top of page

Arama Sonuçları

Boş arama ile 102 sonuç bulundu

  • KİRA TESPİT DAVASI NEDİR? KİRA BEDELİ NASIL ARTIRILIR? ŞARTLARI VE TÜM DETAYLAR.

    Kira bedelinin güncel piyasa koşullarının çok altında kalması, özellikle son yıllarda ev sahiplerinin en büyük hukuki sorunlarından biri  haline gelmiştir. “Kiraya zam yapamıyorum”, “Kiracı düşük kira ödüyor”, “Kira rayicin çok altında kaldı” diyenler için çözüm nettir: Kira tespit davası . Kira tespit davası, mahkeme yoluyla adil ve güncel kira bedelinin belirlenmesini  sağlayan en etkili hukuki yoldur. Kira Tespit Davası Nedir? Kira tespit davası; mevcut kira sözleşmesi devam ederken, kira bedelinin emsal kiralar ve hakkaniyet esas alınarak  yeniden belirlenmesi amacıyla açılan davadır. Bu dava ile hâkim, taşınmazın bulunduğu bölgedeki kira rayicini esas alarak yeni kira bedelini tespit eder . Önemli nokta şudur: Bu dava kiracıyı tahliye etmeye değil , kiranın gerçek değerine yükseltilmesine yöneliktir. Kira Tespit Davası Ne Zaman Açılır? Kira tespit davası açabilmek için en kritik şart şudur: Kira ilişkisinin en az 5 yılını doldurmuş olması gerekir. Taraflar arasındaki kira ilişkisinde 5 yıl dolmadan kira tespit davası açılamaz. Bu süre dolduktan sonra; Sözleşmede artış şartı olsa bile, TÜFE sınırlaması geçerli olsa bile, mahkeme rayiç kira bedeline göre  karar verir. Kira Tespit Davası Nasıl Açılır? Kira tespit davası, taşınmazın bulunduğu yer Sulh Hukuk Mahkemesi’nde  açılır. Fakat davayı açmadan önce zorunlu arabuluculuk yoluna başvurma zorunluluğu vardır. Arabuluculuk aşamasında anlaşma sağlanamaması durumunda dava açmak için gerekli şart meydana gelmiş sayılır. Davada; Taşınmazın konumu, Metrekare bilgisi, Emsal kira sözleşmeleri, Bölgedeki piyasa koşulları dikkate alınır. Mahkeme genellikle bilirkişi incelemesi  yaptırarak kira bedelini belirler. ⚠️Dava yeni kira döneminden en az 30 gün önce  açılmalı ya da bu süre içinde kiracıya yazılı ihtar  gönderilmiş olmalıdır. Aksi halde dava bir sonraki dönem için sonuç doğurur. Kira Tespit Davasında Hakim Neye Bakar? Hakim; Emsal taşınmazların kira bedellerine, Taşınmazın niteliğine ve kullanım amacına, Bölgenin ekonomik koşullarına, Hakkaniyet ilkesine, bakarak kira bedelini belirler. Amaç, ne ev sahibini mağdur etmek ne de kiracıyı mağdur etmektir; adil dengeyi kurmaktır . Yargıtay kararlarında da açıkça belirtildiği üzere, 5 yılını dolduran kira sözleşmelerinde kira bedeli TÜFE ile sınırlı kalmaksızın  serbestçe tespit edilebilir. Kira Tespit Davası Kimler İçin Avantajlıdır? Bu dava özellikle; Kira bedeli piyasanın çok altında kalan ev sahipleri, Uzun süredir aynı kiracıyla devam eden sözleşmeler, Enflasyon nedeniyle ciddi gelir kaybı yaşayan malikler, için en güçlü hukuki silahtır . Sonuç: Kira Düşükse Katlanmak Zorunda Değilsiniz. Kira tespit davası, “Kiracım var ama kira bedeli çok düşük” diyen ev sahipleri için kanunun sunduğu en net ve en etkili çözümdür . Şartları oluşmuşsa, kira bedelinin yıllarca düşük kalmasına katlanmak zorunda değilsiniz. Doğru zamanda, doğru şekilde açılan bir dava ile kira bedeli gerçek değerine çıkarılabilir .

  • EŞİN AİLESİNE HAKARET VE KÜÇÜK DÜŞÜRÜCÜ DAVRANIŞ BOŞANMA SEBEBİDİR.

    Eşin Ailesine Hakaret Boşanma Sebebidir! Evlilik yalnızca iki kişi arasında kurulan bir ilişki değildir. Eşlerin birbirlerinin ailesine karşı sergiledikleri tutum ve davranışlar da evlilik birliğinin sağlıklı şekilde sürüp sürmeyeceğini doğrudan etkiler. Eşin ailesine yönelik hakaret, küçümseyici sözler ve kötü davranışlar, hukuken boşanma sebebi  sayılmaktadır. Yargıtay kararları bu konuda son derece açıktır. Eşin Ailesine Saygısızlık Neden Boşanma Gerekçesidir? Evlilik birliği, karşılıklı saygı ve hoşgörü üzerine kurulur. Bu saygı sadece eşe değil, eşin ailesine karşı da gösterilmek zorundadır. Kayınvalideye, kayınpedere veya eşin diğer aile bireylerine yönelik; Hakaret içeren sözler, Aşağılayıcı ve küçümseyici tavırlar, Sürekli olumsuz, kırıcı ve dışlayıcı davranışlar, evlilik birliğini zamanla çekilmez hale getirir . Bu tür davranışlar, Türk Medeni Kanunu kapsamında “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” olarak değerlendirilir. Yargıtay Ne Diyor? Yargıtay 2. Hukuk Dairesi tarafından verilen kararda, eşin ailesine karşı sergilenen hakaretamiz ve küçümseyici davranışların ağır kusur  oluşturduğu açıkça kabul edilmiştir. Karara göre; eşin ailesini aşağılayan, onur kırıcı söz ve davranışlarda bulunan kişinin bu tutumu, diğer eş açısından ortak hayatı sürdürmeyi beklenemez hale getirmektedir. Bu nedenle mahkemelerin, eşin ailesine yönelik kötü muameleyi basit bir aile içi anlaşmazlık olarak değil, boşanmaya götüren ciddi bir hukuki sebep  olarak değerlendirmesi gerektiği vurgulanmıştır. “Eşim Bana Değil Aileme Hakaret Ediyor” Diyorsanız… Sıkça sorulan sorulardan biri şudur: “Eşim bana değil, aileme hakaret ediyor. Bu yine de boşanma sebebi olur mu?” Cevap nettir: Evet. Yargıtay’a göre eşin ailesine yapılan hakaret, dolaylı olarak eşin kişilik haklarına yönelmiş kabul edilir. Çünkü aileye yönelen saldırı, evlilik birliğinin temelini oluşturan güven ve saygıyı ortadan kaldırır. Bu Tür Davranışlar Davada Delil Olur mu? Eşin ailesine yönelik hakaret ve aşağılayıcı tutumlar; Tanık beyanları, Mesajlaşmalar, Sosyal çevredeki davranışlar, Süreklilik gösteren olumsuz tavırlar, ile ispatlandığında boşanma davasında güçlü delil  olarak kabul edilir. Mahkemeler, bu davranışların tek seferlik mi yoksa sistematik mi olduğuna özellikle dikkat eder. Saygı Yoksa Evlilik de Yok Evlilik, hakaretin, küçümsemenin ve saygısızlığın tolere edilmesi gereken bir ilişki değildir. Eşin ailesine yönelik kötü davranışlar, Yargıtay içtihatlarına göre açıkça boşanma sebebidir . “Aileme yapılan bana yapılmış sayılır” yaklaşımı, yargı kararlarıyla netleşmiştir. Bu nedenle bu tür davranışlara maruz kalan eşlerin hukuki hakları güçlüdür. 📌 Aşağıda ilgili Yargıtay kararının tam metni yer almaktadır. YARGITAY 2. Hukuk Dairesi 2015/22375 E. , 2016/9443 K. MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma-Ziynet Alacağı "Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı-karşı davalı erkek tarafından her iki boşanma davası ile ziynetler yönünden temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 09.05.2016 günü temyiz eden davacı-karşı davalı ... vekili Av. ...ve karşı taraf davalı-karşı davacı ... ile vekili Av. ... geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Davacı-karşı davalı erkeğin, kendisi tarafından açılan ve mahkemece reddine karar verilen boşanma davasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere; davalı-karşı davacı kadının ; eşine ve eşinin ailesine hakaret ettiği, agresif tavırlar sergilediği, eşini küçümsediği toplanan delillerle kanıtlanmıştır. Hal böyle olunca davacı-karşı davalı erkek tarafından açılan boşanma davasının da kabulüyle boşanmaya hükmedilmesi gerekirken, reddi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir. 2-Davacı-karşı davalı erkeğin; davalı-karşı davacı kadının ziynet alacağı davasına yönelik temyizinin incelenmesine gelince; a-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davacı-karşı davalı erkeğin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. b-Davalı-karşı davacı kadının, karşı dava dilekçesinde talep ettiği ziynetler yönünden faiz talebi bulunmamaktadır. 22.10.2013 tarihli ıslah dilekçesi ile ziynetler yönünden faiz talep etmiştir. Hal böyle olunca ıslah tarihi yerine dava tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir."

  • CİNSEL TACİZ SUÇU NEDİR? - HUKUKİ TANIM VE UNSURLAR (TCK m.105)

    Cinsel Taciz Suçu Nedir? – Hukuki Tanım ve Unsurlar (TCK m.105) Cinsel taciz , 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 105. maddesinde "Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar" başlığı altında düzenlenen ve failin mağduru cinsel amaçla rahatsız etmesi  amacını taşıyan bir suçtur. Bu suçta; Failin davranışında cinsel amaç  bulunması, Mağdurun rızası ve iradesi dışında rahatsızlık yaratılması , Bu rahatsızlığın söz, davranış, arama, yazılı iletişim gibi yollarla ortaya konması gerekir. Kanun, suçun oluşabilmesi için fiilin sadece cinsel amaçla yapılmasını  aramaktadır; bu, failin amacı ve saikinin cinsel yönelimli olması  ile belirlenir. Bu kapsamda söz, hareket, mesaj ya da benzer iletişim araçlarıyla mağdurun cinsel anlamda huzursuz edilmesi yeterlidir. Bilinenin aksine cinsel taciz suçunun oluşması için dokunma veya temas zorunlu bir unsur değildir. Cinsel taciz suçu, mağdurun kişisel dokunulmazlığını  ve kişinin huzur ve sükûnunu , cinsel amaçlı davranışlarla bozulmasına sebebiyet verir. Kanunda düzenlendiği şekliyle suçun basit hali şikayete tabi olup, fail hakkında şikayet halinde 3 aydan 2 yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2013/14-429 E., 2015/34 K., 10.03.2015 T. Sayılı Kararı (Cinsel Taciz Suçunun Uygulanması ve Suç Vasfı) Yargıtay Ceza Genel Kurulu, aşağıda tam metni verilen bu kararda cinsel taciz suçunun kapsamı ve olayların değerlendirilmesini  dikkatle incelemiştir. Olayda sanık, mağduru birden fazla kez telefonla arayarak  rahatsız etmiş ve her aramada; “evde misin, canım seni çok özledim, eve geliyorum”  gibi sözler sarf etmiştir. Yerel mahkeme bu eylemleri kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçu  olarak nitelendirmiş, bu kapsamda sanığı cezalandırmıştır. Kararda Öne Çıkan Hukuki Tespitler Sanığın mağduru tanımaması, önceki husumet veya hakaret gibi gerekçelerin bulunmaması, mağdurun beyanlarının tutarlı ve uyumlu olması, sanığın defalarca arama eylemini gerçekleştirmesi, söylediği sözlerin cinsel amaç taşıdığı  hususunun dosya içeriğinden anlaşılması gibi somut kriterler bir arada değerlendirildiğinde, söz konusu davranışların tek bir bütün halinde zincirleme cinsel taciz suçunu oluşturduğu  sonucuna varılmıştır. Yargıtay, bu nedenle yerel mahkemenin suç vasfını yanlış belirlediği ni; sanık hakkında yapılması gerekenin cinsel taciz suçunun tespiti  olduğu yönünde hukuki hüküm kurmuştur. Bu kararla birlikte Yargıtay, özellikle telefonla sürekli arama , mağduru ısrarla rahatsız edici sözler sarf etme gibi eylemlerin; sadece huzuru bozma  değil, cinsel amaçlı taciz  kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Sonuç – Cinsel Taciz Suçunun Uygulanmasında Dikkat Edilecek Hususlar Bu Yargıtay kararı, cinsel taciz suçunun klasik temas şekillerinin ötesine geçerek: Tekrarlanan telefon aramaları , Cinsel içerikli sözler , İletişim yollarıyla mağdurun ısrarla rahatsız edilmesi , gibi davranışların da fiilen cinsel taciz suçunu oluşturabileceğini  hukuken netleştirmiştir. Bu tür eylemlerin ceza hukuku sistemi içinde değerlendirilmesi, sadece huzurun bozulması  değil, cinsel amaçla mağdurun taciz edilmesi  şeklinde yapılmalıdır. T.C. YARGITAY CEZA GENEL KURULU E. 2013/14-429 K. 2015/34 T. 10.3.2015 • SANIĞIN KATILANIN TELEFONUNU DEĞİŞİK ZAMANLARDA ISRARLA ARAYARAK CİNSEL AMAÇ TAŞIYAN SÖZLER SÖYLEMESİNİN CİNSEL TACİZ SUÇUNU OLUŞTURMASI ( Sanığın Katılanın Telefonunu Değişik Zamanlarda Israrla Arayarak Söylediği Evde Misin Canım Seni Çok Özledim Eve Geliyorum Şeklindeki Sözlerin Cinsel Amaç Taşıdığı ve Eyleminin Bir Bütün Halinde Zincirleme Şekilde Cinsel Taciz Suçunu Oluşturduğunun Kabulü Gerektiği ) • CİNSEL TACİZ SUÇU ( Sanığın Katılanın Telefonunu Değişik Zamanlarda Israrla Arayarak Söylediği Evde Misin Canım Seni Çok Özledim Eve Geliyorum Şeklindeki Sözlerin Cinsel Amaç Taşıdığı ve Eyleminin Bir Bütün Halinde Zincirleme Şekilde Cinsel Taciz Suçunu Oluşturduğunun Kabulü Gerektiği ) • KİŞİLERİN HUZUR VE SÜKUNUNU BOZMA SUÇU ( Oluşması İçin Belirli Bir Kimseye Israrla Telefon Edilmesi ya da Hukuka Aykırı Bir Başka Davranışta Bulunulması Gerektiği - Sanığın Katılanın Telefonunu Değişik Zamanlarda Israrla Arayarak Söylediği Evde Misin Canım Seni Çok Özledim Eve Geliyorum Şeklindeki Sözlerin Cinsel Amaç Taşıdığı ve Eylemin Bir Bütün Halinde Cinsel Taciz Suçunu Oluşturduğu ) • SUÇ VASFININ TAYİNİ ( Tüm Dosya Muhtevası Göz Önünde Bulundurulduğunda Katılanın Telefonunu Değişik Zamanlarda Israrla Arayarak Söylediği Evde Misin Canım Seni Çok Özledim Eve Geliyorum Şeklindeki Sözlerin Cinsel Amaç Taşıdığı ve Sanığın Eyleminin Bütün Halde Zincirleme Şekilde Cinsel Taciz Suçunu Oluşturduğu ) • TEVİLLİ İKRAR ( Sanığın Katılanın Evini Birkaç Kere Aradığı ve Çarşıda Buluşalım Geçerken Uğrarım Dediği Yönündeki Savunmasının Tevilli İkrar Olarak Değerlendirileceği - Eylemin Bir Bütün Halinde Zincirleme Şekilde Cinsel Taciz Suçunu Oluşturduğu ) • ZİNCİRLEME SUÇ ( Katılanın Telefonunu Değişik Zamanlarda Israrla Arayan Sanığın Söylediği Evde Misin Canım Seni Çok Özledim Eve Geliyorum Şeklindeki Sözlerin Cinsel Amaç Taşıdığı - Eyleminin Bir Bütün Halinde Zincirleme Şekilde Cinsel Taciz Suçunu Oluşturduğu ) 5237/m.105,123 ÖZET : Uyuşmazlık; sanığın eylemlerinin kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçunu mu, yoksa zincirleme şekilde cinsel taciz suçunu mu oluşturacağının belirlenmesine ilişkindir. Cinsel taciz suçunun maddi unsuru, bir kimseyi cinsel amaçlı olarak rahatsız etmektir. Suçun manevi unsuru ise kast olup, failin cinsel amaç gütmesi, başka bir ifadeyle cinsel arzu ve isteklerini tatmin maksadıyla hareket etmesi gerekmektedir. Eylemin cinsel amaçla işlenip işlenmediği ya da hangi fiilin cinsel taciz suçunu oluşturacağı somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından takdir edilecektir. Kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçunun maddi unsuru; belirli bir kimseye ısrarla telefon edilmesi veya gürültü yapılması ya da hukuka aykırı bir başka davranışta bulunulması, korunan hukuki yarar; cinsel taciz suçundan farklı olarak ısrarlı davranışlarla kişilerin rahatsız edilmeden sükûn içerisinde, huzurlu ve sağlıklı bir şekilde yaşama haklarıdır. Sanığı tanımayan, aralarında önceye dayalı herhangi bir husumet ya da kendi şeref ve namusunu ilgilendiren bir konuda iftira atması için sebep bulunmayan katılanın aşamalarda birbiriyle uyum gösteren samimi, ısrarlı ve herhangi bir tereddüde mahal bırakmayan beyanı, bu beyanları doğrulayan tanık anlatımı, sanığın katılanın evini birkaç kere aradığı ve "çarşıda buluşalım, geçerken uğrarım" dediği yönündeki, tevilli ikrar olarak değerlendirilen savunması ve tüm dosya muhtevası göz önünde bulundurulduğunda, katılanın telefonunu değişik zamanlarda ısrarla arayarak söylediği; "evde misin canım seni çok özledim, eve geliyorum" şeklindeki sözlerin cinsel amaç taşıdığı ve eyleminin bir bütün halinde zincirleme şekilde cinsel taciz suçunu oluşturduğunun kabulü gerekmektedir. DAVA : Cinsel taciz suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması neticesinde sanığın eyleminin kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçunu oluşturduğu kabul edilerek 5237 sayılı TCK'nun 123 /1, 53 /1 ve 58/6. maddeleri uyarınca altı ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve hapis cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin, Bolu 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 05.06.2009 gün ve 1084-478 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 07.11.2012 gün ve 12493-10982 sayı ile; "... Yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak; Müştekinin iddiasına uygun olarak sarfedildiği kabul edilen 'canım nasılsın, seni çok özledim, eve geliyorum' şeklindeki sözlerin cinsel taciz suçunu oluşturduğu ve eyleminin aynı suç işleme kararı ile birden fazla işlendiği gözetilerek, sanığın zincirleme şekilde cinsel taciz suçundan mahkûmiyeti yerine kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçundan hüküm kurulması...", İsabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bolu 1. Sulh Ceza Mahkemesi ise 05.03.2013 gün ve 13-169 sayı ile; "... Sanığın ısrarla telefon etme eyleminin sabit kabul edildiği, iddianame ve katılanın anlatımına göre iddia edilen sözleri söylediğini kabul etmediği, bu beyanları kullandığının katılanın soyut iddiası dışında sabit olmadığı, ancak ısrarla telefon ederek katılanı rahatsız ettiğinden kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçundan cezalandırılmasına karar verildiği, sanığın katılanı kendi hazırlık beyanında da belirttiği gibi birden fazla kez telefonla arayarak rahatsız ettiği...", Şeklindeki gerekçeyle direnerek sanığın önceki hükümde olduğu gibi kişilerin huzur ve sükûnunu bozmak suçundan cezalandırılmasına karar vermiştir. Bu hükmün de sanık tarafından temyizi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.05.2013 gün ve 173259 sayılı bozma istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır: KARAR : Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eylemlerinin kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçunu mu, yoksa zincirleme şekilde cinsel taciz suçunu mu oluşturacağının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Katılanın ev telefonundan sürekli aranıp bir kısım sözler söylenmek suretiyle rahatsız edildiği, eşinin evlerini arayan numarayı tespit ettiği, olay tarihinde ankesörlü telefon hizmeti veren bir yerden aranması üzerine, eşinin sanığı telefon ederken yakaladığı, sanığın benzer şekilde işlemiş bulunduğu cinsel taciz ile kişilerin huzur ve sükûnunu bozmak suçlarından, tekerrüre esas teşkil edebilecek nitelikte çok sayıda sabıkasının bulunduğu, tesbit edilmiş olup, Katılan; yaklaşık dört aydır ismini bilmediği bir şahsın telefonla kendisini günde iki üç kere arayıp cinsel tacizde bulunduğunu, olay günü eşinin evde olmadığı bir saatte arayarak; "evde misin canım, seni çok özledim eve geliyorum" şeklinde sözler söylediğini, durumu eşine bildirdiğini, bir saat sonra tekrar aradığını, numarayı tespit eden eşinin de sanığı telefon ederken yakaladığını, olay nedeniyle psikolojisinin bozulduğunu, eşi ile ayrılma aşamasına geldiğini beyan etmiş, Tanık F. K.; tanımadığı bir kişinin sürekli evini arayıp eşini rahatsız ettiğini, telefonunun arayan numaraları gösterdiğini, olay günü tekrar araması üzerine eşinden sanığı konuşturmasını istediğini, ankesörlü telefon hizmeti veren bir işyerinden aradığını belirleyip sanığı söz konusu yerde yakaladığını, sanığa neden eşini aradığını sorduğunda; "benim böyle bir hastalığım var, ararım" şeklinde karşılık verdiğini belirtmiş, Sanık kollukta; olay günü ankesörlü telefondan tesadüfen belirlediği birkaç numarayı aradığını, bunlar arasında daha önce dört beş kez aradığı bir numaranın bulunduğunu, ismini bilmediği bayanın telefonu açıp; "evde kimse yok, konuşabiliriz" dediğini, konuştukları sırada iki kişinin içeri girdiğini, telefon numarasını nereden bulduğunu sorduklarını, şahıslara numarayı tesadüfen aradığını söylediğini, ardından kendisini dövdüklerini anlatmış, Duruşmada ise; önceki ifadesini kabul etmediğini, katılanı tanımadığını, telefonunu tesadüfen aradığını, yarım saat konuştuklarını, şikâyetçinin kendisini tanıyormuş gibi konuşup evine davet ettiğini, şikâyetçiye; "orada olmaz çarşıda buluşalım, geçerken uğrarım" şeklinde sözler söylediğini, ancak "eve gelirim" demediğini, başka bir söz söylemediğini savunmuştur. Türk Ceza Kanununun "cinsel taciz" başlıklı 105. maddesi; "1 ) Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikâyeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adlî para cezasına hükmolunur. 2 ) Bu fiiller; hiyerarşi, hizmet veya eğitim ve öğretim ilişkisinden ya da aile içi ilişkiden kaynaklanan nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle ya da aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlendiği takdirde, yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu fiil nedeniyle mağdur; işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmış ise, verilecek ceza bir yıldan az olamaz" şeklinde düzenlenmiş iken, hükümden sonra 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunun 61 . maddesiyle; "1 ) Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikâyeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adlî para cezasına, fiilin çocuğa karşı işlenmesi hâlinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. 2 ) Suçun; a ) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin ya da aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle, b ) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından, c ) Aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle, d ) Posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle, e ) Teşhir suretiyle, İşlenmesi hâlinde yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu fiil nedeniyle mağdur; işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmış ise verilecek ceza bir yıldan az olamaz" şeklinde değiştirilmiştir. Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğünde taciz; "tedirgin etme, rahatsız etme veya sıkıntı verme" şeklinde tanımlanmıştır. Maddenin gerekçesinde de; "mağdurun cinsel yönden ahlâk temizliğine aykırı olarak rahatsız edilmesi" biçiminde ifade edilen cinsel tacizin ne tür bir davranışla işlenebileceği hususunda kanunlarda açıklık bulunmamakla birlikte, öğreti ve yargısal kararlarda bu suçun; mağduru hedef almış, vücut dokunulmazlığı ihlal edilmeksizin ancak cinselliğine yönelen söz söyleme, mesaj ya da mektup gönderme, el hareketi yapma, öpücük atma, cinsel ilişki teklif etme, cinsel organını gösterme gibi eylemlerle gerçekleştirilebileceği kabul edilmektedir. Cinsel taciz suçunun maddi unsuru, bir kimseyi cinsel amaçlı olarak rahatsız etmektir. Suçun manevi unsuru ise kast olup, failin cinsel amaç gütmesi, başka bir ifadeyle cinsel arzu ve isteklerini tatmin maksadıyla hareket etmesi gerekmektedir. Eylemin cinsel amaçla işlenip işlenmediği ya da hangi fiilin cinsel taciz suçunu oluşturacağı somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından takdir edilecektir. Nitekim yargısal kararlarda; pencereye tırmanarak "seni kaçıracağım, beni içeri al, içeri gireceğim" demek, mağdura karşı çiçek koklamak, telefonla kısa aralıklarla arayıp; "evinin önündeyim, dışarı çık, seni maddi ve manevi tatmin edeceğim," "seni seviyorum, evlenmek istiyorum," mağdurun yüzüne; "seni ve aileni tanıyorum, arabaya bin, gideceğin yere bırakayım, sana kötülük yapmam" şeklinde sözler söylemek, "konuşmak ister misin, numarayı çaldır, istemezsen kimsenin haberi olmaz" içerikli mesajlar göndermek cinsel taciz olarak kabul edilmiştir. Cinsel taciz oluşturacak davranışlar, mağdurun vücuduna temas bulunmamak şartıyla ani olabileceği gibi, devamlı nitelikte de gerçekleşebilir. Suçun oluşabilmesi için, failin cinsel amaç gütmesi ve eylemin belirli kişi ya da kişilere karşı gerçekleştirilmiş olması gerekir. Aksi takdirde cinsel taciz değil, hakaret, tehdit ya da kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçları gündeme gelebilecektir. Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi için, kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçu üzerinde de durulmalıdır. Türk Ceza Kanununun "hürriyete karşı suçlar" başlıklı yedinci bölümünde yer alan 123. maddesinde kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçu; "sırf huzur ve sükûnunu bozmak maksadıyla bir kimseye ısrarla; telefon edilmesi, gürültü yapılması ya da aynı maksatla hukuka aykırı başka bir davranışta bulunulması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine faile üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir" şeklinde hüküm altına alınmıştır. Madde gerekçesinde açıkça belirtildiği üzere, bu suçla kişilerin huzur ve sükûnunun bozulması hususunda gösterilen davranışlar cezalandırılmakta, bu şekilde psikolojik ve ruhsal sükûn içerisinde yaşama hakları korunmaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için özel bir maksatla hareket edilmesi, dolayısıyla ısrarla telefon etmek ya da gürültü yapmak veya aynı amaçla hukuka aykırı başka bir fiilde bulunmak suretiyle kişilerin rahatsız edilmesi ve bu hareketlerin de mağdurun huzur ve sükûnunu bozma amacıyla gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçunun maddi unsuru; belirli bir kimseye ısrarla telefon edilmesi veya gürültü yapılması ya da hukuka aykırı bir başka davranışta bulunulması, korunan hukuki yarar; cinsel taciz suçundan farklı olarak ısrarlı davranışlarla kişilerin rahatsız edilmeden sükûn içerisinde, huzurlu ve sağlıklı bir şekilde yaşama haklarıdır. Suç oluşturacak eylemler bakımından herhangi bir sınırlama getirilmediğinden, seçimlik hareketli bir suçtur. Suçun manevi unsuru ise özel kast olup, eylemin sırf başkalarının huzur ve sükûnunu bozmak amacıyla gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu suç, ancak doğrudan kastla işlenebilir. Olası kastla ya da taksirle işlenmesi mümkün değildir. Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanığı tanımayan, aralarında önceye dayalı herhangi bir husumet ya da kendi şeref ve namusunu ilgilendiren bir konuda iftira atması için sebep bulunmayan katılanın aşamalarda birbiriyle uyum gösteren samimi, ısrarlı ve herhangi bir tereddüde mahal bırakmayan beyanı, bu beyanları doğrulayan tanık anlatımı, sanığın katılanın evini birkaç kere aradığı ve "çarşıda buluşalım, geçerken uğrarım" dediği yönündeki, tevilli ikrar olarak değerlendirilen savunması ve tüm dosya muhtevası göz önünde bulundurulduğunda, katılanın telefonunu değişik zamanlarda ısrarla arayarak söylediği; "evde misin canım seni çok özledim, eve geliyorum" şeklindeki sözlerin cinsel amaç taşıdığı ve eyleminin bir bütün halinde zincirleme şekilde cinsel taciz suçunu oluşturduğunun kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, yerel mahkeme hükmünün, sanığın eylemlerinin zincirleme şekilde cinsel taciz suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; 1- ) Bolu 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 05.03.2013 gün ve 13-169 sayılı hükmünün, sanığın eylemlerinin zincirleme şekilde cinsel taciz suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- ) Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.03.2015 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

  • İŞE İADE DAVASI | ŞARTLAR, SÜRELER VE TAZMİNAT

    İş sözleşmesi feshedilen birçok çalışanın aklına gelen ilk soru şudur: “Haksız yere işten çıkarıldım, işe geri dönebilir miyim? Hak edişlerim ve tazminatım var mı?” Bu noktada hukukumuzda işçiye sunulan imkan işe iade davasıdır. İşe iade davası; işten çıkarılan işçinin, tekrar işine dönmesini sağlamak ve tazminatlarını alabilmek amacıyla açtığı davadır. Bu yazımızda; işe iade davasının şartlarını, süresini, nasıl açıldığını ve hangi tazminatların alınabileceğini sade bir dille anlatıyoruz. İŞE İADE DAVASI NEDİR? İşe iade davası; işveren tarafından bir sebep gösterilmeden veya geçerli bir sebep olmadan işten çıkarılan işçinin, Mahkeme kararıyla yeniden işe başlatılmasını talep ettiği davadır. İş Mahkemesi, feshin geçersiz olduğuna karar verirse işveren işçiyi işe başlatmak zorunda olup, şartlara göre aşağıda açıklanacak tazminatları ödeme yükümlülüğüne girer. İşe iade davası özünde feshin geçersizliğine ilişkin bir tespit davasıdır. İŞE İADE DAVASI ŞARTLARI NELERDİR? İşe iade davası açılabilmesi için şu şartların birlikte bulunması gerekir: İşyerinde en az 30 işçi çalışması İşçinin en az 6 aylık kıdemi olması İşçinin işverenin temsilcisi ya da vekili olmaması İşçinin belirsiz süreli iş sözleşmesiyle çalışması İşveren tarafından yapılan feshin geçerli bir sebebe dayanmaması HANGİ FESİHLERDE İŞE İADE DAVASI AÇILIR? İşe iade davası genellikle şu durumlarda açılır: Performans düşüklüğü bahanesiyle işten çıkarma Keyfi işten çıkarma Sendikal nedenle fesih Hamilelik nedeniyle işten çıkarma Hastalık nedeniyle fesih Savunma alınmadan yapılan fesih Usulsüz tutanaklarla işten çıkarma İŞE İADE DAVASI SÜRESİ (HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE) İşe iade davası için kanunumuzda düzenlenen süreler oldukça önemli ve kısadır. Söz konusu süreler, hak düşürücü nitelikte olup süresinde hukuki sürecin başlatılmaması geri dönülemez zarara sebebiyet vermektedir. İş Kanunu 20. madde düzenlemesine göre; iş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde işe iade talebiyle, İş Mahkemeleri Kanunu hükümleri uyarınca arabulucuya başvurmak zorundadır. Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması hâlinde, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren, iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılabilir. Arabulucuya başvurmaksızın doğrudan dava açılması sebebiyle davanın usulden reddi hâlinde ret kararı taraflara resen tebliğ edilir. ⚠️Fesih bildiriminin yapıldığı tarihten itibaren bir ay içerisinde arabuluculuğa başvurulmalı ve arabuluculukta anlaşma sağlanamazsa iki hafta içerisinde dava açılmalıdır. Süre kaçırılırsa işe iade hakkı tamamen kaybedilir. İŞE İADE DAVASI NASIL AÇILIR? İzlenecek yol şöyledir: 1️⃣Arabuluculuk bürosuna başvuru. 2️⃣Arabuluculuk süreci ve toplantılar. 3️⃣Anlaşma sağlanamazsa İş Mahkemesinde dava açılması. İş Mahkemesi tarafından işverenin feshinde sebep gösterilmediğine veya feshin geçersizliğine karar verilmesi durumunda dava kabul edilir ve işe iade kararı çıkar. İŞE İADE DAVASINI KAZANAN İŞÇİ NE ALIR?(TAZMİNATLAR) İşe iade davasının kazanılması ile birlikte işçi iki farklı tazminat kalemine hak kazanır. İş Kanunu 21. madde düzenlemesine göre; işverence geçerli sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı mahkemece veya özel hakem tarafından tespit edilerek feshin geçersizliğine karar verildiğinde, işveren, işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorundadır. İşçiyi başvurusu üzerine işveren bir ay içinde işe başlatmaz ise, işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlü olur... Kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için işçiye en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer hakları ödenir. BOŞTA GEÇEN SÜRE ÜCRETİ İşçi en fazla 4 aylık ücretini alır. İŞE BAŞLATMAMA TAZMİNATI İşveren işçiyi işe başlatmazsa mahkeme kararına göre 4 ila 8 aylık ücret tutarında tazminat öder. İŞÇİ İŞE BAŞLAMAK ZORUNDA MI? İşe iade kararının verilmesiyle birlikte işçi on iş günü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmak zorundadır. İşçi bu süre içinde başvuruda bulunmaz ise, işverence yapılmış olan fesih geçerli bir fesih sayılır ve işveren sadece bunun hukuki sonuçları ile sorumlu olur. ⚠️İşçi, işe başlamak için başvuru yapmaması durumunda boşta geçen sürelere ilişkin tazminat ve işe başlatmama tazminatına hak kazanamaz. ⚠️İşçi işe başlamak için başvuru yapar, işveren işe başlatmazsa boşta geçen sürelere ilişkin tazminat ve işe başlatmama tazminatı işçiye ödenir. ⚠️İşçi işe başlamak için başvuru yapar, işveren işe başlatırsa bu durumda yalnızca boşta geçen sürelere ilişkin tazminat ödenir. İşçinin çalışmadığı dönemde iş akdi sona ermemiştir, askıda kalmış sayılır. EN SIK SORULAN SORULAR ❓ İşe iade davası kaç ay sürer? Ortalama 6 – 12 ay arası sürmektedir. ❓ Arabulucuya gitmeden dava açılır mı? Hayır. Zorunlu arabuluculuk dava şartıdır. ❓ Deneme süresinde işe iade davası açılır mı? Genellikle hayır. Deneme süresinde fesihte işe iade olmaz. ❓ Haklı nedenle fesihte işe iade olur mu? İşveren tarafından Haklı fesih yapılmışsa işe iade olmaz. İŞE İADE DAVASINDA ZAMANAŞIMI VAR MI? İşe iade davasında zamanaşımı değil hak düşürücü süre vardır. Fesih bildiriminin yapıldığı tarihten itibaren bir ay içerisinde arabuluculuğa başvurulmalı ve arabuluculukta anlaşma sağlanamazsa iki hafta içerisinde dava açılmalıdır. Süre kaçırılırsa işe iade hakkı tamamen kaybedilir. SONUÇ İşe iade davası, işçinin keyfi işten çıkarılmasına karşı en güçlü hukuki yoldur. İşe iade davasının açılabilmesi için yukarıda sayılan şartların birlikte bulunması gerekmektedir. İşe iade davası için süreler çok kısa olduğu için hak kaybı riski yüksektir. Bu nedenle işten çıkarılan işçinin vakit kaybetmeden iş hukuku uzmanı bir avukattan hukuki destek alması büyük önem taşır.

  • MAL VARLIĞINA KARŞI SUÇLARDA ZARARI GİDERME VE ETKİN PİŞMANLIK

    Bu yazıda Türk Ceza Kanununda düzenlenen hırsızlık, dolandırıcılık, yağma gibi mal varlığına karşı suçlarda zararın giderilmesi durumunda etkin pişmanlık hükümlerinin nasıl uygulanacağı hakkında bilgi verilecek ve sanığın lehine Yargıtay kararları paylaşılacaktır. MAL VARLIĞINA KARŞI SUÇLAR NELERDİR? Türk Ceza Kanunu'nun onuncu bölümünde, 141 vd. maddelerinde mal varlığına karşı suçlar düzenlenmiştir. İlgili kanun maddelerinde suçlar, tanımları, cezaları, nitelikli halleri, indirim sebepleri bulunmaktadır. Mal varlığına karşı suçlar temel olarak şunlardır: Hırsızlık Yağma Mala zarar verme Hakkı olmayan yere tecavüz Güveni kötüye kullanma Bedelsiz senedi kullanma Dolandırıcılık Kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf Hileli iflas Taksirli iflas Karşılıksız yararlanma Şirket veya kooperatifler hakkında yanlış bilgi Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi MAL VARLIĞINA KARŞI SUÇLARDA ZARARI GİDERME VE ETKİN PİŞMANLIK Kanun hükümlerinin devamına 168. maddede "Etkin Pişmanlık" başlığıyla mal varlığına karşı suçlarda zararın giderilmesi durumunda etkin pişmanlık hükümlerinin nasıl uygulanacağı düzenlenmiştir. İlgili madde şu şekildedir: Etkin pişmanlık Madde 168 – (Değişik: 29/6/2005 – 5377/20 md.) (1) Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs (…) suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir. (2) Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir. (3) Yağma suçundan dolayı etkin pişmanlık gösteren kişiye verilecek cezanın, birinci fıkraya giren hallerde yarısına, ikinci fıkraya giren hallerde üçte birine kadarı indirilir. (4) Kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun rızası aranır. (5) (Ek: 2/7/2012 – 6352/84 md.) Karşılıksız yararlanma suçunda, fail, azmettiren veya yardım edenin pişmanlık göstererek mağdurun, kamunun veya özel hukuk tüzel kişisinin uğradığı zararı, soruşturma tamamlanmadan önce tamamen tazmin etmesi halinde kamu davası açılmaz; zararın hüküm verilinceye kadar tamamen tazmin edilmesi halinde ise, verilecek ceza üçte birine kadar indirilir. Ancak kişi, bu fıkra hükmünden iki defadan fazla yararlanamaz. Görüldüğü üzere, ilk iki fıkrada sayılan çeşitli suç tiplerinde etkin pişmanlık hükümlerinin önemi bir sonucu bulunmaktadır. Buna göre, fail tarafından mağdurun zararının soruşturma aşamasında henüz dava açılmadan giderilmesi durumunda verilecek cezanın 2/3'ü indirilecektir. Soruşturma aşaması bitip dava açıldıktan sonra zararın giderilmesi durumunda ise verilecek cezanın 1/2'si indirilecektir. Uygulamada failin mağdurun zararını gidermek ve etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediği çoğu durumda; mağdura ulaşılamamakta, mağdur iletişime geçmek istememekte, zararın nasıl giderileceği tespit edilememektedir. Bu nedenle fail, zararı gidermek istese dahi bunu gerçekleştirememekte ve etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanamamaktadır. İşte bu noktada Yargıtay'ın iki önemli kararı dayanak gösterilerek, Savcılık veya Mahkemeden talepte bulunma imkanı söz konusudur. Aşağıda yer verdiğimiz ilgili içtihatlara göre, zararın miktarının ve bu zararın hangi aşamada karşılanmak istendiğinin tespit edilerek, bir ödeme noktası tayin edilip, sanığa zararı giderme imkanı sunularak sonucuna göre sanık hakkında TCK'nin 168. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi ve sanığın hukuki durumunun buna göre tayin edilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla kamu davası açılmış olsa dahi, soruşturma aşamasında sanığa zararı giderme imkanı sunulmadıysa veya bu husus tutanaklara geçirilmediyse, kovuşturma yani dava aşamasında zarar giderilirse 1/2 değil 2/3 oranında indirim yapılması gerekecektir. T.C. YARGITAY . Ceza Genel Kurulu Esas No: 2012/6-1524 Karar No: 2013/152 Karar Tarihi: 30-04-2013 NİTELİKLİ YAĞMA SUÇU - MAĞDURUN ZARARININ VE BU ZARARIN HANGİ AŞAMADA KARŞILANMAK İSTENDİĞİNİN TESPİT EDİLMESİ - ETKİN PİŞMANLIK HÜKÜMLERİNİN UYGULANMA ŞARTLARININ BULUNUP BULUNMADIĞI ÖZET: Yerel mahkemece mağdurun zararının ve bu zararın hangi aşamada karşılanmak istendiğinin tespit edilerek, bir ödeme noktası tayin edilip, sanıklara zararı giderme imkanı sunularak sonucuna göre sanıklar hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi ve sanıkların hukuki durumunun buna göre tayin edilmesi gerekmektedir. Bu itibarla, Özel Daire bozma kararı isabetli olduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. (5237 S. K. m. 53, 62, 63, 149, 168) (5271 S. K. m. 308) (765 S. K. m. 523) (YCGK. 27.05.2008 T. 2008/11-127 E. 2008/147 K.) Dava: Nitelikli yağma suçundan sanıklar S. A. K. ve T. G.'in 5237 sayılı TCK'nun 149/1-a, c, h, 62, 53 ve 63 maddeleri gereğince 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve tutukluluk hallerinin devamına ilişkin, ... Ağır Ceza Mahkemesince verilen ... gün ve 283-72 sayılı hükmün sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince ... gün ve 18864-6862 sayı ile; <...Kişi suç işledikten sonra pişmanlık gösterebilir ve suçun işlenmesinden önceki hale döndüremez. Ancak gerçekleştirdiği haksızlığı mümkün oldukça ortadan kaldırabilir. Kanun koyucu bu hali öngörüp TCK'nın 168. maddesindeki yasa normuna yer vermiştir. Bu bağlamda; Suç tamamlandıktan sonra failin pişman olması durumunda suç sonunda elde edilen eşyanın iade edilerek veya tazmin suretiyle mağdurun zararının giderilmesi halinde şahsi bir hal olan etkin pişmanlıktan söz edilecektir. Anılan koşul yerine getirilirken duyulan pişmanlığın mutlaka sözle ifadesi zorunluluğu bulunmayıp söz veya davranışlar yoluyla ifade edilmesi olayın özelliğine göre olanaklı olabilecektir. Burada suçun fail tarafından ikrarı değil, suç sonunda elde olunanın serbest iradesi ile iadesidir. Fail veya ortağının iade veya tazmini doğrudan mağdura yapacakları gibi mağdura ulaşması muhtemel kişiler aracılığı ile de mağdur veya mağdura ulaşması muhtemel kişilere de yapılması olanaklı olduğu, iadenin kabul edilmemesinin düşünülemeyeceği yasa normu olup yakınanın değişik nedenlerle zararının karşılanmasını istememesi yeterli olmadığı, somut olayımızda, yakınan istinabe yoluyla alınan 05.04.2010 tarihli beyanında sanığın ailesinin yağmalanan parayı kendisine iade etmek istediğini öğrendiğini ancak artık bu olayla ilgilenmek, sanıkları veya yakınlarını görmek istemediğini, zararının giderilmesi talebinin de bulunmadığını belirtmesi karşısında, mahkemece yakınanın zararının ve bu zararın hangi aşamada karşılanmak istendiğinin de tespit edilerek, bir ödeme noktası tayin edilip sonucuna göre sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK'nın 168/3. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerekirken, yazılı gerekçelerle anılan yasanın 168. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi> isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise ... gün ve 264157 sayı ile; <...Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.05.2008 gün ve 127-147 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere; 5237 sayılı TCY'nın 168. maddesinde yer alan hükmünün uygulanabilmesi için, maddede sınırlı bir şekilde sayılan suçların işlenmesi halinde, failin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi gerekmektedir. İade ve tazminin cebri icra yoluyla gerçekleştirilmesi, zararın failin rızası hilafına veya ondan habersiz olarak üçüncü kişilerce giderilmesi, failin yakalanmamak için kaçarken atması sonucu eşyanın ele geçirilmesi, kaçarken yakalanan failin üzerinde ele geçmesi gibi hallerde failin gerçek anlamda pişmanlığından söz edilemeyeceğinden 5237 sayılı TCY'nın 168. maddesinin uygulanma koşulları oluşmayacaktır. Buna karşın, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için mağdurun uğradığı zararın aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi koşulu yerine getirilirken duyulan pişmanlığın mutlaka sözle ifade edilmesi zorunluluğu bulunmayıp, söz ve/veya davranışlar yoluyla da ifade edilmesi olayın özelliğine göre olanaklı olabilecektir. Şikayetçi talimatla alınan 04.05.2010 tarihli beyanında demiştir. Tanık A. D. talimatla alınan 05.04.2010 tarihli beyanında şikayetçinin aile dostu olduğunu sanık T.'in annesi olduğunu söyleyen bir bayanın kendisini aradığını, 700 TL ödemeyi teklif ettiğini, kendisinin para istemediğini bir daha aramamasını söylediğini, bunu müşteki K.'a söylemediğini, babasına söylediğini babasının bir yorumda bulunmadığını söylemiştir.07.05.2010 tarihli oturumda şikayetçinin beyanının okunduğu, karar tarihine kadar sanıkların belirlenen zararın ödenmesi için bir girişimde bulunmadığı görülmüştür. Mahkeme kararının gerekçesinde müştekinin alınan beyanında soruşturma aşamasında zararının karşılanmadığını, kovuşturma aşamasında zararın giderilmediğini, para talep etmediğini sanık ve yakınları ile görüşmek istemediğini 168. maddenin uygulanmasına rıza gösterdiğini söylemiş ise de gerçekleşen eylemin etkisi ile sanıklar ve yakınları ile yüz yüze gelmemek, olayı unutmak, hatırlamamak yönünde iradi beyanı olduğu, sanıklar veya yakınları tarafından tevdi mahalli tayin edilmesi yönünde herhangi bir talepte bulunmadığı, kısmi bir iadede bulunmadığı bu nedenle sanıklar hakkında 168. maddenin uygulanmadığı belirtilmiştir. Sanıkların şikayetçiyi gece vakti ...'da araca bindirerek ...'ye götürdükleri silah zoruyla para ve kredi kartını aldıkları, yaşadığı bu olay nedeniyle şikayetçinin sanıklar ve yakınları ile karşılaşmak istemediğini söylediği, sanık ve yakınlarının kendisine ödeme girişimi ve teklifinde bulunmadığını belirttiği, telefonla görüştükleri A. D.'ın şikayetçinin talepten vazgeçme hakkı olan bir yakını olmadığı, 168. maddenin uygulanmasına rıza gösterme ancak kısmi ödeme olması halinde olanaklı olduğu, hiç ödeme yapılmadan rıza göstermesi ile uygulanması halinde bu maddenin uygulanma koşulu olan unsurunun yerine getirilmemiş olacağı açıktır.Şikayetçi zarar miktarını bildirdikten sonra sanıklardan bu zararın giderilmesi için bir çaba göstermedikleri, mahkemeden tevdi mahalli tayin edilmesini istemedikleri zarar giderme yönünde iradi bir eylemlerinin olmadığı, mahkemenin gerekçeli kararda uygulanmama gerekçesinin yerinde ve yeterli olduğu> görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, hükmün onanması talebinde bulunmuştur. 5271 sayılı CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince ... gün ve 16941-18155 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. Karar: Suçun sübutuna ilişkin bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya içeriği itibarıyla da herhangi bir isabetsizlik bulunmayan somut olayda, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yağma suçundan sanıklar hakkında TCK'nun 168. maddesinin uygulanma şartlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya içeriğinden; Sanıklar T. ve S.'in astım hastası taklidi yapıp eczane arama bahanesi ile bindikleri mağdur K.'a ait ... marka araçta tabanca görünümlü çakmak ve iki adet bıçağı çıkararak mağdurdan cebir ve tehdit ile 700 Lira aldıkları, ayrıca bankamatik ya da kredi kartından da para çekmesini istedikleri, birlikte gittikleri bankamatikten para çekemeyeceklerini anlayınca yakınlarını araması için baskı yaptıkları, mağdurun A. A.'ı telefonla arayarak para istediği, A.'ın vereceğini söylediği parayı almaya giderken Tem Otoyolu gişelerinde kolluk tarafından uygulama yapıldığı sırada, araç kontrol amaçlı durdurulduğunda mağdur K.'ın hızla görevlilerin yanına geldiği ve silahlı olan sanıklar tarafından kaçırılarak gasp edildiğini söylemesi üzerine araçta bulunan sanıkların yakalandıkları, şoför koltuğunun altında metal kısmı 13,5 cm uzunluğunda bıçak ile Baretta marka 9 mm tabanca görünümünde plastik çakmak, şoför tarafındaki kapı kenarında ise bir adet 20 cm metal kısımlı bıçak ve bir adet yazılı astım ilacı ve spreyin ele geçtiği, Bilirkişinin, çakmağın normal silah görünümünde olduğu, başkasının elinde görülmesi halinde gerçek silah görünümü ve etkisi yaratmasının mümkün olduğu görüşünü bildirdiği, Sanık T.'in üzerinden 680 Lira ve bir miktar metal para, Seçkin'in üzerinden ise 5 Liraile bir miktar metal para ele geçtiği, üst arama tutanağına göre belirtilen paraların sanıklara iade edildiği, Mağdurun 05.04.2010 tarihli ifadesinde; olay nedeniyle oluşan 730 Lira zararının karşılanmadığını, soruşturma aşamasında sanıkların zararı giderme teklifinde bulunmadıklarını, sonradan aile dostu A. D.'a zararı giderme teklifinde bulunduklarını öğrendiğini, bu olayla artık ilgilenmek istemediğini, 730 Lira olan zararının giderilmesini de, sanıkları ya da yakınlarını da görmek istemediğini, sanıklar hakkında TCK'nun 168. maddesinin uygulanması suretiyle cezalarından indirim yapılmasına muvafakatının bulunduğunu beyan ettiği, Tanık A. D.'ın; mağdur K.'ın aile dostu olduğunu, bir iki hafta kadar önce T.'in annesi olduğunu söyleyen bir bayanın telefonla arayarak 700 Lirayı vermeyi teklif etmesi üzerine, dediğini, sanığın ailesince yapılan bu teklifi mağdur K.'a söylemediğini, babası M.'ya ilettiğinde ise onun hiçbir yorum yapmadığını belirttiği, Sanık T.'in annesi olan tanık Ö. G.'in; cezaevinde ziyaret ettiği oğlu T.'in pişman olduğunu belirterek mağdur taraftan onlar adına özür dilemesini ve zararı karşılamasını istediğini, bunun üzerine mağdurun dayısı olarak bildiği A. D.'ı telefonla arayarak özür dilediğini ve yüzyüze görüşmek istediğini söylediğini, amacının zararı gidermek olduğunu, ancak yüzyüze görüşmek istemediklerini söylediklerini, daha sonra yaklaşık ayda bir olmak üzere kendilerini arayıp özür dilemeye devam ettiğini, yüzyüze görüşmek istememeleri nedeniyle zararı karşılayamadıklarını bir ay kadar önce A. D.'ı yeniden aradığını ve zararlarını karşılamak isteklerini yinelediğini, cevabının verildiğini, aşamalarda mağdurun ailesine de ulaşamadıklarını ifade ettiği,Anlaşılmaktadır. 5237 sayılı TCK'nun 08.07.2005 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanunun 20. maddesiyle değişik 168. maddesi; <(1) Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflas, taksirli iflas ve karşılıksız yararlanma suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir. (2) Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir. (3) Yağma suçundan dolayı etkin pişmanlık gösteren kişiye verilecek cezanın, birinci fıkraya giren hallerde yarısına, ikinci fıkraya giren hallerde üçte birine kadarı indirilir. (4) Kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun rızası aranır> hükmünü içermektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.05.2008 gün ve 127-147 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında da açıkça vurgulandığı üzere; 5237 sayılı TCK'nun 168. maddesinde yer alan hükmünün uygulanabilmesi için, maddede sınırlı bir şekilde sayılan suçların işlenmesi halinde, failin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi gerekmektedir. Anılan madde bu düzenleniş şekliyle, 765 sayılı TCK'nun 523. maddesinden oldukça farklıdır. 29.06.1955 gün ve 10-16 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 11.11.1997 gün ve 248-288 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında da açıklandığı üzere, 765 sayılı TCK'nun 523. maddesi dayalı bir düzenleme iken, 5237 sayılı TCK'nun 168. maddesi tazminden çok esasına dayanmaktadır. Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlüğünde pişmanlık; olarak açıklanmaktadır. Öğretide hakim olan görüşe göre de; 5237 sayılı TCK'nun 168. maddesinin, 765 sayılı TCK'nun 523. maddesinden farklı olarak tazminden çok pişmanlık esasına dayandığı kabul edilmektedir. (Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Prof. Dr. Durmuş Tezcan, Doç. Dr. Mustafa Ruhan Erdem, Yrd. Doç. Dr. R. Murat Önok, 4. baskı, s.520-523; 5237 sayılı Yasa Kapsamında Ceza Hukuku Özel Hükümleri 1, Sedat Bakıcı, Ankara-2008, s.934 vd.; Hırsızlık Suçları, Erdal Noyan, Ankara-2007, s.396 vd.; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Yorumu, Ali Parlar, Muzaffer Hatipoğlu, Ankara-Şubat 2007, c.2, s.1318 vd.) Kanun koyucunun da, 5237 sayılı TCK'nun 168. maddesinde, değil, önem verdiği madde ile ilgili Meclis Komisyonunda yapılan görüşmelerde kullanılan ifadelerden açıkça anlaşılmaktadır (TC Adalet Bakanlığı Yayın İşleri Dairesi Başkanlığı, Tutanaklarla Türk Ceza Kanunu, Ankara-Şubat/2005, s.616). Bu açıklamaların sonucu olarak; iade ve tazminin cebri icra yoluyla gerçekleştirilmesi, zararın failin rızası hilafına veya ondan habersiz olarak üçüncü kişilerce giderilmesi, failin yakalanmamak için kaçarken atması sonucu eşyanın ele geçirilmesi, kaçarken yakalanan failin üzerinde ele geçmesi gibi hallerde failin gerçek anlamda pişmanlığından söz edilemeyeceğinden 5237 sayılı TCK'nun 168. maddesinin uygulanma şartları oluşmayacaktır. Buna karşın, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için mağdurun uğradığı zararın aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi şartı yerine getirilirken duyulan pişmanlığın mutlaka sözle ifade edilmesi zorunluluğu bulunmayıp, söz ve/veya davranışlar yoluyla da ifade edilmesi olayın özelliğine göre mümkün olabilecektir. Öte yandan kanun koyucu TCK'nun 168/4 maddesi uyarınca kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun rızasını aramıştır. Dolayısıyla sanık tarafından zararın tamamının aynen geri verme veya tazmin suretiyle giderilmesi veya giderilmek istenmesi halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için mağdurun rızası aranmamaktadır. Diğer bir ifadeyle mağdurun iade veya tazmini kabul etmemesi sanık aleyhine yorumlanmamalı, mahkemece bir ödeme noktası belirlenmek suretiyle zararı gidermek isteyen sanığa zararı giderme imkanı sunulmalıdır. Somut olay bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde; Sanıklar T. ve S.'in nitelikli yağma suçundan cezalandırılmalarına karar verilen olayda, mağdurdan alınan paranın iade edilmediği ve zararın karşılanmadığı sabit ise de, tutuklu sanık T.'in ailesi tarafından mağdur yakını olan A. isimli kişinin birden fazla kere aranarak zararın giderilmek istenmesi, görüşme talepleri kabul edilmediği için zararın giderilememesi, sanık müdafii tarafından da zararın giderilmek istenmesine karşın mağdur tarafından kabul edilmediğinin açıklanması, mağdur K.'ın da sanıklarla yeniden muhatap olmayı ve zararın giderilmesini istemediğini belirtmekle birlikte, sanıklar hakkında TCK'nun 168. maddesinin uygulanmasına rıza gösterdiğini bildirmesi karşısında; yerel mahkemece mağdurun zararının ve bu zararın hangi aşamada karşılanmak istendiğinin tespit edilerek, bir ödeme noktası tayin edilip, sanıklara zararı giderme imkanı sunularak sonucuna göre sanıklar hakkında TCK'nun 168. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi ve sanıkların hukuki durumunun buna göre tayin edilmesi gerekmektedir. Bu itibarla, Özel Daire bozma kararı isabetli olduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Başkanı ve onüç Genel kurul Üyesi; düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. -Sonuç: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.04.2013 günü yapılan ilk müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından 30.04.2013 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi. T.C. YARGITAY Ceza Genel Kurulu Esas No: 2013/735 Karar No: 2016/55 Karar Tarihi: 09-02-2016 Dolandırıcılık suçundan sanığın TCK'nun 157/1, 62, 53/1, 50 ve 52/2-4 maddeleri gereğince 2 yıl 6 ay hapis ve 2000 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, ... Asliye Ceza Mahkemesince verilen ... gün ve ... sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay ... Ceza Dairesince ... gün ve ... sayı ile onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise ... gün ve ... sayı ile; "...Katılanların zararını gidereceğini beyan eden sanığa, katılan taraf bu teklifi kabul etmese bile tevdi mahalli (ödeme yeri) tayin edilerek, kalan zararı ödemesi için makul bir süre tanınması, neticesine göre sanığın etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanıp yararlanmayacağının değerlendirilmesi gerekirken, mahkemece bu bu yola tevessül edilmeden karar verilerek sanığın etkin pişmanlık hükümlerinden istifade edebilme imkanının ortadan kaldırılması usul ve yasaya aykırı bulunduğu,..." düşüncesiyle itiraz kanun yoluna müracaat ederek, Özel Dairenin onama ilamının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur. CMK'nun 308/1. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, ... gün ve ...-... sayı ile, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daireyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; dolandırıcılık suçundan mağdurların uğradıkları zararı kısmen gideren ve geri kalanını da karşılamak isteyen sanık hakkında TCK'nun 168. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi açısından mahkemece bir ödeme noktası belirlenerek zararı gidermek üzere imkan tanınması amacıyla Özel Dairece hükmün bozulması gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İncelenen dosya kapsamından; Market işleten katılan ...’ye kendisini mahalleye yeni taşınan üniversite hocası ... olarak tanıtan sanığın 65 Liralık veresiye gıda alışverişi yaptığı, 2 gün sonra alışveriş yapmak üzere tekrar markete gittiğinde sanık hakkında araştırma yapan ...’nin “sen burada oturmuyormuşsun” diyerek kimlik istediği, sanığın borcunun 55 Liralık kısmını verdiği, ...'nin çığlık atarak "polis çağırın" demesi üzerine kaçmaya çalıştığı, ancak yakalandığı, Katılan ..., sanığın yakalanmadan önce 65 Lira civarındaki borcundan dolayı 50 lirayı oğlu ...’a verdiğini, halen kendisinden 15-16 Lira civarında alacağının bulunduğunu, bu miktarı ödemediğini, kısmi iadeye rıza göstermediğini, sanıktan şikayetçi olduğunu beyan ettiği, Sanık, alışveriş sonrası deftere borcu 65 Lira yazdırıp herhangi bir para ödemediğini, ikinci defa ekmek almaya gittiğinde katılanın kimlik istendiğini, hayali olarak verdiği isim ortaya çıkacak diye düşünüp cebinde bulunan 55 Lirayı verdiğini, katılanlara olan borcunu ödemek istediğini, yanlarına gidemediği için ödeyemediğini, yaptığından pişman olduğunu, kabul ederlerse borcunu ödemek istediğini savunduğu, Anlaşılmaktadır. Türk Ceza Kanununun, uyuşmazlık konusuyla ilgili olan "etkin pişmanlık" başlıklı 168. maddesi; "1) Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık ve karşılıksız yararlanma suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde; cezası üçte birden üçte ikiye kadar indirilir. Yağma suçunda ise, cezada altıda birden üçte bire kadar indirim yapılır. 2) Kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, mağdurun rızası aranır" şeklinde düzenlenmiş iken, 08.07.2005 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanunun 20. maddesiyle; "1) Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs ve karşılıksız yararlanma suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir. 2) Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir. 3) Yağma suçundan dolayı etkin pişmanlık gösteren kişiye verilecek cezanın, birinci fıkraya giren hallerde yarısına, ikinci fıkraya giren hallerde üçte birine kadarı indirilir. 4) Kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun rızası aranır" biçiminde yeniden hüküm altına alınmıştır. Ceza Genel Kurulunun ... gün ve ...-... sayılı kararında açıklandığı gibi; TCK'nun 168. maddesinde yer alan "etkin pişmanlık" hükümlerinin uygulanabilmesi için, maddede sınırlı şekilde sayılan suçların işlenmesi halinde, failin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen iade veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi gerekmektedir. Anılan madde, bu düzenleniş şekliyle 765 sayılı TCK'nun 523. maddesinden oldukça farklıdır. ... gün ve 10-16 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile Ceza Genel Kurulunun 11.11.1997 gün ve 248- 288 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, 765 sayılı TCK'nun 523. maddesi "iade ve tazmin" esasına dayalıdır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 168. maddesi ise, tazminden çok "pişmanlık" esasını ön plana çıkarmaktadır. Öğretide de; 5237 sayılı TCK'nun 168. maddesinin, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 523. maddesinden farklı olarak "tazminden çok pişmanlık" esasına dayandığı kabul edilmiştir. (Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-Murat Önok, Teorik Ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 11. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2014, s. 696-702; Veli Özer Özbek-M. Nihat Kambur - Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler 8. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2015, s. 615-618; Sedat Bakıcı, Ceza Hukuku Özel Hükümleri, Adalet Yayınevi, Ankara 2008, s. 934; Erdal Noyan, Hırsızlık Suçları, Adalet Yayınevi, Ankara 2007 s. 396; Ali Parlar-Muzaffer Hatipoğlu, Türk Ceza Kanunu Yorumu, Ankara 2007, c. 2, s. 1318; Hüseyin Eker, Hırsızlık Suçları, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, s.756) TCK'nun 168. maddesinin düzenlenmesi sırasında maddeye; "failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi" ifadesi eklenmek suretiyle, muhtemel tereddütlerin önüne geçilmek istenmiştir. Zira madde metninde geçen "bizzat pişmanlık göstererek" ibaresi, düzenlemenin "tek başına iade ve tazmine" değil, "pişmanlık sonucu olan iade ve tazmine" önem atfettiğinin açık göstergesidir. Nitekim Türkiye Büyük Millet Meclisi Komisyonunda maddeyle ilgili görüşmeler sırasında da konu gündeme gelmiş ve oturum başkanının; "önemli olan zararın giderilmesi değil mi" şeklindeki sorusuna, kanunun hazırlanmasında görevli olan İzzet Özgenç; "bu maddenin koruduğu espri, mağdurun mağduriyetini sadece gidermek değil, kişinin pişmanlık duymasını sağlamak" şeklinde cevap vermiştir. (Adalet Bakanlığı Yayın İşleri Dairesi Başkanlığı, Tutanaklarla Türk Ceza Kanunu, Ankara 2005, s. 616) Bu kanuni düzenlemeler ve açıklamaların sonucu olarak; iade ve tazminin cebri icra yoluyla gerçekleştirilmesi, zararın failin rızası hilafına ya da ondan habersiz olarak üçüncü kişiler tarafından giderilmesi, eşyanın failin yakalanmamak için kaçarken atması sonucu veya kaçarken yakalanan failin üzerinde ele geçirilmiş olması gibi hallerde failin gerçek anlamdaki pişmanlığından söz edilemeyeceğinden, maddenin uygulanma şartları oluşmayacaktır. Buna karşın, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için mağdurun uğradığı zararın aynen geri verme ya da tazmin suretiyle tamamen giderilmesi şartı yerine getirilirken, pişmanlığın mutlaka sözle ifade edilmesi zorunluluğu bulunmayıp, olayın özelliklerine göre davranış yolu ile de gösterilmesi mümkün olabilecektir. Öte yandan kanun koyucu TCK'nun 168/4 maddesi uyarınca kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun rızasını aramıştır. Dolayısıyla sanık tarafından zararın tamamının aynen geri verme veya tazmin suretiyle giderilmesi veya giderilmek istenmesi halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için mağdurun rızası aranmamaktadır. Diğer bir ifadeyle mağurun iade veya tazmini kabul etmemesi sanık aleyhine yorumlanmamalı, mahkemece bir ödeme noktası belirlenmek suretiyle zararı gidermek isteyen sanığa zararı giderme imkanı sunulmalıdır. Somut olay bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde; Market işleten katılan ...’ye kendisini mahalleye yeni taşınan üniversite hocası ... olarak tanıtan sanığın 65 Liralık veresiye gıda alışverişi yaptığı, iki gün sonra alışveriş yapmak üzere tekrar markete gittiğinde sanık hakkında araştırma yapan katılan ...’nin “sen burada oturmuyormuşsun” diyerek kimlik istediği, sanığın borcunun 55 Liralık kısmını verdiği, ...'nin çığlık atarak "polis çağırın" demesi üzerine kaçmaya çalıştığı, ancak yakalandığı, aşamalarda pişman olduğunu ve geri kalan zararı gidermek istediğini beyan ettiği olayda; yerel mahkemece zararın miktarının ve bu zararın hangi aşamada karşılanmak istendiğinin tespit edilerek, bir ödeme noktası tayin edilip, sanığa zararı giderme imkanı sunularak sonucuna göre sanık hakkında TCK'nun 168. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi ve sanığın hukuki durumunun buna göre tayin edilmesi gerekmektedir. . Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, usul ve kanuna aykırı olan mahalli mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Genel Kurul Üyesi; itirazın reddi gerektiği düşüncesiyle karşıoy kullanmıştır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay ... Ceza Dairesinin ... tarih ve ... sayılı onama kararının KALDIRILMASINA, 3- Usul ve kanuna aykırı olan ... Asliye Ceza Mahkemesinin ... gün ve ... sayılı mahkûmiyet hükmünün BOZULMASINA, 4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.02.2016 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

  • ARABULUCULUK NEDİR? NASIL YAPILIR?

    Arabuluculuk Süreci, Şartları ve Hukuki Sonuçları Günümüzde dava açmadan önce çözüm yolu aramak giderek önem kazanmıştır. Bu noktada en sık başvurulan ve en çok merak edilen kavram arabuluculuktur. Peki arabuluculuk nedir? Arabuluculuk zorunlu mu? Arabuluculukta anlaşma sağlanırsa ne olur? Bu yazımızda arabuluculuk sistemini sade bir dille ve tüm yönleriyle anlatıyoruz. ARABULUCULUK NEDİR? Arabuluculuk; taraflar arasındaki uyuşmazlığın, tarafsız ve bağımsız bir arabulucu yardımıyla, dava açmadan ve mahkemeye gitmeden çözülmesini sağlayan hukuki bir yöntemdir. Arabulucu hakim gibi karar vermez, tarafları dinler, çözüm üretmelerine yardımcı olur. Amaç; tarafların iradesi doğrultusunda uzlaşma yoluyla hızlı ve masrafsız çözüm sağlamaktır. ARABULUCULUK HANGİ DAVALARDA UYGULANIR? Arabuluculuk en çok şu alanlarda uygulanır: İşçi – işveren uyuşmazlıkları Kıdem ve ihbar tazminatı alacakları Ticari alacaklar Kira uyuşmazlıkları Komşuluk uyuşmazlıkları Tüketici uyuşmazlıkları Tazminat talepleri ZORUNLU ARABULUCULUK NEDİR? Kanunun belirlediği bazı uyuşmazlıklarda, dava açmadan önce arabulucuya başvurmak zorunludur. Zorunlu arabuluculuk yolu kullanılmadan doğrudan dava açılırsa dava usulden reddedilir. Özellikle şu davalarda arabuluculuk zorunludur: İşçilik alacakları davaları Ticari alacak davaları Kira tespit ve tahliye davaları Ortaklığın giderilmesi davaları Bazı tüketici davaları ARABULUCULUK NASIL YAPILIR? Arabuluculuk süreci şu şekilde işler: Öncelikle arabuluculuk bürosuna başvuru yapılır. Büro tarafından dosyaya atanan tarafsız arabulucu, taraflara davet gönderir ve toplantı günü belirlenir. Görüşmeler yapılır; anlaşma sağlanırsa anlaşma tutanağı ve tarafların üzerinde anlaştıkları hususlar hukuka uygun şekilde detaylı olarak düzenlenir, anlaşma sağlanamazsa anlaşamama tutanağı düzenlenir ve bu tutanak ile dava açılabilir. Arabuluculuk süreci genellikle 3 hafta + 1 hafta uzatma ile sınırlıdır. Ticari uyuşmazlıklarda ise bu süre 4 hafta + 2 haftadır. ARABULUCULUKTA ANLAŞMA SAĞLANIRSA NE OLUR? Eğer taraflar anlaşırsa, anlaşma tutanağı düzenlenir. Bu tutanak ilam niteliğinde olup mahkeme kararı gibi bağlayıcıdır ve İcra edilebilir niteliktedir. Anlaşılan konuda dava açılamaz. Bu nedenle arabuluculukta yapılan anlaşmalar hukuken son derece önemlidir. Hak kaybı yaşanma ihtimaline karşın tutanaklar çok dikkatle düzenlenmeli ve imza altına alınmalıdır. ARABULUCULUKTA ANLAŞMA OLMAZSA NE OLUR? Anlaşma sağlanamazsa arabulucu “anlaşamama tutanağı” düzenler. Taraflar bu tutanakla birlikte dava açma hakkını kullanabilir. Süre kaybı yaşanmaz ve hak kaybı olmaz. Zira arabuluculukta geçen zamanda hak düşürücü ve zamanaşımı süreleri işlemez. ARABULUCULUK ÜCRETLİ MİDİR? Arabuluculuk ücreti, tarafların ortak iradesi doğrultusunda aralarında paylaştırılabilir. Bazı hallerde özellikle anlaşamama durumunda devlet tarafından karşılanır. ARABULUCULUKTA AVUKAT ZORUNLU MU? Arabuluculuk sürecine avukat ile başvurmak veya toplantılara avukatla katılmak zorunlu değildir. Ancak arabuluculukta hak kaybı yaşanmaması, eksik veya hatalı anlaşma yapılmaması, süreç sonunda sorun yaşanmaması için bir avukatla sürece katılmak çok önemlidir. ARABULUCULUĞUN AVANTAJLARI Arabuluculuğun başlıca avantajları: ✔️ Hızlıdır✔️ Masrafsızdır✔️ Gizlidir✔️ Taraflar kontrolü elinde tutar✔️ Dava stresini ortadan kaldırır✔️ İlişkileri koparmaz EN SIK SORULAN SORULAR ❓ Arabuluculuk dava mıdır? Hayır. Dava değildir, alternatif çözüm yoludur. ❓ Arabuluculukta anlaşma zorunlu mu? Hayır. Taraflar anlaşmak zorunda değildir. ❓ Arabuluculukta imzalanan belge bağlayıcı mı? Evet. Anlaşma tutanağı mahkeme kararı hükmündedir. ❓ Arabuluculuk süresi ne kadardır? Genellikle en fazla 4 haftadır. İstisnai durumda ise 6 haftadır. ❓Arabuluculukta zamanaşımı durur mu? Evet. Arabuluculuk sürecinde zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez Bu yönüyle arabuluculuk, hak kaybını da önler. SONUÇ Arabuluculuk; dava yoluna gitmeden, kısa sürede ve düşük maliyetle hukuki ihtilaf ve uyuşmazlıkları çözme imkânı sunar. Özellikle iş, kira, tüketici ve ticari uyuşmazlıklarda arabuluculuk artık vazgeçilmez bir hukuki yoldur. Bu nedenle arabuluculuk sürecine girerken hukuki destek almak, ileride yaşanabilecek hak kayıplarının önüne geçer.

  • MİRASIN REDDİ NEDİR? NASIL YAPILIR?

    Borçlu Mirası Reddetme Hakkı ve Süresi Bir kişi vefat ettiğinde mirasçılara sadece mal varlığı değil, borçları da miras kalır. Bu nedenle cevaplanması gereken bir soru ortaya çıkar: “Borçlar miras kalırsa ne olur? Mirasın reddi nasıl yapılır?” İşte bu noktada devreye mirasın reddi (redd-i miras) kurumu girer. Bu yazımızda mirasın reddi nedir, nasıl yapılır, süresi ne kadardır ve borçlu miras nasıl reddedilir tüm yönleriyle anlatıyoruz. MİRASIN REDDİ (REDDİ MİRAS) NEDİR? Mirasın reddi; mirasçının, kendisine kalan mirası kabul etmemesi anlamına gelir. Türk Medeni Kanunu’na göre mirasçı, mirası reddederse miras hiç kendisine geçmemiş sayılır, miras bırakanın (murisin) borçlarından sorumlu olmaz. Dolayısıyla alacaklılar, murisin borçlaru için mirasçıya başvuramaz. MİRASIN REDDİ TÜRLERİ Gerçek Ret (Açık Ret) Mirasçının mahkemeye başvurarak kendi iradesiyle mirası reddetmesidir. Hükmen Ret Ölen kişinin borçlarının mal varlığından fazla olduğu açıkça belliyse, miras reddedilmiş sayılır. Mirasbırakanın borca batıklığı her türlü delille ispat edilebilir. Mirasbırakanın vergi borcu varsa bunun da ölüm tarihi itibariyle miktarı dikkate alınır. MİRASIN REDDİ SÜRESİ NE KADARDIR? Mirasın reddi süresi 3 aydır. Bu süre, mirasçının ölümü öğrenmesinden itibaren başlar. 3 aylık süre içinde başvuru yapılmazsa miras kabul edilmiş sayılır. MİRAS NASIL REDDEDİLİR? Sulh Hukuk Mahkemesine usulüne uygun dilekçe verilerek dava açılması yoluyla gerçekleştirilir. Mahkeme tarafından yapılan yargılama neticesinde kabul veya ret kararı verilebilir. Dava açarken tüm delilleri sunmak ve hata yapmamak son derece önemlidir. BORÇLU MİRAS NASIL REDDEDİLİR? Eğer miras bırakanın banka borcu, kredi kartı borcu, vergi borcu, İcra dosyaları vs. varsa, mirasçı bu borçlardan şahsen sorumlu olur. Bu nedenle borçlu miras için mutlaka 3 ay içinde redd-i miras yapılmalıdır. MİRASIN REDDİ HALİNDE MAL VARLIĞI NE OLUR? Miras reddedilirse diğer mirasçılara geçer. Herkes reddederse miras devlete kalır. Bu durumda borçlardan mirasçılar sorumlu olmaz. KİMLER MİRASI REDDEDEBİLİR? Yasal mirasçılar Vasiyetle atanmış mirasçılar Çocuklar Eş Anne-baba Kardeşler mirası reddetme hakkına sahiptir. EN SIK SORULAN SORULAR ❓ Borçlu miras reddedilmezse ne olur? Mirasçı borçlardan kendi mal varlığıyla şahsen sorumlu olur. ❓ Miras reddedildikten sonra geri alınabilir mi? Hayır. Ret işlemi kesin ve bağlayıcıdır. Bu işlemden geri dönülemez. ❓ Çocuk adına miras reddedilebilir mi? Evet. Ancak çocuk için reddi miras mahkeme izniyle veli tarafından yapılır. HÜKMEN RET (BORCA BATIK MİRAS) Eğer miras bırakanın borçları mal varlığından daha fazla ve bu durum ispat edilebilecek nitelikte ise hükmen reddedilmiş sayılabilir. Bu durumda, usulüne uygun şekilde açılacak dava ile Mahkemeden borca batıklık tespiti istenir. SONUÇ Muris, vefatıyla birlikte sadece mal ve artı değer değil, borç da bırakabilir. Bu durumda, süresinde reddi miras yapmak, hak kaybı yaşamamak, borç yükü altına girmemek gerekmektedir. Bu nedenle mirasın reddi konusunda uzman bir miras hukuku avukatından destek alınması önemlidir.

  • İŞÇİLİK ALACAKLARI NASIL HESAPLANIR?

    İŞÇİLİK ALACAKLARI NASIL HESAPLANIR? (Kıdem Tazminatı, İhbar Tazminatı, Fazla Mesai, Yıllık İzin ve Diğer Haklar) İşçi ile işveren arasındaki uyuşmazlıkların en başta gelen konusu işçilik alacaklarıdır. Çalışanın işten ayrılması veya çıkarılması halinde; kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai ücreti, yıllık izin ücreti ve diğer işçilik alacaklarına hak kazanma durumu ve bu alacakların nasıl hesaplanacağı gündeme gelir. Peki işçilik alacakları nasıl hesaplanır? Bu yazımızda tüm kalemleri tek tek, sade bir dille ve örneklerle anlatıyoruz. İŞÇİLİK ALACAKLARI NELERDİR? İşçilik alacakları şunlardır: Kıdem tazminatı İhbar tazminatı Fazla mesai ücreti Yıllık izin ücreti Ulusal bayram ve genel tatil ücreti Hafta tatili ücreti Asgari geçim indirimi (AGİ – eski dönemler için) Eksik ödenen maaş alacakları KIDEM TAZMİNATI NASIL HESAPLANIR? Kıdem tazminatı şartları: Aynı işverenin yanında kesintisiz olarak en az 1 yıl çalışmış olmak İş sözleşmesinin İşveren tarafından haksız feshi, Haklı nedenle işçi tarafından feshi, Emeklilik, Askerlik, Kadının evlilik nedeniyle ayrılması (1 yıl içinde), Ölüm gibi hallerle sona ermesi gerekir. Kıdem tazminatı hesabı: Her tam yıl için = 30 günlük brüt ücret Formül: Brüt maaş x Çalışılan yıl sayısı Örnek: Brüt maaş: 20.000 TL, Çalışma süresi: 5 yıl ➡️ 20.000 x 5 = 100.000 TL kıdem tazminatı İcra aşamasında ve tahsilat noktasında damga vergisi dışında kesinti yapılmaz. İHBAR TAZMİNATI NASIL HESAPLANIR? İhbar tazminatı, iş sözleşmesini İş Kanunun 17. maddesine aykırı olarak bildirim sürelerine uymadan fesheden tarafın ödediği tazminattır. İhbar süreleri: Çalışma Süresi İhbar Süresi 0 – 6 ay 2 hafta 6 – 18 ay 4 hafta 18 – 36 ay 6 hafta 3 yıl ve üzeri 8 hafta İhbar tazminatı hesabı: Formül: Günlük brüt ücret x ihbar süresi (gün) Örnek: Brüt maaş: 18.000 TL, Günlük brüt ücret: 600 TL, İhbar süresi: 8 hafta (56 gün) ➡️ 600 x 56 = 33.600 TL ihbar tazminatı FAZLA MESAİ ÜCRETİ NASIL HESAPLANIR? Kanunumuzda yer alan düzenlemeye göre haftalık azami çalışma süresi 45 saattir. Bu sürenin üzerindeki çalışmalar fazla mesai sayılır. İşçinin çalıştığı her bir fazla mesai saati için normal ücretinin bir buçuk katı oranında ödeme yapılmalıdır. Toplu iş sözleşmesi ile bu ücret yükseltilebilir fakat düşürülmesi mümkün değildir. Fazla mesai ücreti: Normal saat ücretinin %50 zamlısı ödenir. Formül: Saatlik ücret x 1,5 x fazla mesai saati Örnek: Saatlik ücret: 100 TL, Aylık fazla mesai:20 saat ➡️ 100 x 1,5 x 20 = 3.000 TL YILLIK İZİN ÜCRETİ NASIL HESAPLANIR? Kullanılmayan yıllık izinler işten çıkışta ücret olarak ödenir. Kanunumuza göre, yıllık izin ücreti alacağı iş sözleşmesinin feshi ile muaccel hale gelir. Başka bir deyişle iş sözleşmesi sona ermeden işçi, yıllık izin ücretini talep edemeyecektir. Formül: Günlük brüt ücret x kullanılmayan izin günü Örnek: Günlük ücret: 700 TL, Kullanılmayan izin: 10 gün ➡️ 700 x 10 = 7.000 TL ULUSAL BAYRAM VE GENEL TATİL ÜCRETİ Resmi tatillerde çalışan işçiye:1 günlük ek ücret ödenir. Başka bir ifadeyle ulusal bayram ve genel tatillerinde yapılan çalışmalar karşılığında işçi normal ücretinin iki katına hak kazanır. Toplu iş sözleşmesi ile bu ücret yükseltilebilir fakat düşürülmesi mümkün değildir. Örnek: Günlük normal ücret: 400 TL, Bayramda çalışılan gün: 3 gün ➡️ 400 x 2 x 3 = 2.400 TL İŞÇİLİK ALACAKLARINDA ZAMANAŞIMI İşçilik alacaklarının genelinde zamanaşımı 5 yıldır. Fakat her bir işçilik alacağı için bu zamanaşımı süresi farklı tarihlerde başlar. Örneğin kıdem ve ihbar tazminatı için iş sözleşmesinin sona erdiği tarihte zamanaşımı süresi başlarken fazla mesai için, fazla mesai ücretinin doğduğu gün zamanaşımı süresi başlamaktadır. İŞÇİLİK ALACAKLARI NASIL TAHSİL EDİLİR? İşçilik alacaklarına hak kazanılması ile birlikte bu alacakların işveren tarafından ödenmemesi durumunda öncelikle arabuluculuk başvurusu yapılır. Arabuluculuk aşamasında anlaşma olmazsa İş Mahkemesinde dava açılır. Dava sonunda duruma göre alacakların nete çevrilerek icra kanalıyla tahsil edilmesi gerekebilir. EN SIK SORULAN SORULAR ❓ Maaş elden ödenirse hak kaybı olur mu? Hayır. Tanık ve delillerle ücret ispatlanabilir. ❓ Sigortasız çalıştım, alacak isteyebilir miyim? Evet. Hem alacak davası hem hizmet tespit davası açılabilir. ❓ Kendi isteğimle ayrıldım, tazminat alabilir miyim? Haklı nedenle ayrıldıysanız kıdem tazminatı alırsınız. SONUÇ İşçilik alacaklarının hesaplanması teknik bir konu olup, yanlış ve eksik hesap ciddi hak kaybına yol açabilir. Bu nedenle her somut olayda uzman bir iş hukuku avukatından destek alınması önemlidir.

  • YILLIK İZİN ÜCRETİNİN PEŞİN ÖDENMEMESİ HAKLI FESİH NEDENİDİR.

    İşçinin, yıllık izine çıkmadan önce yıllık izinde geçireceği sürelere ilişkin ücretini peşin olarak talep etme hakkı vardır. İşverenin işçinin yıllık izin ücretini peşin olarak ödememesi işçiye haklı nedenle fesih hakkı verir. Güncel Yargıtay kararıyla birlikte detaylar yazımızda yer almaktadır. Yıllık izin ücretinin düzenlendiği kanun maddesi olan İş Kanununun 57. maddesine göre; işveren, yıllık ücretli iznini kullanan her işçiye, yıllık izin dönemine ilişkin ücretini ilgili işçinin izine başlamasından önce peşin olarak ödemek veya avans olarak vermek zorundadır. Kanun maddesi son derece açıktır. Buna göre, yıllık izine hak kazanan ve bu hakkı kullanmak isteyen işçinin, yıllık izinde geçireceği sürelere ilişkin ücreti işveren tarafından peşin ödenmek zorundadır. Yargıtay kararlarına göre işverenin bu yükümlülüğüne uymaması durumunda işçi, iş sözleşmesini haklı nedenle derhal feshedebilecektir. Bazı istinaf mahkemesi kararlarında işverenin bu ödemeyi yapması için işçinin başvuru ve talep zorunluluğu bulunması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Başka bir deyişle, ilgili kararlara göre işçinin yıllık izin ücretinin peşin ödenmesini talep etmediği durumda, işverenin böyle bir zorunluluğu olmadığı gibi işçinin de haklı fesih hakkı bulunmamaktadır. Fakat kanun hükmünün hatalı yorumlanması şekilde işçinin aleyhine verilen bu kararlar geçerliliğini yitirmiştir. İşçi, yıllık izin ücretinin kendisine peşin ödenmesini talep etmek zorunda değildir. Bu husus işverenin yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır. Güncel içtihatlar, kanun ve yönetmelik hükümleri bir arada değerlendirildiğinde, işverenin yıllık izin ücretini peşin ödeme yükümlülüğüne aykırı davranmasının, 4857 sayılı İş Kanun'un 24/II-(e) ve (f) bentleri uyarınca işçi açısından haklı fesih sebebi olduğu sonucu açıktır. Bu doğrultuda güncel Yargıtay kararı ile kanuna uygun şekilde içtihat birliği sağlanmıştır. Netice itibariyle, yıllık izin dönemine ilişkin ücretin talep olmamasına rağmen izne çıkmadan önce işçiye peşin veya avans olarak ödenmemesi, Kanunun açık hükmüne aykırıdır ve bu husus işçi açısından haklı fesih sebebi oluşturmaktadır. Aşağıda ilgili Yargıtay kararı tarafımızca paylaşılmaktadır. T.C. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ E. 2025/2024 K. 2025/2487 T. 10.3.2025 DAVA : I. BAŞVURU İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi Başkanlığınca 5235 Sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 35/3. hükmü uyarınca sunulan başvuru dilekçesinde; Dairelerinin 22.03.2024 tarihli ve 2022/1708 Esas, 2024/758 Karar sayılı kesin nitelikteki kararı ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesinin 22.04.2021 tarihli ve 2021/310 Esas, 2021/736 Karar sayılı kesin nitelikteki kararı arasında 4857 Sayılı İş Kanunu'nun 57/1 hükmü uyarınca işverence, yıllık izin ücretinin izin dönemini kapsar şekilde izne çıkmadan önce işçiye peşin olarak ödenmesi veya avans olarak verilmesi zorunluluğuna aykırı davranılmasının işçi bakımından haklı fesih nedeni sayılıp sayılmadığı hususunda farklı sonuçlara ulaşıldığı belirtilerek söz konusu kararlar arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi talep edilmiştir. II. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ HUKUK DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU KARARI İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunun 12.06.2024 tarihli ve 2024/5 Esas sayılı kararı ile; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesinin 22.04.2021 tarihli ve 2021/310 Esas, 2021/736 Karar sayılı kararında, yıllık izne çıkarken yıllık izin dönemine ilişkin ücretinin peşin ödenmemesi sebebiyle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini beyan ederek kıdem tazminatı talebinde bulunan işçi bakımından, 4857 Sayılı Kanun'un 57/1 hükmü ile 24/II-(e) alt bendi uyarınca işverenin yıllık izne ayrılan işçiye yıllık izin dönemine ilişkin ücretini ilgili işçinin izine başlamasından önce peşin olarak ödeme veya avans olarak verme yükümlülüğüne aykırı işveren davranışının işçi bakımından haklı fesih nedeni teşkil ettiğine ve davacının kıdem tazminatına hak kazandığına ilişkin İlk Derece Mahkemesi'nin davanın kabulüne ilişkin kararına karşı davalı tarafça yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin 22.03.2024 tarihli ve 2022/1708 Esas, 2024/758 Karar sayılı kararında ise benzer şekilde, yıllık izin dönemine ilişkin ücretinin peşin ödenmemesi sebebiyle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini beyan ederek kıdem tazminatı talebinde bulunan işçi bakımından, davacının feshe konu ettiği hususların haklı fesih sebebi tekil etmediği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekilince yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği; iki Daire arasında benzer konuda kesin nitelikteki farklı kararlar bulunduğu, bu nedenle 5235 Sayılı Kanun'un 35/3 hükmü uyarınca dosyanın Yargıtaya gönderilmesine karar verilmiştir. III. UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARARLAR A. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesinin 22.04.2021 Tarihli ve 2021/310 Esas, 2021/736 Karar Sayılı Kararı Bölge Adliye Mahkemesi'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı işçinin yıllık izne ayrılırken yıllık izne ilişkin ücretinin 4857 Sayılı Kanun'un 57/1 hükmü peşin ödenmediği gerekçesiyle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği, davalının ise savunmasında, davacının 2006 yılından itibaren işyerinde çalışmakla beraber daha önceki izin taleplerinde ve işbu izin döneminde de izin ücretinin peşin ödenmesi talebinin bulunmadığını, iş dünyasında gazeteci ve memurlar dışında izin öncesi peşin ödeme uygulaması olmadığını, davacının asıl amacının Romanya'da iş bulduğu için işten ayrılmak olduğunu beyan ettiği; İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verildiği, davalı vekilince yapılan istinaf başvurusu sonucunda yapılan incelemede; 4857 Sayılı Kanun'un 57/1 hükmünde "İşveren, yıllık ücretli iznini kullanan her işçiye, yıllık izin dönemine ilişkin ücretini ilgili işçinin izine başlamasından önce peşin olarak ödemek veya avans olarak vermek zorundadır." düzenlemesine yer verildiği, davacı işçinin 16.01.2017 tarihinde yıllık izne ayrıldığı ve iznin son günü olan 31.01.2017 tarihinde iş sözleşmesini feshettiği, Kanun'un emredici hükmüne rağmen işçinin yıllık izne ilişkin ücretinin Kanun tarafından belirlenen sürede ödenmemiş olmasına göre davacı işçi feshinin haklı olduğu, İlk Derece Mahkemesince bu gerekçe ile davanın kabulüne dair verilen kararda isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine oybirliğiyle kesin olmak üzere karar verilmiştir. B. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin 22.03.2024 Tarihli ve 2022/1708 Esas, 2024/758 Karar Sayılı Kararı Bölge Adliye Mahkemesi'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraflar arasındaki iş sözleşmesinin davacı işçi tarafından yıllık izne çıktığında yıllık izin ücretinin peşin olarak ödenmemesi nedeniyle feshedildiği, davalı tarafça davacının kıdem süresine göre kanunen hak ettiği izin süresinden fazla olacak şekilde 49 gün yıllık izin kullandığının, iyiniyetli olmayan davacının iş sözleşmesini feshetmek için haklı bir sebebinin olmadığının savunulduğu; İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verildiği, davalı vekilince yapılan istinaf başvurusu sonucunda yapılan incelemede; her ne kadar 4857 Sayılı Kanun'un 57. maddesinde yıllık izne çıkan işçiye izin dönemine ilişkin ücretinin izne başlamadan önce peşin olarak ödeneceği hükmüne yer verilmiş ise de davacının izin talebinde bulunurken ayrıca kullanacağı yıllık izin süresine göre izin ücretinin ödenmesi talebinde bulunmadığı, bu durumda davacının haklı fesih iddiasını ispatlayamadığı, Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 03.12.2019 tarihli ve 2016/24594 Esas, 2019/22240 Karar sayılı karar içeriğinin de benzer mahiyette olduğu, dolayısıyla İlk Derece Mahkemesi'nin davanın reddine ilişkin kararında isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine oy çokluğuyla kesin olmak üzere karar verilmiştir. IV. GEREKÇE Uyuşmazlık, 4857 Sayılı Kanun'un 57/1 hükmü uyarınca işverenin işçinin yıllık ücretli izin dönemine ilişkin ücretinin izinden önce peşinen veya avans olarak ödeme zorunluluğuna ilişkin yükümlülüğüne aykırı davranışının, işçi bakımından haklı nedenle fesih sebebi teşkil edip etmeyeceğine ilişkindir. 4857 Sayılı Kanun'un "Yıllık izin ücreti" başlıklı 57. maddesi şöyledir: "İşveren, yıllık ücretli iznini kullanan her işçiye, yıllık izin dönemine ilişkin ücretini ilgili işçinin izine başlamasından önce peşin olarak ödemek veya avans olarak vermek zorundadır. Bu ücretin hesabında 50. madde hükmü uygulanır. Günlük, haftalık veya aylık olarak belirli bir ücrete dayanmayıp da akort, komisyon ücreti, kâra katılma ve yüzde usulü ücret gibi belirli olmayan süre ve tutar üzerinden ücret alan işçinin izin süresi için verilecek ücret, son bir yıllık süre içinde kazandığı ücretin fiili olarak çalıştığı günlere bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama üzerinden hesaplanır. Ancak, son bir yıl içinde işçi ücretine zam yapıldığı takdirde, izin ücreti işçinin izine çıktığı ayın başı ile zammın yapıldığı tarih arasında alınan ücretin aynı süre içinde çalışılan günlere bölünmesi suretiyle hesaplanır. Yüzde usulünün uygulandığı yerlerde bu ücret, yüzdelerden toplanan para dışında işveren tarafından ödenir. Yıllık ücretli izin süresine rastlayan hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri ayrıca ödenir." Aynı Kanun'un 60. maddesi ise "İzinlere ilişkin düzenlemeler" başlıklı olup şu hükmü içermektedir: "Yıllık ücretli izinlerin, yürütülen işlerin niteliğine göre yıl boyunca hangi dönemlerde kullanılacağı, izinlerin ne suretle ve kimler tarafından verileceği veya sıraya bağlı tutulacağı, yıllık izninin faydalı olması için işveren tarafından alınması gereken tedbirler ve izinlerin kullanılması konusuna ilişkin usuller ve işverence tutulması zorunlu kayıtların şekli Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hazırlanacak bir yönetmelikle gösterilir." 03.03.2004 tarihli ve 25391 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) "İzin İsteği ve Verilmesi" başlıklı 8. maddesinin ilk fıkrasında, "İşçi yıllık izin isteminde, adını soyadını, varsa sicil numarasını, iznini hangi tarihler arasında kullanmak istediğini ve ücretsiz yol izni isteyip istemediğini yazar." düzenlemesine yer verilmiştir. Söz konusu Yönetmelik'in "Ücretin Ödenmesi" başlıklı 21. maddesinin 2. fıkrasına göre "İşveren veya işveren vekili, yıllık ücretli iznini kullanan her işçiye izin dönemine ilişkin ücreti ile ödenmesi bu döneme rastlayan diğer ücret ve ücret niteliğindeki haklarını izine başlamadan önce peşin olarak vermek veya avans olarak ödemek zorundadır." 4857 Sayılı Kanun'un "Yıllık ücretli izin hükümlerine aykırılık" başlıklı 103. maddesine göre ise; "Yıllık ücretli izni bu Kanunun 56. maddesine aykırı olarak bölen veya izin ücretini 57. maddenin üç ve dördüncü fıkralarında belirtilen usule aykırı olarak ödeyen veya eksik ödeyen veya 59. maddedeki hak edilmiş izni kullanmadan iş sözleşmesinin sona ermesi halinde bu izne ait ücreti ödemeyen veya 60. maddede belirtilen yönetmeliğin esas ve usullerine aykırı olarak izin kullandırmayan veya eksik kullandıran işveren veya işveren vekiline bu durumda olan her işçi için ikiyüzyirmi Türk Lirası idari para cezası verilir." 4857 Sayılı Kanun'un 57/1 hükmü ve 103. maddesiyle Yönetmelik'in ilgili hükümleri dikkate alındığında; işverence yıllık ücretli izin kullanan her işçiye, izin dönemine ilişkin ücretinin izne başlamadan evvel peşin olarak verilmesi veya avans olarak ödenmesi mutlak emredici şekilde düzenlenmiş olup bunun için işçinin ayrıca yıllık izin ücretinin ödenmesi hususunda bir talepte bulunmasına gerek yoktur. Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda inceleme yapıldığında; uyuşmazlığın giderilmesi istenilen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesinin 22.04.2021 tarihli ve 2021/310 Esas, 2021/736 Karar sayılı kararına konu olayda; davacının son yıllık iznini 16.01.2017-31.01.2017 tarihleri arasında kullandığı, 01.02.2017 tarihinde iş başı yapması gerekirken 31.01.2017 tarihli fesih bildirimi ile yıllık iznine ilişkin ücretinin yıllık izne ayrılmadan evvel işverence peşin ödenmediği gerekçesiyle iş sözleşmesini sonlandırdığı anlaşılmaktadır. Davalı tarafça, davacıya izne başlamadan evvel izin dönemine ilişkin ücretinin ödendiğine ilişkin herhangi bir belge sunulmamış olup ücretlerin peşin ödendiği memurlar ve gazeteciler dışında hiçbir işyerinde izin ücretinin peşin ödenmesi uygulamasının bulunmadığı belirtilmek suretiyle yıllık izne ilişkin ücretin peşin olarak ödenmediği hususunun da kabul edildiği görülmektedir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin 22.03.2024 tarihli ve 2022/1708 Esas, 2024/758 Karar Sayılı Kararına konu uyuşmazlıkta ise davacı işçinin 08.06.2019-27.06.2019 tarihlerinde yıllık ücretli izin talebinde bulunduğu, izin süresi içerisinde iken 19.06.2019 tarihinde iş sözleşmesini yıllık iznine ilişkin ücretinin yıllık izne ayrılmadan evvel işverence peşin ödenmediği gerekçesiyle sonlandırdığı anlaşılmaktadır. İlk Derece Mahkemesi'nin 04.07.2022 tarihli kararında da belirtildiği üzere, 2019 yılı Mayıs ayı ücreti davacıya 30.05.2019 tarihinde ödenmiş olup davacıya yıllık izinde bulunduğu dönem dâhil 2019 yılı Haziran ayı ücretinin 10.07.2019 tarihinde yani fesihten sonra ödendiği, ara dönemde başkaca bir ödeme olmadığı dikkate alındığında; yıllık izne çıkmadan evvel davacının izin dönemine ilişkin ücretinin ödenmediği sabittir. Davalı tarafça aksi savunulmuş ise de davacıya nispi emredici nitelikte olan 4857 Sayılı Kanun'un 53. maddesine göre hak kazandığı yıllık izin süresinin üstünde yıllık izin kullandırılmış olması, yıllık izin ücretinin mutlak emredici nitelikte olan 57. maddeye göre izin başlamadan evvel peşinen veya avans olarak ödenmesi yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. 4857 Sayılı Kanun'un 24/II-(e) hükmünde işveren tarafından işçiye ücretinin kanun hükümlerine uygun olarak ödenmemesi ve aynı maddenin (f) alt bendinde çalışma şartlarının uygulanmaması, haklı fesih nedeni olarak düzenlenmiştir. Şu hâlde anılan hükümler gereğince yıllık izne ilişkin ücretin, yıllık izne ayrılmadan evvel işverence peşin ödenmediği gerekçesiyle yapılan fesih haklı nedene dayalıdır. Bu açıklamalara göre başvuru konusu Bölge Adliye Mahkemesi kararları arasındaki uyuşmazlığın, 4857 Sayılı Kanun'un 57/1 hükmü uyarınca işverenin işçinin yıllık izin dönemine ilişkin ücretinin izinden önce peşinen veya avans olarak ödeme zorunluluğuna ilişkin yükümlülüğüne aykırı davranışının işçi bakımından haklı nedenle fesih sebebi teşkil edeceğine dair İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesinin 22.04.2021 tarihli ve 2021/310 Esas, 2021/736 Karar sayılı kararı doğrultusunda giderilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. SONUÇ : 1. Uyuşmazlığın 4857 Sayılı Kanun'un 57/1 hükmü uyarınca işverenin işçinin yıllık izin dönemine ilişkin ücretinin izinden önce peşinen veya avans olarak ödeme zorunluluğuna ilişkin yükümlülüğüne aykırı davranışının işçi bakımından haklı nedenle fesih sebebi teşkil edeceğine dair İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesinin 22.04.2021 tarihli ve 2021/310 Esas, 2021/736 Karar sayılı kararı doğrultusunda giderilmesine, 2. Dosyanın İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kuruluna gönderilmesine, 3. Karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemelerinin hukuk dairelerine bildirilmesi için Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğine gönderilmesine, 10.03.2025 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.

  • YABANCI PARA (DÖVİZ) ALACAĞI NASIL TAHSİL EDİLİR?

    Bu yazımızda, Türk Lirası dışında belirlenmiş bir yabancı para (döviz) alacağının nasıl tahsil edileceği, uygulanması gereken hukuk kuralları ve izlenmesi gereken yöntem hakkında bilgi verilecektir. Dünya ekonomisinin küreselleşmesi ile birlikte hukukumuzda, alacak ve borçların sadece Türk Lirası'na bağlanması beklenemez. Mevzuatımıza göre, temel kural borcun ülke parası ile ödenmesi olmakla birlikte bu kural emredici nitelikte değildir. Başka bir deyişle bu hususun aksi kararlaştırılabilir ve borçlanmalar yabancı para yani döviz üzerinden gerçekleştirilebilir. Yabancı para yani döviz alacağı nasıl tahsil edilir? Temel düzenlemenin bulunduğu kanun maddesi olan Türk Borçlar Kanunu m. 99 hükmü aşağıdaki gibidir: D. Ödeme I. Ülke parası ile MADDE 99- Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir. Aynen ödeme yapılması kararlaştırılmamış olan sözleşmelerde borcun vade tarihinde ödenme durumu ya da ödenmeme durumuna göre farklı sonuçlar doğmaktadır. Eğer ki borç vadesinde ödenecekse, borçlu anlaşılan yabancı para (döviz) ile borcunu ödeyebileceği gibi borcun vade tarihindeki döviz kuru Türk Lirası üzerinden karşılığını da ödeyerek borcunu ifa edebilir. Vade tarihindeki döviz kuru tespit edilirken Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası tarafından yayımlanan veriler, özellikle efektif satış kuru dikkate alınmalıdır. Borçlu vadesinde borcunu ödemez ise alacaklının alacağını tahsil edebilmesi adına hukuki yollara başvurma hakkı doğacaktır. Bu durumda ise yukarıda borçluya tanınan seçimlik haklara bu sefer alacaklı sahip olacaktır. Alacaklı alacağını aynen yabancı para olarak isteyebileceği gibi vade veya fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden de talepte bulunabilir. Vade tarihindeki döviz kuru tespit edilirken Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası tarafından yayımlanan veriler, özellikle efektif satış kuru dikkate alınmalıdır. Yabancı para (döviz) borçlarında faiz türü ve oranı nedir? Alacaklı eğer ki borcun yabancı para yani döviz üzerinden aynen ifasını tercih ediyorsa, kamu bankalarının o yabancı para birimi için bir yıllık mevduata uyguladığı en yüksek temerrüt faizini de talep edebilecektir. YABANCI PARA (DÖVİZ) BORCU İCRA TAKİBİNE NASIL KONU EDİLİR? Yabancı para borcu icra takibine konu edilecekse dikkat edilmesi gereken, kritik birkaç kural ve husus bulunmaktadır. İcra İflas Kanununun 58/3. maddesine göre; ödeme emrinde alacağın veya istenen teminatın Türk parasıyla tutarı ve faizli alacaklarda faizin miktarı ile işlemeye başladığı gün, alacak veya teminat yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiği ve faizi yer almalıdır. Bu kanun maddesine göre, alacaklı icra takibi başlatırken ödeme emrinde aynen ifaya karşılık olarak yabancı para borcunu göstermişse, fiili ödeme tarihinde döviz borcunun Türk Lirası karşılığının hesaplanması ve borcun güncellenmesi gerekmektedir. Bununla birlikte alacaklı, takip talebinde talep ettiği yabancı para borcunun TCMB efektif satış kuruna tekabül eden Türk Lirası karşılığını belirtmek zorundadır. Zira takip başlatılırken hesaplanan harç ve masraflar işbu Türk Lirası bedeli üzerinden hesaplanacaktır. Aksi durum borçlu açısından süresiz şikayet sebebidir. Alacaklı işbu seçimini sonraki aşamalarda değiştiremez. Konu ile ilgili birkaç Yargıtay kararı aşağıda yer almaktadır: Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2014/23228 E. , 2014/26420 K. Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının onanmasını mutazammın 13/05/2014 tarih, 2014/11489 Esas - 2014/14113 Karar sayılı daire ilamının müddeti içinde tashihen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Alacaklının borçlular aleyhinde her biri 150.000,00 ABD doları bedelli üç adet bonoya dayalı olarak, 410.000,00 ABD doları asıl alacak ve 7.116,99 ABD doları işlemiş faizi olmak üzere, toplam 417.116,99 ABD dolarının faiziyle birlikte kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile tahsilini talep ettiği, harca esas değeri 744.970,94 TL olarak gösterdiği, dosyada bir kısım tahsilatların yapıldığı, alacaklı vekilinin 06.12.2013 tarihinde döviz kurunun nazara alınarak bakiye borcun hesaplanması talebi üzerine, icra müdürlüğünce alacak, takip tarihi itibariyle TL'ye çevrilip bu tutar üzerinden takip başlatıldığı ve alacağın fiili ödeme tarihi itibarı ile tahsilinin talep edilmediği nedeni ile TL üzerinden hesaplama yapıldığı, alacaklı vekilinin bu hesaplamaya karşı şikayet yoluyla icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, yabancı paranın takip tarihi itibariyle TL'ye çevrilerek TL olarak tahsilinin talep edildiği kabul edilerek şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 99/son maddesi gereğince; “Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir. ''Buna göre; alacaklının seçimlik hakkı mevcut olup, fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden ödeme yapılmasını istemesi halinde, takip konusu alacak tahsil tarihine kadar yabancı para alacağı olarak değerlendirileceğinden, alacaklı, bu alacağa 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesi gereğince vade tarihinden fiili ödeme tarihine kadar Devlet Bankalarının o para birimi ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranına göre faiz isteyebilir. Somut olayda, alacaklının takip talebinde, asıl alacağı ve asıl alacağa işlemiş faizi yabancı para olarak (USD) istediği, yabancı para üzerinden istenen toplam alacağın TL karşılığını İİK’nun 58/3. maddesinin emredici nitelikteki hükmü gereğince göstererek yaptığı takipte, takipten sonra da %10,50 oranında (USD) faizi ile birlikte tahsilini istediği ve bu haliyle, seçimlik hakkını fiili ödeme günündeki kur üzerinden ödeme yapılması yönünde kullandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda; alacaklı, yabancı para alacağı olan asıl alacak için 3095 Sayılı Kanun'un 4/a maddesi gereğince takip tarihinden fiili ödeme tarihine kadar devlet bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı üzerinden işlemiş faiz talep edebilir. Mahkemece alacaklı şikayetinin bu ilke ve kurallar doğrultusunda değerlendirilmesi gerekirken, seçimlik hakkını fiili ödeme tarihi olarak kullanmadığı kabul edilerek yazılı şekilde istemin reddine karar verilmesi isabetsiz olup, mahkeme kararının bu gerekçe ile bozulması gerekirken, Dairemizce onandığı anlaşılmakla karar düzeltme isteminin kabulüne karar vermek gerekmiştir. SONUÇ : Alacaklının karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 13/05/2014 tarih ve 2014/11489 Esas-2014/14113 Karar sayılı onama ilamının kaldırılmasına, mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 06/11/2014 gününde oybirliğiyle karar verildi. Yargıtay 11.Hukuk Dairesi 2020/226 E. , 2021/6353 K. “Zaman itibariyle dava konusu uyuşmazlığa uygulanması gereken 818 sayılı BK’nın 83. maddesi uyarınca yabancı para borcunun vadesinde ödenmemesi halinde alacaklı, bu borcun vade veya fiili ödeme günündeki rayice göre Türk parası ile ödenmesini isteyebilir. Bu şekilde talepte bulunan alacaklının artık bu tercihinden dönerek borcun yabancı para olarak aynen ifasını istemesi mümkün değildir. Somut olayda da, davacı dava dilekçesinde tercih hakkını kullanmış ve borcun Türk Lirası üzerinden ödenmesini istemiş, yargılama aşamasında ise alacağın bir bölümünün yabancı para üzerinden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece davacının, alacağın Türk Lirası üzerinden ödenmesi yönündeki tercihinden dönüp yabancı para üzerinden tahsil isteyemeyeceği gözetilerek hüküm kurulması gerekirken Euro ve TL üzerinden hüküm tesisi doğru görülmemiş; hükmün temyiz eden davalı yararına bozulması gerekmiştir.” Yargıtay 11.Hukuk Dairesi 2019/4094 E. , 2021 / 3484 K. “Davacı dava dilekçesi ile seçim hakkını ülke para birimi olan TL’den yana kullanmış olup, birleşen davada bu tercihinden dönerek borcun yabancı para üzerinden tahsilini talep edemez. Bu durumda mahkemece, davalıdan rücuen tahsiline karar verilen yabancı para borcunun seçim hakkının kullanıldığı tarih olan dava tarihi esas alınarak hesaplanacak TL karşılığı üzerinden hüküm tesisi gerekirken, yabancı para birimi üzerinden hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün temyiz eden davalı yararına bozulması gerekmiştir.”

bottom of page