının %0 tespit edildiği, maluliyet bulunmadığının, yardıma muhtaç olmadığının belirtildiği; Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun 15.12.2021 tarihli ve 2021/21560 sayılı Kararında; p/s 1/0 düzeyinde, aposite pnömokonyoz ve aliminyum intoksikasyonu hastalığının mesleki olduğu, maluliyet oranının %0 (sıfır) olduğuna, başka birinin sürekli bakımına muhtaç durumda olmadığına karar verildiği, davacının itirazı üzerine dosyanın ATK 3. İhtisas Kuruluna gönderildiği, ATK 3. İhtisas Kurulunca tanzim olunan 27.01.2023 tarihli raporda davacının (p/s: 1/1) opasite pnömokonyoz, aliminyum intoksikasyonu hastalığının mesleki olduğu maluliyetinin %0 olduğu, sürekli bakıma muhtaç olmadığı sonucuna göre Mahkemece karar verildiği anlaşılmaktadır.
2. Buna göre Mahkemece yapılacak iş, sürekli iş göremezlik oranın her türlü şüpheden uzak şekilde belirlenmesi açısından; davacıya SGK ve işvereni davalı olarak göstererek maluliyet oranının tespiti davası açmak üzere önel verilmesi önel içerisinde açılacak dava sonucu beklenerek sonucuna göre tespit edilecek sürekli iş göremezlik oranının dikkate alması, kesinleşen bu sürekli iş göremezlik oranına göre gelir bağlanması halinde, bağlanacak gelirin rücuya kabil kısmını da hesap edilecek tazminattan tenzil etmek suretiyle davalının sorumlu olduğu maddi tazminatı taraflar lehine oluşacak usuli kazanılmış hakları gözeterek belirlemesi ve oluşacak sonuca göre bir karar vermesinden ibarettir.
3.Kabule göre de iş göremezlik oranının %0 olması halinde dahi geçici iş göremezlik dönemi için bu dönemde sürekli iş göremezlik oranı %100 olarak kabul edilerek geçici iş göremezlik tazminatı hesabı yapılmamış olması, yine bu kapsamda tarafların kusur oran ve aidiyetlerinin belirlenmemiş olması isabetsiz bulunmuştur.
4. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve istinaf itirazının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararı ortadan kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen karar bozulmalıdır.
VI. KARAR:
Açıklanan sebeplerle,
1. İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
3. Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.




Yorumlar