top of page

Arama Sonuçları

Boş arama ile 102 sonuç bulundu

  • KIDEM TAZMİNATI VE ŞARTLARI

    KIDEM TAZMİNATI VE ŞARTLARI (2026) Kıdem Tazminatı Nedir, Kimler Hak Kazanır, Nasıl Alınır? Kıdem tazminatı, işçinin en az bir yıl çalışması ve iş sözleşmesinin kanunda belirtilen nedenlerle sona ermesi halinde işverence ödenen yasal bir işçi alacağıdır. Uygulamada en çok uyuşmazlık yaşanan işçi haklarının başında gelen kıdem tazminatı, hem işçiler hem de işverenler açısından hukuki bilgi gerektiren bir konudur. Bu yazıda; kıdem tazminatı nedir, kıdem tazminatına kim hak kazanır, şartları nelerdir, kıdem tazminatı nasıl alınır, hangi durumlarda ödenmez ve zamanaşımı süresi gibi konular ayrıntılı olarak ele alınmaktadır. Kıdem Tazminatı Nedir? Kıdem tazminatı, işçinin en az bir yıl çalışması ve iş sözleşmesinin kanunda belirtilen nedenlerle sona ermesi halinde işverence ödenen yasal bir işçi alacağıdır. İşçinin çalıştığı her tam yıl için 30 günlük brüt ücret esas alınarak hesaplanır. Kıdem Tazminatına Hak Kazanmanın Şartları Bir işçinin kıdem tazminatı alabilmesi için iki temel şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir: 🔹 1. En Az 1 Yıl Çalışma Şartı İşçi, aynı işverene bağlı olarak en az 1 yıl çalışmış olmalıdır. 🔹 2. İş Sözleşmesinin Kanunda Öngörülen Şekilde Sona Ermesi Aşağıdaki hallerde işçi kıdem tazminatına hak kazanır: ✔️ İşveren Tarafından İşten Çıkarılma İşveren tarafından yapılan fesihlerde, işçinin İş Kanunu m. 25'te düzenlenen ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranışı yoksa, kıdem tazminatı ödenir. ✔️ İşçinin Haklı Nedenle İşten Ayrılması İşçi, İş Kanununda madde 24'te belirtilen haklı nedenlere dayanarak iş sözleşmesini feshettiği durumda kıdem tazminatına hak kazanır. 📌 Örnek vermek gerekirse uygulamada sık karşılaşılan haklı nedenler: Maaşın geç veya eksik ödenmesi Fazla mesai ücretlerinin kanuna uygun şekilde ödenmemesi Sigortanın eksik yatırılması veya hiç yatırılmaması İşyerinde şantaj, tehdit veya mobbing (psikolojik taciz) Sağlık ve güvenlik önlemlerinin mevzuata uygun olarak alınmaması ✔️ Askerlik Nedeniyle İşten Ayrılma Erkek işçiler, askerlik görevi nedeniyle işten ayrıldıklarında, usulüne uygun hareket edilmesi durumunda kıdem tazminatına hak kazanır. ✔️ Kadın İşçinin Evlilik Nedeniyle İşten Ayrılması Kadın işçi, evlilik tarihinden itibaren 1 yıl içinde usulüne uygun şekilde işten ayrılırsa kıdem tazminatı alabilir. ✔️ Emeklilik veya Emeklilik Şartlarının Tamamlanması Yaş dışındaki emeklilik şartlarını (sigortalılık süresi ve prim günü) tamamlayan işçiler de kıdem tazminatına hak kazanabilir. ✔️ İşçinin Ölümü İşçinin vefatı halinde kıdem tazminatı, yasal mirasçılarına ödenir. Kıdem Tazminatı Hangi Durumlarda Alınamaz? Aşağıdaki hâllerde işçi kıdem tazminatına hak kazanamaz: İşçinin haklı neden olmaksızın sözleşmeyi sona erdirmesi. İşçinin haklı nedeni olsa dahi bunu bildirmeden istifa etmesi. İşçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranışı. 1 yıldan az çalışma süresi. Kıdem Tazminatı Nasıl Hesaplanır? Kıdem tazminatı hesaplanırken yalnızca çıplak ve net maaş değil, brüt ücret, düzenli ödenen yol ve yemek yardımı ile sürekli prim ve ikramiyeler dikkate alınır. İşçinin giydirilmiş ücreti ele alınarak hesaplama yapılır. 📌 Kıdem Tazminatı Hesaplama Formülü: Çalışma Süresi (Yıl) × 30 Günlük Brüt (Giydirilmiş) Ücret Kıdem Tazminatı Nasıl Alınır? (Adım Adım) 1️⃣ İşverene yazılı başvuru ve şartlara göre ihtarname düzenleyerek iş sözleşmesinin haklı nedenle derhal feshi. 2️⃣ Zorunlu dava şartı arabuluculuk başvurusu. 3️⃣Arabuluculuk aşamasında anlaşılamaması durumunda İş Mahkemesinde kıdem tazminatı konulu işçilik alacakları davası. 📌 İşçi alacaklarında arabuluculuk dava şartıdır. Kıdem Tazminatında Zamanaşımı Süresi Kıdem tazminatı alacaklarında zamanaşımı süresi 5 yıldır. Bu süre iş sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona erdiği tarihten itibaren başlar. Kıdem Tazminatı Alırken Yapılan Yaygın Hatalar Yanlış veya hatalı istifa dilekçesi verilmesi. Haklı fesih gerekçesinin veya işverenin haksızlığının ispatlanamaması. Arabuluculuk sürecinin usule aykırı yürütülmesi ve sonuçlandırılması. Hukuki destek alınmadan dava açılması. Bu hatalar, kıdem tazminatının tamamen kaybedilmesine yol açabilir. Uzun yıllar boyunca çalışan işçinin emeğinin karşılığı olan kıdem tazminatının böyle bir hatayla kaybedilmesi geri dönülemez büyüklükte bir zarara yol açacaktır. Kıdem tazminatı, işçinin emeğinin karşılığıdır. Ancak uygulamada işçiler, hukuki bilgi eksikliği nedeniyle bu haktan mahrum kalabilmektedir. İş sözleşmesinin sona ermesi sürecinde bir iş hukuku avukatından destek almak, hak kaybı yaşanmaması açısından büyük önem taşır.

  • CEZA HUKUKUNDA AVUKATIN ROLÜ VE ZORUNLULUĞU

    Ceza Yargılamasında Hangi Durumlarda Avukat Bulundurmak Zorunludur? Avukatın Faydası Nedir? Ceza hukuku, kişilerin özgürlüğünü, itibarını ve geleceğini doğrudan etkileyen en ağır sonuçlara sahip hukuk dalıdır. Bu nedenle ceza yargılamalarında avukatın rolü, diğer hukuk alanlarına göre çok daha kritik bir öneme sahiptir. Bu yazımızda; ceza hukukunda avukatın rolü, Türk hukukunda hangi hallerde avukat bulunmasının zorunlu olduğu, hangi mahkemelerde ve hangi suçlarda müdafi atanacağı ve avukatın somut faydaları ele alınacaktır. 1. Ceza Hukukunda Avukatın Rolü Ceza yargılamasında avukat; mağdurun, şikayetçinin ya da katılanın "vekili", şüpheli veya sanığın ise “müdafii” olarak görev yapar. Müdafiin temel görevi; Şüpheli/sanığın haklarını korumak, Hukuka aykırı işlemleri önlemek, Delillerin hukuka uygun şekilde toplanmasını sağlamak, Kişinin kendini doğru ve eksiksiz savunabilmesine yardımcı olmak, Adil yargılanma hakkının ihlal edilmesini engellemektir. Ceza yargılaması yalnızca duruşmadan ibaret değildir. Gözaltı, hukuka uygun ifade alma, tutuklamaya itiraz, adli kontrol kararına itiraz, iddianame, istinafa ve temyize başvuru, buralarda açılacak duruşmalar gibi tüm aşamalarda avukatın aktif rolü bulunmaktadır. 2. Ceza Yargılamasında Avukat Bulundurmak Zorunlu mudur? Kural olarak, herkes kendisini savunabilir. Ancak kanun koyucu, bazı istisnai durumlarda şüpheli veya sanığın mutlaka bir avukatla temsil edilmesini zorunlu kılmıştır. Aşağıda sayılan hallerde avukat bulunmadan yapılan işlemler hukuka aykırı sayılır ve geçmişe dönük olarak geçersiz kabul edilir. 3. ZORUNLU MÜDAFİLİK HALLERİ (Hangi Durumlarda Avukat Atanması Zorunludur?) 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre aşağıdaki hâllerde avukat bulunması zorunludur: a) Çocuklar (18 yaşından küçükler) Ceza hukukumuzda 18 yaşını doldurmamış herkes çocuk sayılır. Şüpheli veya sanık 18 yaşından küçükse, suçun türüne bakılmaksızın mutlaka bir avukat bulunmalıdır. Çocuğun özel avukatı yoksa, Mahkeme tarafından avukat görevlendirilir. b) Kendini Savunamayacak Derecede Engelli Kişiler Sağır, dilsiz, zihinsel veya bedensel engeli nedeniyle kendini savunamayacak durumda olan kişiler için zorunlu müdafi atanır. c) Alt Sınırı 5 Yıldan Fazla Hapis Cezası Gerektiren Suçlar İsnat edilen suçun cezasının kanuni alt sınırı 5 yıl veya daha fazla hapis cezası gerektiriyorsa, sanığın avukatı yoksa Mahkeme ve baro tarafından re’sen avukat atanır. 📌 Örnek Suçlar: Kasten öldürmeye teşebbüs Nitelikli cinsel saldırı Yağma (gasp) Uyuşturucu ticareti Silahlı örgüt üyeliği d) Tutuklama Talebi Bulunan Haller Şüpheli hakkında tutuklama talep ediliyorsa, avukat olmadan bu işlem yapılamaz. Avukat yoksa derhal barodan müdafi görevlendirilir. e) İfade Alma ve Sorgu Aşaması Şüpheli veya sanık ifade veya sorgu sırasında avukat isteme hakkına sahiptir. Avukat talep edilmesi durumunda bu husus zapta geçirilir ve müdafii ataması yapılır. Zorunlu müdafilik hâllerinde bu hak, isteğe bağlı değil zorunludur. 4. Hangi Mahkemelerde Avukat Zorunludur? CEZA HUKUKUNDA AVUKATIN ROLÜ VE ZORUNLULUĞU Avukat zorunluluğu mahkemeye göre değil, yukarıda sayılan kişisel durumlara ve suçun niteliğine göre belirlenir. Aynı şekilde, davaya bakacak mahkeme de suçun nev'ine göre belirlenir. Ancak uygulamada zorunlu müdafilik sıkça; Ağır Ceza Mahkemelerinde, Uzun süreli hapis cezası tehdidi bulunan davalarda, Tutuklamaya sevk edilen dosyalardakarşımıza çıkar. 5. Avukatın Ceza Davasında Sağladığı Faydalar Ceza davasında avukatın temel görevleri şunlardır: 🔹 Hak Kaybını Önler Usule aykırı ifade, hukuka aykırı delil, hatalı tutuklama gibi telafisi zor işlemleri engeller. 🔹 Etkili Savunma Sağlar Ne zaman susulacağı, ne zaman konuşulacağı, hangi delilin ileri sürüleceği hukuki bilgi gerektirir. 🔹 Tutuklama Riskini Azaltır Adli kontrol, tahliye, tutuklamaya itiraz gibi konularda profesyonel savunma hayati önemdedir. 🔹 Daha Hafif Ceza veya Beraat İmkânı Lehe hükümlerin uygulanması, haksız tahrik, etkin pişmanlık, teşebbüs gibi indirim sebepleri, delil yetersizliği veya hukuka aykırılıkların tespiti ancak etkin bir avukatlık faaliyetiyle mümkün olabilir. 6. “Avukatım Yok, Devlet Atar mı?” Zorunlu müdafilik hâllerinde mahkemenin talebi üzerine baro tarafından ücretsiz avukat atanır. Ancak bu durum, kişinin özel bir ceza avukatıyla çalışma hakkını ortadan kaldırmaz. Ceza davalarının niteliği ve sonuçları düşünüldüğünde, alanında uzman bir ceza avukatıyla çalışmak, çoğu zaman telafisi mümkün olmayan hak kayıplarının önüne geçer. 7. Sonuç Ceza yargılaması, niteliği gereği hataların sonradan düzeltilebileceği bir alan değildir. Bir kez verilen ifade, bir kez kaçırılan süre, bir kez yapılan hata; özgürlüğün kaybına, uzun hapis cezalarına kadar varan sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle; Şüpheliyseniz, Hakkınızda soruşturma başlatıldıysa, Gözaltı, ifade, tutuklama veya ceza davası söz konusuysa en erken aşamada bir ceza avukatından hukuki destek almak , bir tercih değil, çoğu zaman bir zorunluluktur.

  • İŞYERİ KİRA SÖZLEŞMESİNİN DEVRİ VE ŞARTLARI

    Bu yazımızda işyerinin ya da işletmenin devri olarak da bilinen, kiracının taraf olduğu işyeri kira sözleşmesinin devri, devrin şartları, devrin nasıl yapılması gerektiği hakkında bilgi verilmektedir. İşyeri Kira Sözleşmesinin Devri ve Şartları 1. Genel Olarak İşyeri Kira Sözleşmesinin Devri İşyeri kira sözleşmesinin devri, kiracının kira ilişkisinden doğan hak ve borçlarını üçüncü bir kişiye devretmesi anlamına gelir. Bu işlem, kiracının değişmesi sonucunu doğurur; kira sözleşmesi sona ermez, sadece taraf değişikliği meydana gelir. Devralan kişi, kiracının haklarının halefi olur. İşyeri kiralarında devir, özellikle ticari faaliyetlerin devamlılığı, şirket birleşmeleri, işletme devri veya faaliyet değişiklikleri gibi durumlarda sıkça gündeme gelir. 2. Hukuki Dayanak (TBK m. 323) İşyeri kira sözleşmesinin devri, Türk Borçlar Kanunu’nun 323. maddesinde ve devamında düzenlenmiştir. İlgili maddeye göre: Kiracı, kiraya verenin yazılı rızasını almak koşuluyla kira sözleşmesini üçüncü bir kişiye devredebilir. Kiraya veren, işyeri kiralarında haklı bir sebep olmadıkça bu rızayı vermekten kaçınamaz. Kiraya verenin yazılı rızasıyla kira ilişkisi kendisine devredilen kişi, kira sözleşmesinde kiracının yerine geçer ve devreden kiracı, kiraya verene karşı borçlarından kurtulur. İşyeri kiralarında devreden kiracı, kira sözleşmesinin bitimine kadar ve en fazla iki yıl süreyle devralanla birlikte müteselsilen sorumlu olur. 3. İşyeri Kira Sözleşmesinin Devri İçin Gerekli Şartlar a) Kiraya Verenin Yazılı Rızası İşyeri kira sözleşmesinin devri için kiraya verenin yazılı rızası zorunludur. Sözlü onay veya zımni kabul yeterli değildir. Ancak kiraya veren, haklı bir sebep olmaksızın bu rızayı vermezse hukuka aykırı davranmış sayılır. Kiraya verenin rızası devir sözleşmesi ile alınabileceği gibi ayrı bir beyan olarak da alınabilir. Kiraya verenin rızasını devreden kiracıya yöneltmek durumundadır. b) Haklı Sebep Kavramı Kiraya verenin rızadan kaçınabilmesi için haklı sebep bulunmalıdır. Uygulamada haklı sebep sayılan durumlara örnekler: Devralanın mali gücünün yetersiz olması sebebiyle kira bedelinin ödenememe ihtimali. Devralanın işyeri kullanım amacına aykırı faaliyette bulunacak olması veya ihtimali. Devralanın önceki kiracılık geçmişinin olumsuz olması. Taşınmazın niteliğiyle bağdaşmayan bir kullanım ihtimali. "Kiracıyı istemiyorum”, "Bu kişiyi gözüm tutmadı" şeklindeki soyut ve subjektif gerekçeler haklı sebep oluşturmaz. c) İşyeri Kira Devir Sözleşmesinin Yapılması Devir işlemi genellikle devreden kiracı, devralan yeni kiracı ve kiraya veren arasında imzalanan yazılı bir devir protokolü ile yapılır. Fakat bu bir zorunluluk değildir. Kiraya veren yazılı rızasını devreden kiracıya bildirmişse, devreden kiracıyla devralan arasında yapılan devir sözleşmesi geçerli olacaktır. Bu belgede; Devir tarihi ve kiralananın açık adresi, Kiralananın açık tanımı, Devralanın tüm hak ve borçları üstlendiği, Eski kiracının sorumluluğunun kapsamı açıkça belirtilmelidir. 4. Eski Kiracının Sorumluluğu TBK m. 323/3 uyarınca işyeri kiralarında devreden kiracı, kira sözleşmesinin bitimine kadar ve en fazla iki yıl süreyle devralanla birlikte müteselsilen sorumlu olur. Kira sözleşmesinin bitimine iki yıldan daha az bir süre varsa, kira sözleşmesinin bitimiyle devreden kiracının sorumluluğu ortadan kalkacaktır. Devir yapan kiracı, kira bedeli ve yan giderler bakımından iki yıl boyunca yükümlülük altındadır. Uygulamada bu sorumluluğun kaldırılması için kiraya verenle açık bir feragat düzenlemesi yapılması önemlidir. 5. Devir ile Alt Kira Arasındaki Fark Uygulamada sıklıkla karıştırılan iki kavram vardır: Devir Alt Kira Kiracı değişir. Asıl kiracının kiracılık sıfatı devam eder. Hak ve borçlar devralana geçer. Alt kiracı sınırlı hakka sahiptir. Kiraya verenin yazılı rızası şart. Genellikle yine rıza gerekir. Sürekli ilişki. Geçici ilişki. Hukuki gerekliliklere uygun şekilde yapılmayan devir işlemleri, tahliyeye ve sözleşmenin feshedilmesine yol açabilmektedir. 6. Uygulamada Sık Yapılan Hatalar Yazılı izin alınmadan fiili devir yapılması Devir protokolünde eski kiracının sorumluluğunun düzenlenmemesi Devralanın ticaret sicil bilgilerinin ve ödeme gücünün kontrol edilmemesi Kira sözleşmesindeki özel yasakların göz ardı edilmesi Bu tür hatalar ciddi ve geri dönülemez maddi kayıplara ve kaybedilme riski yüksek, uzun süren davalara sebep olabilir. 7. Sonuç ve Değerlendirme İşyeri kira sözleşmesinin devri, basit bir işlem gibi görünmekle birlikte hukuki sonuçları itibarıyla oldukça teknik ve risklidir. Hem kiracılar hem de kiraya verenler açısından; Mevzuata uygun hareket edilmesi, Yazılı belgelerin eksiksiz düzenlenmesi, Hak ve sorumlulukların açıkça belirlenmesi büyük önem taşımaktadır. Her somut olayın kendine özgü koşulları bulunduğundan, işyeri kira sözleşmesinin devri öncesinde uzman bir hukukçudan görüş alınması ve bu doğrultuda işlem yapılması telafisi güç zararların önüne geçecektir.

  • TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİ NEDİR? TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİNİN GEÇERLİLİK ŞARTLARI NELERDİR?

    Kira ilişkilerinde en sık karşılaşılan uyuşmazlıklardan biri, kiralanan taşınmazın tahliyesine ilişkindir. Özellikle kanuni kapsamda konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracının güçlü şekilde korunması, kiraya verenlerin tahliye konusunda belirli hukuki araçlara başvurmasını zorunlu kılmaktadır. Bu araçlardan biri de tahliye taahhütnamesidir . Bu yazıda, tahliye taahhütnamesinin ne olduğu, hangi şartlarda geçerli sayıldığı ve uygulamada dikkat edilmesi gereken hususlar ayrıntılı şekilde ele alınmaktadır. 1. Tahliye Taahhütnamesi Nedir? Tahliye taahhütnamesi; kiracının, kiralananı belirli bir tarihte boşaltmayı yazılı olarak üstlendiği belge dir. Türk Borçlar Kanunu'na göre, geçerli bir tahliye taahhüdünün varlığı halinde kiraya veren, bu belgeye dayanarak kiracının tahliyesini talep edebilir. Tahliye taahhütnamesi, kira sözleşmesinden ayrı ve bağımsız  bir hukuki belgedir. Amaç, kiracının kendi hür iradesiyle belirli bir tarihte taşınmazı tahliye etmesidir. 2. Tahliye Taahhütnamesinin Hukuki Dayanağı Tahliye taahhütnamesi, Türk Borçlar Kanunu’nun 352/1. maddesinde  düzenlenmiştir. Bu maddeye göre: "Kiracı, kiralananın tesliminden sonra, kiraya verene karşı kiralananı belirli bir tarihte boşaltmayı yazılı olarak üstlenmişse ve buna rağmen boşaltmamışsa, kiraya veren tahliye talebinde bulunabilir." Bu düzenleme, tahliye taahhüdünün istisnai ve sıkı şartlara bağlı  olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. 3. Tahliye Taahhütnamesinin Geçerlilik Şartları Kanunda yer alan düzenlemeye göre, tahliye taahhütnamesinin hukuken geçerli kabul edilebilmesi için birlikte gerçekleşmesi gereken zorunlu şartlar  bulunmaktadır: a) Yazılı Şekilde Düzenlenmiş Olmalıdır Tahliye taahhütnamesi mutlaka yazılı  olmalıdır. Sözlü tahliye vaatlerinin veya mesajlaşma uygulamalarındaki beyanların hukuki geçerliliği yoktur. Bu hususları tanık delili ile ispat etmek hukuken mümkün değildir. Tahliye taahhütnamesinin noterde düzenlenmesi zorunlu değildir; ancak ispat kolaylığı açısından ve imzaya itiraz hususunun önüne geçebilmek adına noter onaylı olması uygulamada tercih edilmektedir. b) Kiralananın Tesliminden Sonra Verilmelidir En kritik geçerlilik şartlarından biri budur. Kira sözleşmesi ile aynı tarihte  alınan, Kira sözleşmesi imzalanırken önceden hazırlatılan tahliye taahhütnameleri geçersizdir . Kiracının, taşınmazı fiilen teslim aldıktan sonra ve serbest iradesiyle bu belgeyi imzalaması gerekir. Uygulamada, kira sözleşmesi imzalanırken, taahhüt tarihi boş bırakılan tahliye taahhütnamesi imzalatıldığı bilinmektedir. Taahhüt tarihinin sonradan doldurulması, Yargıtay içtihatlarına göre hukuka uygundur; zira kiracı boş kağıda imza atarak tahliye iradesini ortaya koymuştur. Fakat kiracı tarafından tahliye taahhütnamesine atılan ilgili imzanın kira sözleşmesinin imza tarihinde atıldığı yan delillerle ortaya konabilirse bu durumda tahliye taahhütnamesi geçersiz kabul edilecektir. c) Tahliye Tarihi Açık ve Kesin Olmalıdır Tahliye taahhütnamesinde: Gün / ay / yıl şeklinde ve Tereddüde yer vermeyecek biçimde net bir tahliye tarihi  bulunmalıdır. “Gerekirse boşaltacağım”, “kiraya veren isterse tahliye edeceğim” gibi belirsiz ifadeler geçersizdir. Fakat şarta bağlı tahliye taahhüdü düzenlemesinde hukuken bir engel bulunmamaktadır. d) Kiracı Tarafından İmzalanmış Olmalıdır Tahliye taahhütnamesi, kiracının bizzat kendisi  tarafından imzalanmalıdır. Birden fazla kiracı varsa, tamamının imzası gerekir. Vekil aracılığıyla imza atılmışsa, vekâletnamede açık tahliye yetkisi  bulunmalıdır. e) Serbest İrade ile Verilmiş Olmalıdır Tahliye taahhütnamesi; Baskı, Tehdit, Zorunluluk, “Evi vermezsem imzala” gibi dayatmalarla alınmışsa geçersiz sayılır . Kiracı, iradesinin sakatlandığını her türlü delille ileri sürebilir. Yine de bu hususu ispat etmek oldukça güçtür. 4. Tahliye Taahhütnamesine Dayalı Tahliye Süresi Kiraya veren, tahliye taahhütnamesinde belirtilen tarihten itibaren 1 ay içinde icra yoluyla tahliye takibi başlatmalı veya tahliye davası açmalıdır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir. Süre geçirilirse tahliye taahhütnamesine dayanma hakkı kaybedilir. Geçersiz hale gelen tahliye taahhütnamesine dayanarak başlatılan hukuki süreç kiracı lehine sonuçlanacaktır. 5. Uygulamada Sık Yapılan Hatalar Tahliye taahhütnameleriyle ilgili en sık karşılaşılan geçersizlik sebepleri şunlardır: Kira sözleşmesiyle aynı gün imzalatılması, Kiracı yerine üçüncü kişinin imza atması, Birden fazla kiracıdan sadece birinin imzasının bulunması, Baskı altında alınması, Geçerlilik şartlarının bulunmadığı tahliye taahhüdünün imzalatılması, Sahte imza atılması vs. Bu tür hatalar, açılan tahliye davalarının reddedilmesine  yol açabilmektedir. 6. Sonuç ve Değerlendirme Tahliye taahhütnamesi, doğru şekilde düzenlendiğinde kiraya veren açısından etkili ve hızlı bir tahliye yoludur . Ancak geçerlilik şartlarına aykırı düzenlenen taahhütnameler, uygulamada ciddi hak kayıplarına neden olmaktadır. Bu nedenle, tahliye taahhütnamesi düzenlenmeden önce hukuki destek alınması , ileride telafisi güç zararların önüne geçecektir.

  • İŞÇİNİN ÜCRETİNİN PARÇALAR HALİNDE VEYA GEÇ ÖDENMESİ, İŞÇİYE İŞ SÖZLEŞMESİNİ HAKLI NEDENLE FESİH HAKKI VERİR.

    Bu yazımızda, işveren tarafından işçinin maaşının (ücretinin) İş Kanununun emrettiği şekilde ödenmemesi, parçalar halinde veya geç veyahut belirsiz zamanlarda ödenmesi halinde işçinin iş sözleşmesini fesih hakkı konusunda bilgi verilecektir. İş Kanunumuzda ücrete ilişkin düzenlemeler 32. madde ve devamında yer almaktadır. İlgili maddelerde ücret, genel anlamda bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır. Ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkak kural olarak, Türk parası ile işyerinde veya özel olarak açılan bir banka hesabına ödenir. 34. maddede yer alan düzenlemeye göre ise ücreti ödeme gününden itibaren yirmi gün içinde mücbir bir neden dışında ödenmeyen işçi, iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabilir. Bu nedenle kişisel kararlarına dayanarak iş görme borcunu yerine getirmemeleri sayısal olarak toplu bir nitelik kazansa dahi grev olarak nitelendirilemez. Gününde ödenmeyen ücretler için mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı uygulanır. Bu işçilerin bu nedenle iş akitleri çalışmadıkları için feshedilemez ve yerine yeni işçi alınamaz, bu işler başkalarına yaptırılamaz. İşçi açısından iş sözleşmesini haklı fesih hakkının tanındığı 24. maddenin e bendinde "işveren tarafından işçinin ücreti kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmemesi veya ödenmemesi" haklı fesih nedeni olarak tanımlanmıştır. İlgili hükümler birlikte değerlendirildiğinde, işçi yirmi günden daha fazla sürede ücretinin ödenmemesi halinde başka bir sebep olmaksızın iş akdini derhal feshedebilir ve bildirim süresine de uymasına gerek yoktur. İşçi bu fesih ile kıdem tazminatı koşullarını sağlıyorsa kıdem tazminatına hak kazanacak ve eksik ödenen tüm ücretleri de işlemiş faizleriyle işverenden talep edebilecektir. Yine işçinin ücreti tam ödenmiş olsa dahi zamanında ödenmemiş olması da Yargıtay tarafından haklı fesih nedeni olarak kabul edilmektedir. Bu hususta ortaya konulmuş birkaç içtihat aşağıdaki gibidir: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 29.06.2020 tarih ve 2017/16525 E. - 2020/6601 K. sayılı kararında; "Ücreti ödenmeyen işçinin alacağı konusunda takibe geçmesi ya da ücreti ödeninceye kadar iş görme edimini yerine getirmekten kaçınması, iş ilişkisinin devamında bazı sorunlara yol açabilir. Bu bakımdan, işverenle bir çekişme içine girmek istemeyen işçinin, haklı nedene dayanarak iş sözleşmesini feshetme hakkı da bulunmaktadır... İşçinin ücretinin işverenin içine düştüğü ödeme güçlüğü nedeniyle ödenememiş olmasının sonuca bir etkisi yoktur... Somut olayda mahkemenin 2014 yılı nisan ayı ücretine ilişkin gerekçesi yerinde ise de davacı iş akdini aynı zamanda geçmiş ücretlerinin düzensiz ve gecikmeli ödendiği gerekçesiyle de feshetmiştir. Bu durumda geçmiş ücretlerin tam ve zamanında ödendiğinin ispat külfeti davalı işverende olup davalı işveren davaya cevap vermemiş, delil göstermemiş ve davaya katılmamıştır. Davalı işveren kendi üzerinde bulunan ispat külfetini yerine getirmediğinden davacı işçinin geçmiş ücretlerinin zamanında ödenmediği gerekçesine bağlı fesih haklı kabul edilerek kıdem tazminatının kabulü gerekirken sadece son ay ücreti üzerinde durularak feshin haklı olmadığına ve kıdem tazminatının reddine karar verilmesi hatalıdır." hükmetmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 29.03.1989 tarih ve 1989/9-132 E. 1989/210 K. sayılı kararında; …İş akdinde işlemiş ücretlerin gelecek ayın ilk haftasında ödeneceği kararlaştırılmış olmasına karşın şubat ayından itibaren ücretlerin kararlaştırılan süreden sonra ödenmesini ve bu durumun ağustos ayına kadar devam etmesini isabetli olarak işçi lehine haklı fesih nedeni saymış ve işçinin kıdem tazminatına hak kazanacağına… hükmetmiştir.

  • ARAÇ SATIŞINDA KİLOMETRE (KM) VERİSİNİN DÜŞÜRÜLMESİ NEDENİYLE DAVA VE TAZMİNAT

    Araç satışında sıkça başvurulan hilelerden biri toplam kilometre verisinin düşürülmesidir. Bu durumda alıcının satıcıdan tüketici hukukundan doğan dava ve taleplerinin yanında tazminat talep etme hakkı da bulunmaktadır. Araç alım satımında karşılaşılan hileli hareketlerin başında aracın kilometre verisinin düşürülmesi gelmektedir. Bu yol ile satıcı, satmakta olduğu aracı olduğundan daha değerli göstermekte ve haksız kazanç elde etmektedir. Alıcı taraf için satın aldığı araçta beklediği ve vaat edilen özelliklerin eksik ya da hiç bulunmama durumu söz konusudur. Bu durumda hukuken satılan mal "ayıplı mal" olarak nitelendirilecektir. Söz konusu hukuki uyuşmazlıkta, satıcının araç satışını meslek edinip edinmediğine göre görevli mahkeme belirlenmektedir. Satıcı araç satışını meslek edinen, oto galerici diye tabir edilen kişilerden ise bu durumda tüketici hukuku uygulanacak ve görevli mahkeme Tüketici Mahkemesi olacaktır. Satıcının araç satışını meslek edinen kişilerden olmaması durumunda ise genel görevli mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesi görevli olacaktır. Ayıplı mala ilişkin uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin Tüketici Mahkemesi olması halinde ayıptan doğan sorumluluk Tüketicinin Korunması Hakkında Kanuna göre 2 sene, görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olması halinde ise Türk Borçlar Kanununa göre yine 2 senedir. Bu 2 yıllık sürenin başlangıcı satışın gerçekleştiği tarihtir. Fakat istisnai olarak " gizli ayıplı mal " söz konusu ise zamanaşımı süresi söz konusu olmayacaktır. Gizli ayıp, ilk bakışta fark edilemeyen, sonradan yapılacak detaylı bir muayene ile anlaşılan ayıplardır. Bu tür ayıplar genelde malın yapısıyla ilgili olan ve kullanılmasıyla anlaşılan ayıplardır. Durumun gerekli kıldığı muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcının gizli ayıpları araştırma yükümlülüğü bulunmamaktadır. Ancak gizli ayıp ortaya çıkar çıkmaz bu durumu satıcıya bildirmekle yükümlüdür. Aracın kilometre verisinin değiştirilmesi, ilk başta fark edilemeyen ve sonradan yapılacak detaylı bir muayene ile anlaşılabilecek bir ayıp olması nedeniyle gizli ayıp olarak kabul edilmektedir. Malın ayıplı olduğunun anlaşılması durumunda, TKHK m. 11 gereği, tüketici aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir: a) Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme (Sözleşmeden dönme bedelin iadesini de içerir), b) Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme , c) Aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme , ç) İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme , İşbu seçimlik haklar tüketiciye tanınan haklar olup, satıcı tüketicinin seçimini ve talebini yerine getirmek durumundadır. Ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi hakları üretici veya ithalatçıya karşı da kullanılabilir. yukarıdaki hakların yerine getirilmesi konusunda satıcı, üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur. Üretici veya ithalatçı, malın kendisi tarafından piyasaya sürülmesinden sonra ayıbın doğduğunu ispat ettiği takdirde sorumlu tutulmaz. Ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesinin satıcı için orantısız güçlükleri beraberinde getirecek olması hâlinde tüketici, sözleşmeden dönme veya ayıp oranında bedelden indirim haklarından birini kullanabilir. Orantısızlığın tayininde malın ayıpsız değeri, ayıbın önemi ve diğer seçimlik haklara başvurmanın tüketici açısından sorun teşkil edip etmeyeceği gibi hususlar dikkate alınır. Ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi haklarından birinin seçilmesi durumunda bu talebin satıcıya, üreticiye veya ithalatçıya yöneltilmesinden itibaren azami otuz iş günü, konut ve tatil amaçlı taşınmazlarda ise altmış iş günü içinde yerine getirilmesi zorunludur. Ancak, Satış Sonrası Hizmetler Yönetmeliği eki listede yer alan mallara ilişkin, tüketicinin ücretsiz onarım talebi, yönetmelikte belirlenen azami tamir süresi (20 gün) içinde yerine getirilir. Aksi hâlde tüketici diğer seçimlik haklarını kullanmakta serbesttir. Tüketicinin sözleşmeden dönme veya ayıp oranında bedelden indirim hakkını seçtiği durumlarda, ödemiş olduğu bedelin tümü veya bedelden yapılan indirim tutarı derhâl tüketiciye iade edilir. Seçimlik hakların kullanılması nedeniyle ortaya çıkan tüm masraflar, tüketicinin seçtiği hakkı yerine getiren tarafça karşılanır. Tüketici bu seçimlik haklarından biri ile birlikte 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca tazminat da talep edebilir. Tüketici, malı satın alması nedeniyle uğradığı bir zararı ispat edebildiği ölçüde, bu zararın tazminat olarak giderilmesini talep edebilecektir.

  • NOTERDE DÜZENLENMEYEN TAŞINMAZ SATIŞ VAADİ SÖZLEŞMESİNDE CAYMA PARASININ (KAPORA) İADESİ

    Geçersiz Sözleşmede Ödenen Kapora Geri Alınabilir mi? (2026 Güncel Rehber) Taşınmaz (ev, arsa, işyeri vb.) alım-satım süreçlerinde en sık yapılan hatalardan biri, noterde düzenlenmeyen satış vaadi sözleşmelerine güvenilerek ödeme yapılmasıdır.  Özellikle “kapora”, “cayma parası” veya “ön ödeme” adı altında verilen bedeller, ilerleyen süreçte ciddi uyuşmazlıklara yol açmaktadır. Bu yazıda, vatandaşların en çok merak ettiği şu sorulara net cevaplar bulacaksınız: Noterde yapılmayan satış vaadi sözleşmesi geçerli midir? Kapora iadesi mümkün müdür? Cayma parası ile kapora aynı şey midir? Satış gerçekleşmezse ödeme geri alınabilir mi? Yargıtay bu konuda ne diyor? TAŞINMAZ SATIŞ VAADİ SÖZLEŞMESİ NEDİR? Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi, tarafların ileride bir taşınmazın satışını gerçekleştirmeyi taahhüt ettikleri ön sözleşme niteliğinde  bir hukuki işlemdir. Ancak burada kritik nokta şudur: Bu sözleşmenin geçerli olabilmesi için mutlaka noter huzurunda düzenleme şeklinde yapılması gerekir. NOTERDE YAPILMAYAN SÖZLEŞME GEÇERSİZDİR Türk Borçlar Kanunu ve yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre: Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi adi yazılı şekilde (elden imza ile)  yapılırsa Noter düzenleme şartı yerine getirilmezse Bu sözleşme hukuken geçersiz sayılır. Bu durumda taraflar arasında bağlayıcı bir satış vaadi ilişkisi doğmaz. GEÇERSİZ SÖZLEŞMEDE KAPORA NE OLUR? Uygulamada en kritik sorun burada ortaya çıkar: Vatandaşlar çoğu zaman şu şekilde hareket eder: Sözleşme imzalanır Kapora verilir Satış gerçekleşmez Peki bu durumda ne olur? TEMEL KURAL: Geçersiz sözleşmeye dayanılarak yapılan ödemeler sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri istenebilir. Yani, kapora adı altında verilen para, hukuken geçerli bir sözleşmeye dayanmadığı için iade edilmelidir. KAPORA VE CAYMA PARASI AYNI ŞEY Mİ? Hayır. Uygulamada karıştırılan bu iki kavram aslında farklıdır: 1. KAPORA (BAĞLANMA PARASI) Sözleşmenin yapıldığını gösterir Asıl sözleşmenin parçasıdır Geçersiz sözleşmede hukuki dayanağı kalmaz Bu nedenle iadesi gerekir 2. CAYMA PARASI Taraflara sözleşmeden dönme hakkı verir Açıkça kararlaştırılmış olmalıdır Geçerli sözleşmede anlam taşır Ancak sözleşme baştan geçersizse cayma parası da hukuki sonuç doğurmaz. YARGITAY NE DİYOR? Yargıtay’ın yerleşik uygulaması oldukça nettir: Noterde düzenlenmeyen taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri geçersizdir Bu sözleşmeye dayanarak verilen kapora veya ödeme, sebepsiz zenginleşme kapsamında iade edilmelidir. Yargıtay kararlarında özellikle şu noktalar vurgulanmaktadır: Şekil şartı eksikliği sözleşmeyi baştan hükümsüz kılar Taraflar geçersiz sözleşmeye dayanarak hak iddia edemez Ancak verilen paranın iadesi talep edilebilir SATIŞ GERÇEKLEŞMEZSE KAPORA YANAR MI? En çok sorulan sorulardan biri: “Kapora yandı mı?” Cevap: Eğer sözleşme noter huzurunda yapılmadıysa, kapora yanmaz. Çünkü ortada hukuken geçerli bir sözleşme yoktur. Dolayısıyla satış gerçekleşmese bile veya taraflardan biri vazgeçse bile verilen para geri alınabilir. HANGİ DURUMLARDA KAPORA İADE EDİLİR? Aşağıdaki durumlarda kapora iadesi mümkündür: Sözleşme noter dışında yapılmışsa Satış vaadi geçersizse Tapu devri gerçekleşmemişse Taraflar arasında resmi işlem yapılmamışsa Bu hallerde açılacak dava ile ödeme geri alınabilir. KAPORA İADESİ NASIL TALEP EDİLİR? Kapora iadesi için izlenecek hukuki yol: 1. İHTAR GÖNDERİLMESİ Karşı tarafa noter aracılığıyla ödeme talebi yapılır. 2. ARABULUCULUK Uyuşmazlığın niteliğine göre arabuluculuk süreci devreye girebilir. 3. DAVA AÇILMASI Ödeme yapılmazsa, sebepsiz zenginleşme davası açılır Bu dava ile kaporanın iadesi, faiz talebi, gerekirse tazminat talep edilebilir. VATANDAŞLARIN EN SIK YAPTIĞI HATA Uygulamada en yaygın hata şudur: “Sözleşme imzaladım, kapora verdim, artık geri alamam” düşüncesi Bu düşünce çoğu zaman yanlıştır. Çünkü şekle aykırı sözleşmeler hukuken geçerli değildir ve bu durumda ödeme geri alınabilir. KRİTİK UYARI: MUTLAKA NOTER ŞARTI Taşınmaz alım-satım sürecinde güvenli hareket etmek için: Satış vaadi sözleşmesini mutlaka noterde yapın Elden imzalanan sözleşmelere güvenmeyin Kapora ödemesini resmi işlemle ilişkilendirin Aksi halde ciddi hak kayıpları yaşanabilir. SONUÇ: KAPORANIZI GERİ ALABİLİRSİNİZ Özetle: Noterde yapılmayan taşınmaz satış vaadi sözleşmesi geçersizdir Bu sözleşmeye dayanarak verilen kapora hukuki dayanağını kaybeder Yapılan ödeme geri istenebilir Yargıtay uygulaması da bu yöndedir SON SÖZ: HAK KAYBI YAŞAMAMAK İÇİN Taşınmaz işlemleri, küçük hataların büyük maddi kayıplara yol açtığı alanlardır. Özellikle kapora ve satış vaadi sözleşmeleri konusunda uzman desteği alınmadan işlem yapılması, geri dönüşü zor sonuçlar doğurabilir. Eğer siz de: Kapora verdiniz ve geri alamıyorsanız Notersiz sözleşme imzaladıysanız Satış gerçekleşmediği halde paranız iade edilmediyse Haklarınızı kaybetmeden hukuki süreci başlatmanız büyük önem taşır. Konuya ilişkin ilgili birkaç Yargıtay kararı aşağıdadır: YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2017/1137 K. 2018/11653 T. 15.11.2018 “Taşınmaz satış sözleşmesinin devri M.K.’nun 705, BK.’nın 213. (TBK nın 237.), Tapu Kanununun 26., Noterlik Kanununun 60.maddesi ve HGK.nın 15.11.2000 tarih, 2000/13-1612 Esas, 2000/1704 Karar sayılı kararı gereğince resmi şekilde yapılmadıkça geçerli olmadığından taraflarına hak ve borç doğurmaz. Ancak, taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme kuralları gereğince geri isteyebilirler. Haklı bir sebep olmaksızın mal edinen kimse onu iade ile yükümlüdür. Akdi yapanlardan birisi tarafından, önceden diğerine ödenen pey akçesi (kapora) veya cayma akçesi de ceza şartı gibi borcu kuvvetlendirmeye yarayan fer’i bir şarttır; bu bakımdan esas akit geçerli olmadığından fer’i şart da geçersizdir. Geçerli olmayan bir akit dolayısıyla ödenmiş bulunan pey akçesinin (kaporanın) geri verilmesi, sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince istenebilir.” YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2016/18662 K. 2018/5321 T. 16.5.2018 Somut olayda; taraflar arasında şifahi olarak gayrimenkul alım satım sözleşmesinin yapıldığı, sözleşme gereği 20.000,00 TL nin banka aracılığı ile kapora olarak ödendiği anlaşılmaktadır. Buna göre, davaya konu sözleşme, taşınmaz satışına ilişkin olup, geçerlilik şartı olan resmi şekilde düzenlenmediği için geçersizdir. Sözleşme geçersiz olduğu için bu sözleşmede yer alan kaporaya ilişkin hükümler de aynı şekilde geçersizdir. O halde; mahkemece, taraflar arasında gerçekleşen geçersiz taşınmaz satışı sözleşmesi nedeniyle davacı tarafından davalıya 20.000,00 TL ödendiği ve geçersiz sözleşmelerde herkesin aldığını iade etmekle yükümlü olduğu belirlenmekle; davalı tarafından yapılan itirazın iptaline karar verilmesi gerekirken, aksi düşüncelerle davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.” YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ 2016/2288 E. 2017/12263 K. 20.9.2017 T. İTİRAZIN İPTALİ İSTEMİ ( Adi Yazılı Gayrimenkul Satış Sözleşmesi Gereğince Ödenen Kaporanın Sebepsiz Zenginleşme Hükümlerine Göre İadesini İçeren İcra Takibine İtirazın İptali İstemi - Uyuşmazlığın Harici Gayrimenkul Sözleşmesi Gereğince Satıcıya Ödenen Kaporanın Tapu Devrinin Gerçekleşmemesi Halinde Geri İstenip İstenemeyeceği Noktasında Toplandığı - Taraflar Arasında Akdedilen Taşınmaz Satışına İlişkin Sözleşmenin Resmi Şekilde Düzenlenmediği İçin Geçersiz Olduğu ) GEÇERSİZ SÖZLEŞME ( Taraflar Arasında Akdedilen Sözleşmenin Taşınmaz Satışına Dair Olup Geçerlilik Şartı Olan Resmi Şekilde Düzenlenmediği İçin Geçersiz Kabul Edilmesi Gerektiği - Geçersiz Sözleşme Sebebiyle Bedel İadesine Yönelik İtirazın İptaline Hükmedilmesi Gerekirken Yanılgılı Değerlendirme İle Geçerli Şekilde Kurulmuş Sözleşme Gibi Değerlendirilerek Karar Verilmesinin İsabetsiz Olduğu ) Ne var ki; mahkeme, kararını bu gerekçe ile oluşturması gerekirken yazılı gerekçe ile hüküm kurulmuş olması yerinde görülmemiştir. Hal böyle olunca mahkeme gerekçesi kaldırılarak yukarda yazılan gerekçe ile sonucu itibari ile doğru olan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir. O halde; mahkemece; geçersiz sözleşme sebebiyle bedel iadesine yönelik itirazın iptaline hükmedilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme ile geçerli şekilde kurulmuş sözleşme gibi değerlendirilerek karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün gerekçesinin değiştirilerek onanması gerekmiştir.

  • 150'DEN DAHA FAZLA KADIN ÇALIŞANIN BULUNDUĞU İŞ YERLERİNDE KREŞ BULUNMAMASI İŞÇİYE İŞ SÖZLEŞMESİNİ HAKLI FESİH İMKANI VERİR.

    İş yerinde çalışan kadın sayısı 150'den fazla ise işverenin kreş açma yükümlülüğü söz konusudur. Bu yükümlülüğe aykırı hareket edilmesi halinde işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle fesih imkanı bulunmaktadır. 16.08.2013 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Gebe veya Emziren Kadınların Çalıştırılma Şartlarıyla Emzirme Odaları ve Çocuk Bakım Yurtlarına Dair Yönetmelik'in amacı gebe, yeni doğum yapmış veya emziren çalışanın işyerlerindeki sağlık ve güvenliğinin sağlanması ve geliştirilmesini destekleyecek önlemlerin alınması ve bu çalışanların hangi dönemlerde ne gibi işlerde çalıştırılmalarının yasak olduğunu, çalıştırılabileceği işlerde hangi şart ve usullere uyulacağını, emzirme odalarının veya çocuk bakım yurtlarının nasıl kurulacağını ve hangi şartları taşıyacağını belirlemektir. İlgili yönetmeliğin 13. maddesi aşağıdaki gibidir: Oda ve yurt açma yükümlülüğü MADDE 13 – (1) Yaşları ve medeni halleri ne olursa olsun, 100-150 kadın çalışanı olan işyerlerinde, emziren çalışanların çocuklarını emzirmeleri için işveren tarafından, çalışma yerlerinden ayrı ve işyerine en çok 250 metre uzaklıkta EK-IV’te belirtilen şartları taşıyan bir emzirme odasının kurulması zorunludur. (2) Yaşları ve medeni halleri ne olursa olsun, 150’den çok kadın çalışanı olan işyerlerinde, 0-6 yaşındaki çocukların bırakılması, bakımı ve emziren çalışanların çocuklarını emzirmeleri için işveren tarafından, çalışma yerlerinden ayrı ve işyerine yakın EK-IV’te belirtilen şartları taşıyan bir yurdun kurulması zorunludur. Yurt, işyerine 250 metreden daha uzaksa işveren taşıt sağlamakla yükümlüdür. (3) İşverenler, ortaklaşa oda ve yurt kurabilecekleri gibi, oda ve yurt açma yükümlülüğünü, kamu kurumlarınca yetkilendirilmiş yurtlarla yapacakları anlaşmalarla da yerine getirebilirler. (4) Oda ve yurt açma yükümlülüğünün belirlenmesinde, işverenin belediye ve mücavir alan sınırları içinde bulunan tüm işyerlerindeki kadın çalışanların toplam sayısı dikkate alınır. (5) Emzirme odası ve/veya yurt kurulması için gereken kadın çalışan sayısının hesabına erkek çalışanlar arasından çocuğunun annesi ölmüş veya velayeti babaya verilmiş olanlar da dâhil edilir. Kanun maddesinde düzenlendiği üzere, 150'den fazla kadın çalışanın bulunduğu iş yerlerinde, 0-6 yaşındaki çocukların bırakılması, bakımı ve emziren çalışanların çocuklarını emzirmeleri için işveren tarafından, çalışma yerlerinden ayrı ve işyerine yakın yurt kurulmasının zorunludur. Kurulacak yurt, işyerine 250 metreden daha uzaksa işverenin ayrıca taşıt sağlama yükümlülüğü de bulunmaktadır. İşverenin söz konusu yükümlülüklere aykırı davranması durumunda, İş Kanunu 24. madde uyarınca işçi iş sözleşmesini haklı nedenle fesih hakkı kazanacaktır. Bilindiği üzere, iş sözleşmesinin işçi tarafından haklı nedenle feshedilmesi durumunda işçi kıdem tazminatına hak kazanacaktır. Hukuki şartlarının bulunması durumunda kıdem tazminatı yanında ücret alacağı, fazla mesai alacağı, yıllık izin ücret alacağı, ulusal bayram, dini bayram ve genel tatillerde yapılan çalışmanın karşılığı olan alacak gibi diğer işçilik alacaklarına da hak kazanılabilecektir. İşçinin haklı nedenle fesih hakkı bulunması durumunda ihtarname keşide ederek iş sözleşmesini feshetmesi, işçilik alacaklarının ödenmesini talep etmesi, ödenmemesi durumunda arabuluculuk süreciyle birlikte hukuki süreci başlatması ve fakat hepsinden önce uzman bir avukattan görüş alması gerekmektedir. YARGITAY 9. Hukuk Dairesi Esas No: 2015/5175 Karar No: 2016/19971 Karar Tarihi: 14-11-2016 "14.07.2004 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 25522 sayılı Gebe veya Emziren Kadınların Çalıştırılma Sartlarıyla Emzirme Odaları ve Çocuk Bakım Yurtlarına Dair Yönetmelik'in 15.maddesine göre, işverenin belediye ve mücavir alan sınırları içinde bulunan tüm işyerlerinde, yaşları ve medeni halleri ne olursa olsun, toplam 150'den çok kadın çalışanı olması halinde, 0-6 yaşındaki çocukların bırakılması, bakımı ve emziren çalışanların çocuklarını emzirmeleri için işveren tarafından, çalışma yerlerinden ayrı ve işyerine yakın belirli şartları taşıyan bir yurdun kurulması zorunludur... Yönetmelikteki düzenleme gereği işverenin kreş açma zorunluluğu bulunmakta olup, bu yükümlülüğünü yerine getirmeyen işveren karsısında işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle fesih hakkı bulunmaktadır" T.C. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi Esas No: 2019/1407 Karar No: 2019/1597 Karar Tarihi: 26-09-2019 "Davacı iş akdini Antalya 14. Noterliği'nin 09.08.2016 günlü ihtarıyla, davalı işveren tarafından kreş açma yükümlülüğüne uyulmaması nedeniyle haklı nedenle feshettiğini iddia etmiş, davalı işveren ise feshin haklı nedene dayanmadığını savunmuştur. Fesih tarihinde davacının biri altı aylık, diğeri beş yasında olan iki çocuğu bulunmaktadır. Somut uyuşmazlıkta; yönetmelikteki açık düzenlemeye rağmen davalı işverenin yönetmeliğe aykırı olarak kreş açmadığı, davacı işçi tarafından 4857 sayılı Yasa'nın 24/II-f maddesi uyarınca çalışma şartlarının uygulanmaması nedeniyle gerçekleştirilen feshin haklı nedene dayandığı, davacıya kreş yardımı adı altında belirli bir miktar ödeme yapılmış olmasının yönetmelikteki açık düzenleme karşısında sonuca etkili olmadığı görülmekle davalının istinaf sebepleri yerinde bulunmamıştır."

  • DOLANDIRICILIK SUÇU, ŞARTLARI, CEZASI VE UYGULANACAK HUKUK (2026 GÜNCEL REHBER)

    Bu yazımızda dolandırıcılık suçunun şartları, sonuçları, uygulanacak hukuk hakkında bilgi verilecektir. Suçun mağduru olmanız durumunda yapılması gerekenler, alınabilecek tedbirler ve hukuki süreç ile ilgili sorularınıza cevap bulabilirsiniz. KANUNİ DÜZENLEME, SUÇUN ŞARTLARI VE CEZASI Dolandırıcılık suçu Türk Ceza Kanunumuzda "mal varlığına karşı suçlar" genel başlığı altında düzenlenmiştir. İlgili düzenlemeler kanunun 157. vd maddelerinde yer almaktadır. 157. maddeye göre; Dolandırıcılık Madde 157- (1) "Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir." Kanunda düzenlenmiş olan suçları işleniş şekillerine göre kasten ve taksirle işlenebilen suçlar olarak ikiye ayırabiliriz. Taksirle işlenen suçların cezası, kasten işlenen suçlara göre daha azdır. Dolandırıcılık suçunun unsurlarını ele alacak olursak her şeyden önce hileli davranışlarda bulunma eylemi söz konusu olacaktır. Hileli davranışlar yalnızca kasti davranışlarla ortaya konulabilir. Çünkü kastın unsurları bilmek ve istemektir. Dolayısıyla dolandırıcılık suçu taksirle, başka bir deyişle yanlışlıkla veya istemeden işlenebilecek suçlardan değildir. Yine kanun metninden anlaşılan, hileli davranışlar neticesinde mağdurda bir aldanma meydana getirilmesi, mağdurun veya üçüncü bir kişinin zarara uğratılması gerekliliğidir. Söz konusu zarar neticesinde ise dolandırıcılık suçunun faili veyahut üçüncü bir kişinin yarar sağlaması gerekmektedir. Zarar ve yarar şartları bulunmadığı zaman eylemin yalan söylemek veya kandırmak olarak nitelendirilmesi söz konusu olabilir; bu durumda TCK anlamında bir suç söz konusu değildir. Az önce de bahsettiğimiz üzere, dolandırıcılık suçu mal varlığına karşı işlenebilecek bir suçtur. Dolandırıcılık suçunu işleyen sanığın alacağı cezanın alt sınırı 1 yıldan az ve üst sınırı ise 5 yıldan fazla olamaz. Hapis cezası ile birlikte adli para cezasına da hükmolunur. Adli para cezasının ödenmemesi ayrı bir hapis cezasına sebebiyet verir. Buraya kadar anlatılan, dolandırıcılık suçunun basit hali olup aşağıda dolandırıcılık suçunun nitelikli hallerine ilişkin düzenleme yer almaktadır. Nitelikli dolandırıcılık Madde 158- (1) Dolandırıcılık suçunun; a) Dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle, b) Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle, c) Kişinin algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle, d) Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle, e) Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak, f) Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle, g) Basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle, h) Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında, i) Serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle, j) Banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla, k) Sigorta bedelini almak maksadıyla, l) (Ek: 24/11/2016-6763/14 md.) Kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle, İşlenmesi halinde, üç yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (Ek cümle: 29/6/2005 – 5377/19 md.; Değişik: 3/4/2013-6456/40 md.) Ancak, (e), (f), (j), (k) ve (l) bentlerinde sayılan hâllerde hapis cezasının alt sınırı dört yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz. (2) Kamu görevlileriyle ilişkisinin olduğundan, onlar nezdinde hatırı sayıldığından bahisle ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak, başkasından menfaat temin eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır. (3) (Ek fıkra: 24/11/2016-6763/14 md.) Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçların, üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında; suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde verilecek ceza bir kat artırılır. 158. maddede sayılmış olan nitelikli hallerden herhangi birinin varlığı halinde suçun tanımı nitelikli dolandırıcılık olacaktır. Bu suçun sanığı ise üç yıldan on yıla kadar hapis cezası ile karşılaşacaktır. Birden fazla mağdur bulunuyorsa birden fazla ceza söz konusu olur. Son fıkranın bize anlattığı ise dolandırıcılık ve nitelikli dolandırıcılık suçunun üç veya daha fazla kişi ile işlenmesi durumunda ceza yarı oranında tekrar artırılır. Eğer ki dolandırıcılık suçu örgüt kapsamında işleniyorsa bu durumda verilecek ceza 1 kat oranında artırılır. Kanunda yer alan ve daha az cezayı gerektiren bir düzenleme ise 159. maddedir. Daha az cezayı gerektiren hal Madde 159- (1) Dolandırıcılığın, bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla işlenmesi halinde, şikayet üzerine, altı aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. Sanığın suçun mağdurundan var olan bir hukuki alacağını tahsil etmesi; örneğin vermiş olduğu borcunu geri alabilmesi, sunmuş olduğu hizmetin veya teslim etmiş olduğu malın bedelini alabilmesi gibi amaçlarla mağdura karşı dolandırıcılık suçunu işlemesi durumunda ise cezanın alt sınırı altı ay, üst sınırı ise 1 yıldır. Bu durumda adli para cezasına hapis cezası ile birlikte hükmedilmez; hakim ya sadece hapis cezasına ya da sadece para cezasına hükmedebilir. TCK m. 168'de malvarlığına karşı işlenen suçlar için bir etkin pişmanlık hükmü düzenlemesi bulunmaktadır. Buna göre suçu işleyen fail hakkında dava açılmadan yani kovuşturma aşaması başlamadan önce mağdurun zararını giderirse, hakkında verilecek olan cezanın üçte ikisi oranında indirim yapılır. Hakkında dava açıldıktan yani kovuşturma aşaması başladıktan hüküm kuruluncaya kadar zararı gidermesi durumunda ise cezanın yarısı indirilir. ŞİKAYET VE SORUŞTURMA Dolandırıcılık suçunun nitelikli hali de basit hali de şikayete tabi değildir. Bunun anlamı suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet Savcısının kendiliğinden soruşturma başlatması gerekliliğidir. Tabi ki her durumda savcının dolandırıcılık eyleminden haberdar olması mümkün olmamaktadır. Bu nedenle dolandırıcılık suçunun mağduru, diğer suçlarda olduğu gibi ya en yakın polis merkezine başvurarak sözlü şikayette bulunmalı ya da Savcılığa başvurarak yazılı dilekçe sunmalıdır. Verilecek ifade veya dilekçede tarafa ait bilgiler, suçun tarihi, suçun nasıl işlendiği, yaşadığımız mağduriyetin ne olduğu ve parasal değeri açıkça anlatılmalıdır. Karakolda polis memurları tarafından ifadenin alınması veya Savcılığa başvurulması akabinde bir soruşturma dosyası oluşturulur. İki ihtimalin de sonucu aynı olacaktır. Soruşturmayı yürüten kişi Cumhuriyet Başsavcısıdır. Savcı gecikmeksizin olaya karışan kişilerin, suçu işlediği iddia edilen şüphelinin, varsa tanıkların ifadesini alır. Kamera kaydı, banka hesap dökümü, parmak izi, hastane raporu vs. gibi adli delillerin toplanmasını sağlar. ADLİ TEDBİRLER VE TUTUKLAMA 5271 Sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunun 100. Maddesinde tutuklama nedenleri sayılmıştır. Bu maddeye göre kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez. Ancak şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa. şüpheli veya sanığın davranışları; delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma, hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa, bu kapsamda tutuklama kararı verilebilir. Tutuklama kararı kadar bir ağırlık gerektirmeyen durumlarda ise haftanın belli günleri karakola imza atma, ev hapsi, yurt dışına çıkış yasağı gibi adli kontrol kararları da uygulanabilir. İlgili kararlara karşı şüpheli veya sanığın iki hafta içerisinde itiraz hakkı bulunmaktadır. 5271 Sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunun 100/4 maddesine göre “Sadece adlî para cezasını gerektiren suçlarda veya vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenenler hariç olmak üzere hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez”. şeklinde hükme yer verilmiştir. Türk Ceza Kanunun 157 ve 158. Maddesinde yer alan dolandırıcılık suçu işlendiğinde hakim tarafından yukarıda sayılan şartların varlığı gerekçe gösterilerek de tutuklama kararı verilebilir. Tutuklama kararı soruşturma aşamasında Savcılığın sevki ile Sulh Ceza Hakimliği tarafından da verilebilir. Başka bir deyişle hakkında hüküm kurulana kadar sanığın tutuklu veya tutuksuz olarak yargılanması söz konusu olabilecektir. Yargılama bittikten sonra sanığın beraat etmesi durumunda ise haksız tutuklama sebebiyle Devlete karşı maddi ve manevi tazminat davası açma hakkı bulunmaktadır. UZLAŞTIRMA VE KOVUŞTURMA Soruşturma makamının tüm delilleri toplamasıyla beraber soruşturma aşaması tamamlanmış olur ve karşımıza iki ihtimal çıkar. Bunlardan ilki Savcının iddia edilen suçun işlenmediği kanaatinde olması veya suçun işlendiğine dair yeterli delilin elde edilememesidir. Bu durumda Savcılık tarafından takipsizlik kararı olarak da bilinen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilir. Kararın şikayetçiye tebliğ edilmesinden itibaren iki hafta içerisinde Mahkemeye itiraz imkanı bulunmaktadır. Bu sürede itiraz edilmemesi veya itiraz edilmesine rağmen kararın değişmemesi durumunda takipsizlik kararı kesinleşir ve dosya kapatılır. Diğer ihtimalde ise Savcılık makamı suçun oluştuğuna ve şikayet edilen şüpheli tarafından işlendiğine kanaat getirmiştir. Bu durumda dolandırıcılık suçu bakımından yine iki ihtimal söz konusu olur. Eğer ki basit dolandırıcılık söz konusu ise dosya savcı tarafından bir uzlaştırmacıya tevdi edilir ve uzlaştırma süreci başlatılır. Uzlaştırmacı taraflar ile iletişime geçerek suç bakımından uzlaşmak isteyip istemediklerini sorar. Taraflar uzlaşmak için birbirlerinden maddi veya manevi çeşitli edimler talep edebilirler. Örneğin özür dilenmesi, para verilmesi, bir hayır kurumuna bağış yapılması, zararın giderilmesi, eşyanın tamir edilmesi vb... Taraflar arasında uzlaşma sağlanırsa ve edim yerine getirilirse dosya takipsizlik kararı ile kapatılır. Tarafların uzlaşamaması durumunda ise Savcılık tarafından iddianame hazırlanarak dava açılır ve sanığın Ceza Mahkemesi nezdinde yargılaması başlar. Nitelikli dolandırıcılık suçu ise uzlaşma kapsamında olmadığı için uzlaşma süreci yürütülemez, dolayısıyla Savcılık iddianame hazırlayarak dosyayı Ceza Mahkemesine gönderir. Soruşturma aşamasında da Mahkeme aşamasında da mağdurun şikayetini geri çekmesi durumunda şikayet veya dava düşmez. Bu durum, dolandırıcılık suçunun şikayete tabi olmamasının sonucudur. Mahkeme tarafından yargılamaya, Savcılık tarafından soruşturmaya devam edilir. TAZMİNAT Ceza Mahkemesi yalnızca sanık hakkında bir yargılama yapmaktadır. Sanık hakkında ceza hükmü kurulması demek Mahkemenin sanığın mağdurun zararını gidermesine, almış olduğu parayı geri vermesine hükmetmesi anlamına gelmez. Mağdurun zararını tazmin edebilmesi için sanığa karşı ayrıca bir alacak davası veya icra takibi başlatması gerekmektedir. Bu dava ile birlikte maddi zararınızı talep edebilir, şartları mevcut ise manevi tazminat da talep edebilirsiniz. Tazminat davasının açılması için ceza davasının sonuçlanması zorunluluk değildir. Hukuk hakimi usul işlemlerini yerine getirdikten sonra dosya hakkında karar vermek için Ceza Mahkemesinin kararını bekletici mesele yapacaktır. DOLANDIRICILIK SUÇUNA KARŞI ALINACAK TEDBİRLER Telefonla sizleri arayarak kendilerini güvenlik görevlisi (polis, asker) kamu görevlisi (Hâkim, Savcı) olarak tanıtarak “adınızın bir terör örgütü soruşturmasına karıştığını söyleyerek” sizden para ve ziynet eşyası talep edenlere itibar etmeyiniz. İnternet üzerinden satılık araç ilanı verilen araçlar için emin olmadığınız kişilere kapora adı altında para göndermeyiniz. Kendisini Vali veya Kaymakam olarak tanıtarak yardıma muhtaç veya hasta çocuklar için para talep eden kişilere inanmayın. Aracınızı satarken paranızın tamamını almadan kesinlikle vekâlet veya noter satışını vermeyiniz. Motorsiklet satışları da noter huzurunda yapılmak zorundadır. Ev ve arsa satışı yaparken mutlaka paranızı satış esnasında alınız tanımadığınız kişilere satış amaçlı vekâlet vermeyiniz. Banka, postane, hastane, vergi dairesi vb. yerlerde kendilerini görevli olarak tanıtan ve yardım vaadinde bulunan kişilere itibar etmeyiniz. Bankamatiklerde işlem yaparken şifrenizi kimseye göstermeyin veya söylemeyin. Üzerinizde büyük miktarda para taşımanız gerekiyorsa birkaç parça halinde emniyetli yerlerde taşıyınız. Adres sormak, para bozdurmak vb. bahanelerle size yaklaşan tanımadığınız şahıslara karşı dikkatli olunuz. Para ile ilgili işlerinizi bizzat kendiniz takip etmeye, özellikle küçük yaştaki çocuklara paranızı emanet etmemeye dikkat ediniz. Ucuz ve faturasız malları satın almayınız. Elden satılan eşyaların çalıntı veya kaçak mal olma ihtimali yüksektir. Çalıntı mal satın almanın suç olduğunu unutmayınız. Bu tür malları alırken kaynağını araştırınız. Evinize gelerek “Yaptığımız çekilişten size hediye çıktı” şeklinde sözlerle kandırarak fahiş fiyatla mal satanlara inanmayınız. Bankamatiklerde işlem yapmak istediğinizde tanımadığınız kişilerin yardım tekliflerini kabul etmeyiniz. Bankamatiklere kartınız sıkıştığında hiç kimseden yardım istemeyiniz. Şifrenizi banka yetkilileri dâhil kimseye söylemeyiniz. Sizi cep telefonuyla banka yetkilisi ile görüştüreceğini söyleyen kişilere itibar etmeyiniz. Bankadan aradığını söyleyerek kartınızın şifresini veya bilgilerini isteyenlere bu bilgileri vermeyiniz. Araç almak istediğinizde ruhsat sahibi ile yüz yüze görüşünüz. Araç üzerinde yazılı olan motor şasi numarası ile ruhsatta yazılı olan motor şasi numarasının aynı olmasına dikkat ediniz. Kredi kartınız kaybolduğu veya çalındığında en kısa sürede ilgili bankayı arayıp iptal ettiriniz. Kredi kartı şifrenizi kimseye söylemeyiniz, kartınızın arkasına şifrenizi yazmayınız. Kredi kartı ile yaptığınız alışverişlerde kredi kartınızın POS makinesi dışında başka bir makineden geçirilmemesine dikkat ediniz. İnternet üzerinden alışverişlerde güvenilir olmayan sitelerden alışveriş yapmayınız. Kart bilgilerinizi kesinlikle paylaşmayınız. Evlenme vaadi ile sizden altın veya para isteyenlere itibar etmeyiniz. Fala bakmak veya büyü yapmak için ikametinize gelen ve içeri girmeye çalışan kişilere itibar etmeyiniz.

  • İŞÇİNİN SİGARA İÇMESİ HAKLI FESİH NEDENİ MİDİR? | YARGITAY KARARLARIYLA 2026 GÜNCEL REHBER

    İşyerinde sigara içmek, uygulamada en çok uyuşmazlık yaratan konulardan biridir. Özellikle işten çıkarılan işçilerin en sık sorduğu soru şudur: “Sigara içtiğim için işten çıkarıldım. Bu haklı fesih mi? Tazminatlarımı alacak mıyım?” Bu sorunun cevabı tek cümleyle verilemez. Çünkü hukukta belirleyici olan şey tek bir davranış değil, o davranışın koşullarıdır. Bu yazıda konuyu, tamamen özgün bir analizle ve özellikle Yargıtay kararları ışığında detaylı şekilde ele alıyoruz. İşyerinde sigara içmenin yasal sonuçları: İşçi haklı nedenle işten çıkarılabilir mi? 1. SİGARA İÇMEK TEK BAŞINA HAKLI FESİH NEDENİ DEĞİLDİR Öncelikle en kritik noktayı netleştirelim: İşçinin sigara içmesi tek başına iş sözleşmesinin haklı nedenle feshi için yeterli değildir. İşverenin derhal fesih hakkı, ancak şu durumlarda doğar: İşyerinde açık sigara yasağı varsa İşçi bu yasağa rağmen davranışını sürdürüyorsa İş güvenliği tehlikeye giriyorsa İş disiplini ciddi şekilde ihlal ediliyorsa Aksi halde işveren tarafından yapılan fesih haksız fesih sayılır. 2. YARGITAY UYGULAMASI: BELİRLEYİCİ KRİTERLER Yargıtay kararları incelendiğinde sigara içme nedeniyle fesihte şu kriterlerin esas alındığı görülür: Yasak açık mı? İşçi uyarıldı mı? Davranış tekrar etti mi? İş güvenliği riski var mı? Bu kriterler olmadan yapılan fesihler genellikle işçi lehine sonuçlanır. 3. EMSAL YARGITAY KARARLARI 3.1. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E. 2013/10378 – K. 2015/11974 – T. 01.04.2015 Yargıtay; İşyerinde sigara yasağının açık şekilde düzenlenip düzenlenmediğini İşçinin bu konuda önceden uyarılıp uyarılmadığını Davranışın süreklilik arz edip etmediğini incelemiştir. Sonuç: Bu unsurların yeterince ortaya konulamadığı durumlarda fesih haklı sayılmamıştır. Tek seferlik veya belirsiz kurallara dayanan fesih işçi açısından tazminat hakkı doğurur. 3.2. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E. 2015/2766 – K. 2015/10835 – T. 15.06.2015 Yargıtay; İşverenin açık yasağı bulunduğunu İşçinin bu yasağı bildiğini Uyarılara rağmen davranışın devam ettiğini tespit etmiştir. Sonuç: Bu durumda işverenin iş sözleşmesini feshi haklı fesih olarak kabul edilmiştir. Israr ve uyarıya rağmen sigara içmeye devam eden işçi tazminatsız çıkarılabilir. 3.3. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E. 2013/10378 – K. 2015/11974 – T. 01.04.2015 Bu kararda ayrıca şu önemli vurgu yapılır: İşçinin davranışı işyerinde olumsuzluk yaratmıyorsa İş güvenliğini tehdit etmiyorsa fesih ölçüsüz (orantısız) kabul edilir. Sonuç: İşçi lehine kıdem ve ihbar tazminatı doğar. 3.4. İş Güvenliği Boyutu Olan Durumlar (Yargıtay İçtihatları) Yargıtay kararlarında özellikle şu durumlar açıkça haklı fesih nedeni sayılmaktadır: Yanıcı/parlayıcı maddelerin bulunduğu ortamda sigara içilmesi Üretim alanında sigara içilmesi Sağlık açısından riskli alanlarda sigara içilmesi Bu durumlarda ayrıca işverenin iş güvenliği yükümlülüğü ve diğer çalışanların hayati güvenliği ön plana çıkar. Bu tür davranışlar işveren açısından doğrudan haklı fesih sebebidir. 4. EN KRİTİK AYRIM: TEK SEFER Mİ, SÜREKLİLİK Mİ? Uygulamada davaların kaderini belirleyen en önemli faktör, davranışın süreklilik arz edip etmediğidir. Durum Sonuç Tek seferlik sigara içme Genellikle haksız fesih Uyarıya rağmen tekrar Haklı fesih İş güvenliği riski Kesin haklı fesih 5. İŞVERENLER İÇİN HUKUKİ UYARI İşveren açısından en büyük risk şudur: Disiplin süreci işletilmeden yapılan fesihler neredeyse her zaman kaybedilir. Bu nedenle: Yazılı sigara yasağı oluşturulmalı İşçiye tebliğ edilmeli İhlaller kayıt altına alınmalı Uyarı mekanizması işletilmeli Aksi halde işveren kıdem + ihbar + dava masrafları ödemek zorunda kalabilir. 6. İŞÇİLER İÇİN STRATEJİK BİLGİ Eğer sigara nedeniyle işten çıkarıldıysanız şu soruları sorun: Bana yazılı uyarı yapıldı mı? İşyerinde açık bir yasak var mı? Bu davranışı sürekli mi yaptım? İş güvenliğini tehlikeye attım mı? Bu soruların cevabı “hayır” ise yüksek ihtimalle tazminat hakkınız vardır. 7. SONUÇ: NET VE KESİN HUKUKİ DEĞERLENDİRME İşçinin sigara içmesi tek başına haklı fesih nedeni değildir. Ancak: Açık yasağa rağmen Israrla İş güvenliğini tehlikeye atacak şekilde Sigara içmeye devam ederse, işveren derhal ve tazminatsız fesih hakkını kullanabilir.

bottom of page